Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Şubat '13

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
773
 

Yok olmaya mahkûm bir ideoloji = "İslamcı zihniyet" - 2

Yok olmaya mahkûm bir ideoloji = "İslamcı zihniyet" - 2
 

Laiklik tam olarak nedir? Avrupa’da neden gelişmiş? İslam Dünyasında neden gelişememiştir?

Laiklik genel olarak din ve dünya işlerinin ayrılması olarak tanımlanır. Yani din ancak kişilerin vicdanında var olacak, Dünya düzeni,  toplumların gelişen ve değişen ihtiyaçlarına göre düzenlenecektir.

Bu bağlamda kişiler ve toplum dini baskı ve dogmalardan korunacak, kimse kimseye inancını ve nasıl yaşayacağını zorla dayatamayacak, farklı inanç sahipleri asimileye tabi tutulamayacaktır.

Semavi dinlerin tarihsel gelişimini incelediğimizde M.Ö. 3000 yıllarına, Sümer Uygarlığına kadar gideriz. Tarih nasıl Sümer’le başlamış ise semavi dinlerin kaynakları ve dayanaklarının kökenleri de Sümer’le birlikte başlar.

Sümer egemenleri yaptıkları kanunlarının ön sözüne “biz bu görevi falanca tanrıdan aldık” diye kanunlarına geçiyor ve “kim kanunlarımıza uymazsa tanrılar onun belasını versin” diye bedduayla bitiriyorlardı.

Semavi dinler varlıklarını nasıl bir tek tanrıya dayandırıyor ve bütün kurallarını tanrı sözü olarak asla değişmez ve değiştirilemez kılıyor ve bu kurallara karşı gelmek nasıl Allah’a karşı gelmekse. Sümer krallarının yönetim felsefesi de bunun aynısıydı.

Ancak kaynağı ne olursa olsun bütün yönetimsel kurallar hep, o zamanın toplumlarının ihtiyaçlarına göre hazırlanırlar ve gelişim ve değişimle birlikte kısa sürede de eskiye bilirler. İşte o zaman bunları tanrı sözü olarak kabul ettiğimiz zaman toplumların gelişiminin önüne büyük bir engel olduklarında eleştirilmeleri tanrıya isyan etmek olacağından imkânsızlaşır. İşte laiklik ilkesi bu ihtiyaçtan doğmuştur.

Hristiyan batı toplumlarında Alman rahip Martin Luther’in, 1517 de Witenberg kilisesinin kapısına astığı protesto bildirisi ile başlayan laikleşme süreci, Hristiyanlığın bir devlet dini olarak ortaya çıkmaması ve sonradan Roma İmparatorluğunun egemenlik aygıtına dönüşmesi nedeniyle, dinde öze dönüş hareketi olarak başlamış, zorlu bir süreç te olsa batılı toplumlar tarafından özümsenmiştir.

İslam dini ise bir devlet dini olarak ortaya çıkmıştır. Toplum kuralları ve kanunlar hep dini esaslara göre benimsenmiş ve İslam egemenleri yönetimlerinin dayanağını hep Allah’ın iradesinden aldıklarını iddia etmişlerdir. Bu yüzden İslam ülkelerine laikliğin benimsenmesi Batı kadar kolay değildir. Çünkü devlet ve toplum dinden ayrı düşünülemez.

O yüzden İslam dünyasında ciddi anlamda laikleşme çabaları olmamış, yüzeysel bazı gelişmelerse bu ülke insanlarının düşünce yapılarındaki yüzyıllar sonucu meydana gelen statiklik nedeniyle kayda değer bir sonuç vermemiştir.

İç şüphesiz İslam dünyası egemenlerinin emperyalist ülkelerle egemenliklerini korumak için kurdukları yakın işbirliği ve İslamcı zihniyetin ülkelerin sömürülmesine açık olması da bu duruma kayda değer bir etkendir.

Türkiye’de laiklik neden bir türlü sağlanamıyor?

Türkiye’de 1926 da anayasaya giren laiklik ilkesinin yine de tam olarak sağlanmadığını, kurulan cumhuriyetin lider kadrosunun halkı dini yönden kontrol altında tutmak ve yeni düzene karşı şeriat temelli tepki ve başkaldırıların önünün kesilmesi yoluna gittiğini görürüz.

Bu amaçla başbakanlığa bağlı diyanet işleri başkanlığı kurulmuş, anayasasında laik yazan devlet Sünni halkın ibadet yeri olan camiyi ülkedeki Hristiyan cemaatler dışında tüm inanç sahiplerine zorunlu tek ibadet yeri olarak göstermiş. Alevi tekkeleri kapatılarak Osmanlıda olduğu gibi aleviler asimilasyon yoluna gidilmiş. Sünni Müslüman bir Türk ulusu yaratılma çabasına girilmiştir.

Maalesef laiklik ilkesi devrimci bir ruh ile anayasaya konmasına rağmen yukarıda saydığım nedenlerle Türkiye’de sakat doğmuştur. İşte 90 yıl boyunca da bu sakatlık cumhuriyetin hep yumuşak karnı olmuştur.

Özellikle 1950 de iktidara gelen Demokrat Parti, hiç tereddütsüz ülkeyi Amerikan güdümüne sokmuş, bu uğurda ABD’ye yaranmak için Kore’ye asker göndermiş, 1954 yılında NATO’ya üye olunmasıyla soğuk savaş döneminde Adnan Menderes, kurduğu Amerikancı ve emperyalizmci zihniyetin, tabii ki emperyalist zihniyetinde çıkarları gereği zaten sakat doğan laikliği daha da sakatlayarak işlevsiz hale getirme yoluna gitmiştir.

İşte Türkiye’de laikliğin bir türlü sağlanamamasını önce devletin bizatihi kendisi yapısında, sonra 60 yıldır bu ülkede iktidara gelenlerin kendi egemenlik çıkarları gereği, laikliği aslında hiç sevmemelerinde ve altını oymak için yapmadıklarını bırakmamalarında aramak gerekir.

Gelecek yazıma bu konuyla devam edeceğim.

AHMET ELDEN

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Türkiye'de laikliğin oturmayış sebeplerine dair izahınız, biraz popülist ve yüzeysel kalıyor. Bunun sebebi belki de cumhuriyetin hedeflediği insan tipinin toplumun bir kısmında neden maya tutmadığına bakmamak. Kapalı toplumsal yapılar olarak sonradan meydana gelen kenar mahalleler ve ne yazık ki kendilerine en başta hoşgörü gösterilen etnik ırkçı feodal ve dinci güneydoğu ve doğu toplumsal yapıları, birer kist gibi uluslaşmaya ve laikliğe karşı direnmeyi sürdürmüşlerdir. Yani işi DP diktasına ABD yanlılığına bağalayıvermek, kendi yapımız içinde gelişen hastalığın doğru teşhisini engeller. Elbette bahsettiğiniz noktalar da önemlidir ama onlar, içimizde var olan ve gelişen zaafları daha da azdırmıştır. Bunun dışında yazı genelde olumlu.

Ögeday 
 16.03.2013 13:49
 

Bizde din adamlarının devlet memuru olmaları, Diyanet İşleri Başkanlığı gibi bir kurumun kurulması, okullarda din dersinin verilmesi, dinin sosyal bir ihtiyaç olarak kabul edilmesi 1950 sonrası Demokrat Parti döneminde başlayan değil, cumhuriyetin kuruluşundan itibaren yapılan bir hatadır. Kısacası laiklik ilkesi devrimci bir ruhla anayasaya girmemiş aksine 1937’de anayasaya girdiğinde çoktan çarpıtılmış, saptırılmış bir ilkedir. Diğer taraftan laiklik ilkesinin yanlış algılanmasının ve uygulanmasının ABD, NATO veya Kore savaşı vs. ile en ufak bir ilgisi olmamıştır. Bizdeki en önemli sorun Türk halkının % 98'inin Müslüman olması ve bilimsel dünya anlayışına büyük ölçüde yabancı kalmasından ileri gelmektedir. Her şeye rağmen yazınızı beğendim ve sizi tebrik ediyorum. Selamlar

Matilla 
 13.03.2013 13:54
Cevap :
Laikliğin sakat doğduğunu zaten yazımda belirttim. Toplumun din ile kontrol altında tutulma çabası Cumhuriyet döneminde de tıpkı Osmanlı döneminde olduğu gibi sürmüştür. Özellikle 1950 den sonra bunun giderek hız kazandığı gerçeği yadsınamaz.   14.03.2013 6:00
 

Bu yazı serinizi çok beğendim ve önerilerime aldım, ancak ne var bazı ayrıntıların gerçeği tam olarak yansıtmadığını da belirtmek gerekir. Laiklik batı toplumlarında “dinde öze dönüş hareketi olarak” başlamamıştır. Batılı laiklik toplumsal yönetimde “din adamları” ile “siyaset adamları” arasındaki yetki çatışması sonucunda ortaya çıkmış ilkedir. Batılı laik anlayışı dini kabul eder, din adamlarına “kiliseyi” yönetme yetkisi tanır ama dinin kendisini sorgulamaz. Bu nedenle de Avrupa’da Hıristiyan Demokrat partileri vardır. Batı toplumunun dini dogmayı sorgulamaya başlaması laiklik ilkesinin değil “aydınlanma” sürecinin bir sonucudur. Türkiye de ise laiklik ilkesi 1926’da değil, 1937 yılında anayasaya girmiş ve devlete, devleti yöneten siyaset kurumuna dini yönetme yetkisi tanımıştır. DEVAMI VAR >>>>>

Matilla 
 13.03.2013 13:50
Cevap :
Alman rahip Martin Luther'in 1512 de Witenberg Kilisesine astığı protesto bildirisi, Avrupa'da yeni bir çağın başlangıcı olarak kabul edilir. Ona göre Papalık dinin özünü bozmuş siyasi ve dünyevi bir çıkar mekanizmasına dönüştürmüştür. Görüldüğü gibi reform hareketi bir din adamı tarafından başlatılmıştır. Yani yine Hristiyanlığın kendi içinden çıkmıştır. Yazımda kastedilen budur.  14.03.2013 5:55
 

Ben şunu bilir şunu söylerim. Din, kitleleri kontrol altında tutmanın, şükürcü, kaderci topluluklar yaratmanın en kolay, en maliyetsiz yoludur. Kayıtsız şartsız itaati emreder. Dolayısı ile egemenler dört elle sarılır bu argümana. İstediği gibi eğer büker, çıkarlarına uygun hale getirir ve acımasızca kullanır toplum üstünde. Selamlar, saygılar.

Ayrıntıda gezinmek 
 12.03.2013 11:59
Cevap :
Zaten bizim ülkemizde de 60 yıldır yapılan, Tam da budur. Yorumunuza teşekkürler.   12.03.2013 23:58
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 138
Toplam yorum
: 176
Toplam mesaj
: 22
Ort. okunma sayısı
: 5131
Kayıt tarihi
: 05.10.11
 
 

1968 Afyon doğumluyum Antalya'da yaşıyorum. Antalya end. meslek. lisesinden sonra Anadolu Ünivers..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster