Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Ekim '10

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
756
 

Yine,yeni,yeniden türban!...

Yine,yeni,yeniden türban!...
 

Görsel kaynağı:İnternet


Türban Türkiye’ye pranga olmaya devam ediyor. Son günlerde siyasi tartışmaların odağında yeniden türban sorunu yer almaya başladı. Patinaj yapan otomobil gibi siyaset kısır bir döngü haline gelen türban etrafında dönmeye başladı.

Kısırlık sadece türban konusunda değil elbet, Kürt sorunu dâhil eğitim, sağlık, hukuk, sosyal adaletsizlik, adil paylaşımın olmadığı ekonomi politikaları…

Karşıtlıklar üzerinden geliştirilen söylemlerin çözümden çok sorunları Gordion düğümüne dönüştürdüğü Türkiye’de, iktidar gücünü eline alan devletin tüm olanakları ile rakip ya da muhalif gördüğüne saldırıyor. Her iktidar döneminde dolup taşan cezaevleri, cezaya dönüşen uzun tutukluluk süreleri bilinmez değil. Cumhuriyet tarihi irdelendiğinde özellikle 50’li yıllardan itibaren siyaset karşıtlık, ötekileştirme üzerine inşa edilmiştir.

Kuşkusuz bu fotoğrafın oluşmasında ülkede rol alan siyaset figürlerinin ortak bir devlet aklı oluşturamamalarının payı yadsınamaz. Türkiye siyasetçisi kasaba politikacısı seviyesini aşamadığı için sorunları çözmek bir yana yenilerini yaratmakta da üstüne yoktur. Kutuplaşma, gerginlik ve süreç içerisinde şiddetin kanıksandığı ve kan üzerinden yürütülen ucuz polemikler olsa, olsa kasaba politikacısı mantığı ile ifade edilebilir.

Entelektüel birikimini cezaevlerinde süründüren, ülke dışına iten, faili meçhullere, bombalı tuzaklara kurban eden siyaset figürleri kasaba politikacısı değil de nedir ki.

İktidar gücünü eline geçirerek olanakları fütursuzca kullanan siyaset, ortak devlet aklından yoksunluğunun bedelini bugün ileri demokrasi vb. süslü sözlerle halkın gözünü türban üzerinden boyayarak durumu idare etmeyi yönetmek diye kolayca halka yutturuyor.

Halkımız zaten kutsalları üzerinden sömürülmeye dünden razı. Kimi milliyetçi, kimi inanç, kimi vatan/bayrak üzerinden dört yılda bir önüne gelen sandığa tercihini atınca demokrasi tecelli ediyor sanıyor.

Oysa demokrasi örgütlü toplum demektir. Demokrasinin olmazsa olmazı olan meydanlar, adeta canlı bir organizma gibi düşünürsek kalbidir, nabzı oralarda atar..

İktidarlar halkın taleplerini demokratik tepkilerinden okur ve yanıt arar. Ama bizde böyle bir sürecin gelişmesine, yaşamasına asla tahammül edilmemiştir. Meydanlar kanlı müdahaleler ile tarih sayfalarına birer utanç lekesi olarak kazınmışlardır.

Karşıtlığın, ötekileştirmenin siyaset/politika sanıldığı; sorunları çözmek yerine ötelemenin, şiddet ile bastırmanın toplumsal vicdanı yok etmeyi ürettiği gerçeği görmezden gelinmiştir.

Türkiye’nin köklerinden günümüze gelen demokratik bir kültürü ol(a)madığı için çağdaş demokrasi deneyimine ulaşan ülkelerin deneyimlerini de yaşamadığı ortadadır.

Neyse, konuyu fazla dallandırıp karıştırmadan biz yine bu yazıyı yazmamıza neden olan türban prangasının yörüngesinde gezinmeye devam edelim.

İslam dini üzerine değerlendirmede bulunan akademisyenler özellikle İslamiyetin akla ve mantığa aykırılıklar içermediği vurgusunu yaparlar. Kız çocuklarının diri, diri gömüldüğü, kendi yaptığı putlara Tanrı diye tapınan Arap coğrafyasında gerçekten çağının ilerisinde bir inanç sistemidir İslamiyet.

Ancak dünyada İslamiyet’in egemen olduğu coğrafyaların neden geri kalmış olduğu, neden hep yoksulluğun egemen olduğu sorusunun nedeni de İslamiyet değil; O’nu doğru ve sağlıklı anlayıp yaşama uygulayamayan din tüccarları/iktidarlardır. Türban sömürüsünde olduğu gibi…

Osmanlı coğrafyasına matbaanın 150 yıl sonra gelmesinin başkaca mantıklı açıklaması yoktur. Din’in kutsal gücünü desteğini iktidarının sürmesi için sömüren insanoğlu, İslam’ın akla ve mantığa öz’ünü kavrayamamış ve dolayısıyla İslam ülkeleri çağın ekonomik ve sosyal gelişmesini kaçırmış, gerisinde kalmıştır. Bu gün dünyada aldıkları rol ve güçleri ortadadır.

Türkiye Fatih R.Atay’ın yazdığı gibi Türk kadınına özgürlüğü vermiştir: “Şark - İslâm dünyasında yalnız Türk ka­dını, Cumhuriyetle beraber, hürriyetine kavuştu. Yalnız Türk üniversitelerinde cumhuriyetle beraber, tefekkür hürriyeti doğdu. Lâisizm, mezhep ayrılıkları ile bir iki millete bölünmek tehlikesini orta­dan kaldırarak, millî birliğin yoğruluş mayası oldu.” ((Yazan: Fatih Rıfkı Atay 29 Ekim 1947 tarihli «Ulus» Anka­ra) Alıntı BYEGM.)

Atay’ın dediği gibi laiklik ülkenin birleştirici unsuru olarak önemli bir yer tutuyor. Sadece kadınlar açısından değil farklı inanışlar, kökenler bakımından da irdelendiğinde laiklik cumhuriyetin vazgeçilmez temellerinden en önemlisini oluşturuyor.

Toplumun geniş kesimleri tarafından siyasi bir tercih olarak değerlendirilse de günümüzde üniversitelerde uygulanan türban yasağının pratikte savunulacak yanı yoktur.

Ancak türban takmayanların garantisi de demokratik ülkelerde yök başkanları, hatta başbakanlar olamaz.

Kaygım odur ki ülke inanç üzerinden hızla kutuplaşmaya itiliyor.

Seksen sekiz yıllık tarih Cuma namazı çıkışı provoke edilen yığınların katliamları ile doludur. Maraş, Çorum 6/7 Eylül…

Tarih ders almaya toplumlar için tekerrürden/tekrardan ibarettir.

Parasız eğitim isteyen, protesto hakkını kullananların yaka paça götürülüp aylardır tutuklu kaldığı ülkede türban üzerinden pazarlanmaya çalışılan demokrasi masalı sürrealist imgeden öteye gidemez…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bu yazınızı öneriyorum. Saygıyla...

zelinartug 
 19.10.2010 10:49
Cevap :
Teşekkür ederim,selamlar...  19.10.2010 12:16
 

Genel zeka ve hafıza sorununun yan etkileri bunlar...Bundan nemalanan uyanıklar gerçek sorunları çarşafa doluyorlar...Güneş ,her zaman balçıkla sıvandı bu ülkede...Kurudukça balçıklar,yeni yaş çamurlar taşındı...Güneşi görmek isteyenler de hep avcunu yaladı...

Mesut Selek 
 17.10.2010 15:43
Cevap :
Mesut bey sorunu güzelce özetlemişsiniz... teşekkür ederim değerli katkınız için,selamlar...  18.10.2010 14:14
 

Görüşlerinize katılmakla birlikte, "Dinler Öldürmeyi Emreder mi?" ve "Tanrı mı, Allah mı" isimli yazılarımı okumanızı ve bu yazılara gelen yorumlara bakmanızı rica edeceğim. Sadece bizim dinimizde değil, tüm dinlerde bunu kullanan ve sömüren bir kitle var. Ama bence dinini bilmeden ve anlamadan inanan tek toplum sanırım bizim toplumumuzdur. Kuran'ı Türkçe okuyup anlamana dahi günah diyen birileri, anlamama sayesinde insanları istediği gibi yönlendirmiştir. Bugün ülkemizde şucular, bucular olmasının ana nedeni de budur. Şimdi durum daha da kritik noktadadır. Din siyasetin tam bir paravanı haline getirilmiş, her cuma namazı çıkışı iktidar mitingine çevrilmiştir. Camii avlusunu siyaset arenasına çevirenlerin en büyük sömürü kozu da türbandır. Her seçim öncesi türban dillerden düşmez, düşmez ki oylar aksın. Ama o oyu verenler, gelenlerin nasıl zengin olduklarını hiç sorgulamazlar. Ne de olsa müslüman çalmaz ya!

Murat Yazmacı 
 14.10.2010 15:22
Cevap :
Yazıda acıkça akıl ve mantığa vurgu yaptım. Çağın gerisinde kalmanın nedeninin yazıyı okuyunca "bilimi ıskalamak olduğu" özellikle matbaa örneğinden anlaşılmalıydı. Vallahi dinler öldürmeyi emreder mi sorunuzun yanıtı evet. İslam tarihi bu tür örneklerle doludur.Hatta Türklerin islamiyeti kabul etmesi kılıç zoru ile olmuştur!Yazımda katılmadığınız yönleri belirtirseniz yanıt verme olanağı bulacağım,selamlar...  19.10.2010 21:04
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1116
Toplam yorum
: 2289
Toplam mesaj
: 135
Ort. okunma sayısı
: 809
Kayıt tarihi
: 28.09.06
 
 

Ankara'da yaşar, dünyalı,aynadaki görüntüsüne muhalif, vicdan hesapları yapmaktan yorgun, yaşanıl..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster