Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Kasım '06

 
Kategori
Kent Tarihi
Okunma Sayısı
1147
 

Yok etmeye çalıştığımız cennet: Şile

Yok etmeye çalıştığımız cennet: Şile
 

Şile; İstanbul'da yaşayan bir çok kişinin mutlaka adını duyduğu şirin bir ilçe. İnsanlar gitmeseler bile, özellikle yazın boğulma haberleriyle bir şekilde bildikleri, tanıdıkları yer. Şimdilerde yeni yapılan yoluyla arabayla yaklaşık bir saat içinde ulaşılan ve insanların serin, dalgalı, hey dikkat edin benim şakam olmaz diyen denizinde hafta sonlarını geçirdikleri tatil beldesi.

Aslında benim özlediğim Şile bundan 30 yıl öncesinin Şilesi. "Niye ki?" diye sorduğunuzu duyar gibi oluyorum. O zamanlar Şile yolu şu andaki gibi ölüm tuzaklarıyla dolu değil tam tersine yeşilin her tonunun kıvrım kıvrım yolunu kapladığı, sağda solda bahçelerinden kopardıkları hormonsuz sebzelerini yoldan geçenlere nerdeyse bedava veren köylülerin doldurduğu, insanların katır tırnağı toplamak için yollarda durup molalar verdiği daha Şile'ye ulaşmadan insanlara huzur veren bir yoldu. Ben 30 yıl öncesi diyorum çünkü daha öncesini betimlemeye yaşım yetmiyor. Benden yaşlılar lütfen beni bağışlasın.

Neyse, yaklaşık 2 saatlik bir yolculuktan sonra karşınıza birden dağların arasından çıkan Şile feneri sizi karşılar ve vasiyet yokuşunu tırmanmaya başlardınız. Bu arada Vasiyet yokuşunu tırmanırken bir taraftan da Kumbabayı, nehri, denizi keser havanın ve denizin durumunu anlamaya çalışırdınız. İçinizi bence dünyanın hiç bir yerinde eşi benzeri bulunmayan incecik, altın sarısı, sıcak kumların üstüne atmanın heyecanı sarardı. Sağında solunda eski ama bakımlı evleri, kadınların saatlerce kumun üstünde işlemden geçirdikleri gerçek Şile bezinden (şimdilerde bildiğim kadarıyla Şile bezi Denizli'deki fabrikalarda makinalarda üretiliyor) yapılmış tiril tiril kıyafetlerin olduğu dükkanları, şimdi yerinde bir heykel olan artistler kahvesini geçip mis gibi taze ekmek kokularının sardığı daracık ve de tek caddesinde turlardınız.

Deniz kenarında göz alabildiğince uzanan kumsalında dolaşır, gençlerin uğrak yeri olan Takılında çayınızı içer masum flörtlerinizi yaşardınız. Öyle şimdilerde olduğu gibi araba falan yoktu sahilinde. Sanki bir çöldeymiş hissi veren Kumbaba'da kum tepelerinden yuvarlanır, nehirde salla karşıdan karşıya geçerdiniz. Yüzmesi iyi olanlar nehirde yüzerek karşıdan karşıya geçer birbirine hava atardı. Hele bir de o zamanlar sayıları hayli fazla olan Alman turistlerle tanışıp çat pat İngilizcenizle arkadaşlıklar da kurdunuz mu sizden keyiflisi olmazdı. Akşam üstü herkes en güzel kıyafetlerini giyer Çardakaltı ya da Çınar çay bahçesinde piyasa yapar, masadan masaya bakışmalarla platonik aşklar yaşanırdı. Geceleri ise şimdi yerlerinde yeller esen Fener disko, Hoşaf disko, Hasır diskoda zamanın en hızlı dansları yapılır gece çoğunlukla kumda yakılan ateşin etrafında gitar ve şen kahkalarla sona ererdi. Polisler bile başkaydı o zamanlar. Uzaktan şöyle bir bakar, eğlenen gençlere "iyi eğlenceler gençler, aman ateşi söndürmeyi unutmayın" derlerdi. Ha bir de çadırlarda kalanlar konusunda bizleri uyarıp "çok gürültü yapıp insanları uyandırmayın" derlerdi. O zamanlar herkes birbirine bir farklı saygılıydı. Günü birlik ya da kısa tatiller için Şile'ye gelenler şimdilerde olduğu gibi bangır bangır bağıran adına bar denilen yerlerde kafaları şişmez, aldatılma korkusu olmadan yemeklerini yer dinlenmiş, eğlenmiş olarak evlerine dönerlerdi.

Daha yazacak o kadar çok şey var ki ama inanın şu anda bile o günleri düşünüp gözlerim doluyor. Nasıl bu hale geldi o güzelim yer bilemiyorum. Ne demek istediğimi bugünlerde özellikle de yazın hafta sonları Şile'ye gidenler daha iyi anlayacaklar. Hiç bir anlamı olmayan garip bir yol, sarhoş araba kullanan insanlar ve her an kaza tehlikesi. Yol kenarında durup da bir şeyler yediniz mi vay ki halinize vay. Kumsalında adım atacak yer yok. Deniz o eski deniz değil. Hafta sonları denizin üstünde yüzen burda yazamayacağım çeşitli nesneler, daha cuma akşamından kamyonlarla gelen geceden mangal yakıp içki içen ve ertesi gün o sıcağın altında haşlanan beyinler ve tabi ki boğulmaya davetiye çıkaran insanlar. Kurtarabilirmiyiz hala tüm saldırılara direnen bu güzel ilçeyi bilemiyorum ama zaman zaman ümitsizliğe düşüyorum. Canım Şile'm benim.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yoruma kapalı zannettim önce. Bu denli okunup da yorum yazılmazsa biraz üzülüyor insan yani ben. Dediklerinize ve eski yolun güzelliğine katılıyorum. Yeşil vadi köylülerini hatırladım. Sanırım köyleri boşaltılacaktı baraj nedeniyle. Bir kaç yıl evvel pankartlarına ratlamıştık Şile yolunda. Evet yoldaki küçük tezgahlarda köylüler bi şeyler satıyorlardı. Bi gözleme bir ayran yol yorgunluğunu alıyordu. Gerçek bir doğadan bir otobana atılmak çok farklı duygu. Aynını Ankara'ya giderken Bolu güzergahında da yaşıyoruz. Orada da lokantalar büfeler vardı. yeni yol ise Şile otobanı gibi. selamlar.

Ezgi Umut 
 07.02.2008 21:02
Cevap :
Alışıyor insan bir süre yorum gelmemesine. dediğim gibi Şile benim özlediğim Şile değil artık ne yoluyla,ne sahiliyle ne de insanlarıyla.Ama yine de vazgeçemiyorum.Saygı ve sevgilerimle.  07.02.2008 22:12
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 116
Toplam yorum
: 1134
Toplam mesaj
: 114
Ort. okunma sayısı
: 1835
Kayıt tarihi
: 24.10.06
 
 

Emekli Deniz Öğretmen Subayım. Felsefe ve yabancı dil eğitimi üzerine çalışmaktayım. Yazmak ise b..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster