Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Mart '15

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
202
 

Yok olmak zamanı.

[Okurken, dinleyiniz lütfen; https://www.youtube.com/watch?v=rDqjgeikSg8&feature=player_detailpage..]

&&&&&

Gelin alayı karşı binadaki kız evinin önünde durdu. Damat, kırmızı gelin arabasının kapısını açarak müstakbel eşinin elinden tuttu...

Gelin, inmekle inmemek arasında tereddüt etti. Önce beyazlar içindeki prenses gelinliğinin alt kısmını toplamaya çalıştı. Olmadı, bıraktı...

Sonra sol elini göğsünün üstüne, sağ elini ise alnına koydu. Damat, ne yapacağını şaşırdı. Gelin, başını arabanın koltuğuna dayadı; "birşeyim yok, sadece kendimi iyi hissetmiyorum" dedi...

Bir güç, topladı kendini. Ve gelinliğini de. İndi arabadan. Alkışlar patladı kalabalıktan. Kömür karası gözlerinden birkaç damla yaş öylece aktı... "Mutluluktan" dedi müstakbel eşine.

&&&&&

Elindeki şişeden bir kadeh daha votka doldurdu. Sabahtan beri kaçıncı kadehti, kimbilir?

Karşı binadaki gelin evine bakıyor, baktıkça kadehini dolduruyor ve içiyor, içiyordu... Artık alkol bedenini ele geçirmiş, beyni ile kalbi arasındaki ayar kaçmıştı.

Dağılmıştı!

Tüm bu olan bitene anlam vermek ne zordu!?

Bir sigara yaktı. Kadehteki votkanın dibini görene kadar içti. Votkanın acı tadını hissetmiyordu artık!..

Karşı binadaki coşkuyu duymamak için teybin sesini yükseltti. Sabahtan beri aynı şarkıyı dinliyordu zaten!

&&&&&

Gelin, lavaboda ağlarken; damat, içeride tebrikleri kabul ediyor, mutluluktan gözleri parlıyordu. Gelin lavabodan çıktıktan sonra, odasına geçti ve boş bir kağıda yazmaya başladı...

Sonra, yazdıkları bitince, çocukluk arkadaşı olan nedimesini buldu ve birşey söylemeden elindeki kağıdı uzattı. Gözgöze geldiler. Arkadaşı, kağıdın gideceği adresi biliyordu. Hiçbirşey sormadan, kağıdı alıp çıktı...

Tekrar odasına geçip, perdelerin arasından bedenini sakınarak, karşı binaya bakmaya başladı.

Ağlayan gelin çiçeği gibiydi...

Ağlıyordu!

&&&&&

O da ağlıyordu!

Az önce gelen kağıtta ne yazdığını biliyordu ama yine de yaşlı ve alkollü gözlerle okumaya başladı;

Vazgeçtim...
Gözlerinden,
Vazgeçtim...
Sözlerinden.

Bir ah de yeter.
Sessizce, kimsesizce,
Gönderdim dudaklarımı
Öpme al yeter.

Hiç tanımaz tenim ellerini,
Bilmez yüreğim bilmez yüreğini
Ah bu koku, bu ten, bu dokunuş
Ah bu delilik sarsar bedenimi
Yok olmak zamanıdır şimdi...

Kağıdı avucunun içine hapsetti ve karşı penceredeki kara gözlerin içine daldı gitti...

&&&&&

Perdeyi ve duvağını araladı, son kez baktı O'na. Gelinliğini göstermeden, sadece gözleriyle...

Sonra, perdeyi kapattı son defa... Duvağını da...

&&&&&

Yok olmuşlardı artık...

&&&&&

* Sezen Aksu'ya saygılarımla...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Rıfat Bey,bir düğünü gözlemleyerek ya da kurgulayarak akıcı,ilginç bir öykü yazmışsınız.Selamlar.

Hüseyin Başdoğan 
 17.03.2015 13:10
Cevap :
Sayın Öğretmenim, öncelikle saygılarımı arz ederim. Öyle bir anda yazıldı, tamamen kurgu. Beğendiğinize sevindim. Esen kalın Efendim.  17.03.2015 19:21
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 49
Toplam yorum
: 167
Toplam mesaj
: 7
Ort. okunma sayısı
: 7774
Kayıt tarihi
: 14.05.14
 
 

Kamu yönetimi ve sosyoloji öğrenimi... Tarih bölümüyle devam eden öğrencilik... Siyasetbilim, top..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster