Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Ekim '10

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
479
 

Yine mi Küreselleşme

Yine mi Küreselleşme
 

“Batı gibi olmak, batı gibi yaşamak” ile başladı her şey. Sonra batı eğitimi almaya başladık, “batı eğitimi” en büyük referansı oldu zekiliğimizin. Sonra her örnekte, Avrupa’da “hiç böyle şeyler olmadı” nedense, sadece bizim ülkemizde vardı. Sonra yavaş yavaş kendi-mizi kaybettik, özü bulmak zor oldu Amerikan mutfaklarında ve farkına varmadan küreselleşme de Amerikalıların hegomanyasında asimile olmaya başladı.

İşte hikâye benim için bundan ibaretti. Akademisyenler Kulübü Kültüründen bahseden Perter L. Berger, “Batılı aydın küreselleşmesi” olarak adlandırdığı şablonu çizmiş; Doğu Avrupalı başarılı bir işadamının yönetim kurulu toplantısında bir Amerikalı gibi davranabileceğini ancak evinde de yerel geleneklerle karısını dövebileceğini, çocuklarına bağırıp çağırabileceğini anlatmış. Zaten bu durum bildiğimiz bir tablo değil miydi? Karşılaştığımız insanlara hep rol yapabileceği hesabıyla, temkinli yaklaşmamız bundan değil midir köken itibariyle? Bu, toplumdan dışlanma korkusuyla bir “yönetim kurulu toplantısında” (misal olarak) zıt bir kimliğe bürünen ancak kendisi gibi davranabildiği, evinin zırhlı kapılarının ardında bambaşka bir kimliğe bürünen, aslında bildiğimiz bir adam. Çinli bir yorumcu, Amerikan hegemonyasının Çin toplumu üzerindeki etkisini konu alan bir makale yazar ve olay şöyledir:

NATO’nun, 7 Mayıs 1999’da Belgrad’da, Çin Büyükelçiliği’nin bombalanmasına karşı düzenlenen 1999 öğrenci gösterilerinde, Pekin’deki ABD Büyükelçiliği önünde “kahrolsun Amerikan emperyalizmi” sloganlarını atarak bir yandan da Coca-Cola içmekte olan protestocuları gözlemlemiş. Bunu okur okumaz ellerinde Coca-Cola, yanında bir de kıyafetlerinin Levi’s olduğu düşüncesi yerleşti aklıma. Ve Allah bilir, onlar protesto sonrasında bir hamburger yemek için McDonalt’s yolunu tutmuşlardır bile. Yapılan eylemin neden, neye veya kime karşı olduğunu bilmemek gerçekten acı verici… “Mcdünya” kültürünün Tayvan’a yerleşimi trajik bir şekilde, devlet tarafından, halka yapılan yerelleşme çağrılarıyla devam göstermiştir. McDonalt’s ın Japon restorantlarını geride bıraktığına dair okumalar yaparken bir okuyucu olarak üzüldüm ve bunu ülkeme uyarladığımda durumun çok da farklı olmadığını fark ettim. Gençlerin ÖSS temposunda başka bir seçenekleri var mıdır bilinmez ama bunun üzücü gerçekliğini anlayacakları yaşlarının yakın olduğu düşüncesinin biraz da olsa içimi rahatladığı da yalan değil. Japon yemekleri de bu fast-food’laşmadan nasibini aldı ve sushi de hızlı yemek pazarına girdi. McDonalt’s lardan biraz uzak kalacaksa Japon halkı, bu hızlı yemek pazarına giriş Japonlar için iyi olmuştur inşallah.

BATI BİLE… İki Almanya’nın birleşmesinden sonra Batı Almanya, Doğu Almanya ile çok uğraştı. Doğu’yu kendi yaşam standartlarına benzer duruma getirmek için uğraşırken hiçbir zaman onları kendi yöneticileri yapmadan, sadece onları iyi birer işçi yapmak için uğraştılar. Almanya’ya baktığım zaman insan haklarının, yaşam standartlarının, GSMH’larının yüksek olduğu bir ülke görüyorum. Aşırı milliyetçi oldukları için kendi kültürlerinden vazgeçmemekle birlikte onlar da Amerikan Kültürüne yer yer eğilmişler. Obezitenin fazla olduğu bir ülke (ABD’DE olduğu kadar çok olmasa da). Kendi dillerinden başka bir dilli kullanmayı reddeden bir halk olan Alman Halkı’nın, günlük yaşamlarında kullandıkları dilerine İngilizce’yi de almış oldukları artık görülebiliyor. Batı’nın ve daha çok Amerika’nın kendi kültürlerini zorla ya da hiç zorlamadan(!) dayatmaları haline gelen “küreselleşme” kavramı aslında korkutucu bir yön çiziyor bence. Kürselleşme karşıtı çığlıklar atan kitlelerin bir üyesi değilim aslında ama bazen sağlıklı düşünmek belki de küreselleşmenin artı hanesine yazılanlar kadar eksi hanesine yazılanların da fazlalığının olduğu gerçeğini önüme seriyor. AMERİKA…

Şimdi Amerika’dan bahsetme zamanı… Büyük güç, göz kamaştırıcı ülke, ekonomik üstünlükler devi, deyim yerindeyse “taşı toprağı altın” ülke… Amerika, küreselleşmede başat güç olmasa da çok büyük bir role sahip. Acı olan da küreselleşme sahnesinde Amerika’nın rolünü çalabilecek bir başka başrol oyuncusu henüz mevcut değil. IMF ve Dünya Bankası gibi gerçeklerin ABD dışında kimseye çıkar sağlamadığı söylemleri yükselirken hala onlara boyun eğmek ne kadar dengeli bir eylem onu tartışmak lazım ancak, “zorunluluk” kavramı sanırım burada lügattaki manasını bulmakta. Bunlar, iyi toplumlar, sağlam ekonomiler yaratma çabasında değil; kendi çıkarlarını düşünürken, kendilerinden başka güce engel olmak amacındadırlar. Büyük iş adamlarına bir bakın… Devamlı seyahat eden, bu seyahatlerinde en konforlu otelleri seçen insanlar. Kendi ülkelerinde böyle bir konfor ve düzende çalıştıklarını söylemek hepsi için mümkün olmasa da, yurt dışına iş seyahatine çıktıklarında o mükemmelliği arayan insanlar. MTV araştırma ve planlamadan sorumlu başkan yardımcısının belirttiği üzere “iş nedeniyle yolculuk edenlere sunulacak olanaklara her kim karar veriyorsa, ölçü olarak Amerikalı üst düzey yöneticilerini alır”. Bunun doğruluğu tartışılmaz. İnsanlar İngilizce dışında başka dil bilme zorunluluğu bile duymuyorlar. Tercih edilen dilin İngilizce olmasından duyulan rahatlık, çevirmenlere neredeyse gerek duyulmayacak kadar çok. ABD bir dünya yaratmakta. Dizaynını kendi isteklerine ve kültürüne göre yapıyor, ekonomisinin iyi olmasının verdiği bir öz güvenle herkese dayatmalarda bulunuyor, sanki küreselleşen dünyada küreye ayak uyduramazsak sonumuz gelir havasını her daim soluyoruz. Dediğim gibi, küreselleşme karşıtı değilim ama Amerikalılaşmaya karşıyım. Ben kendi kültürümde her yerde karşıma Amerika’nın çıkmasına karşıyım. Aldığım Eğitimin Amerikan ve Batı okullarına oranla hiç de önemli olmadığını söyleyenlerin oluşturduğu ülkenin bir bireyi olmaya karşıyım. Kendine güvenmeyen, her şeyin Amerika ve Batı eksenli olursa mükemmel olacağını düşünenlerin yaşadığı bir ülkede iş bulmaya, çalışmaya karşıyım…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 57
Toplam yorum
: 93
Toplam mesaj
: 22
Ort. okunma sayısı
: 867
Kayıt tarihi
: 24.10.10
 
 

1985 doğumluyum ve geçmişte yaptığım işlerle ilgili her bilgiyi önceki adımlarda sizlerle paylaşt..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster