Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Nisan '13

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
737
 

Yok olmaya mahkûm bir ideoloji = "İslamcı zihniyet" - 8

Yok olmaya mahkûm bir ideoloji = "İslamcı zihniyet" - 8
 

Hammurabi kanunlarını adalet tanrısından alırken


İslam Şeriatında ceza hukuku nasıldır? Ve kökleri nerelere dayanmaktadır?

Günümüz dünyasının modern hukuk sistemlerinde zanlıya ceza verilmeden önce onu suça iten ve azmettiren nedenler öncelikli olarak araştırılır. Semavi dinlerde ise esas olan kısastır yani kişiye yaptığının aynısı yapılır ve hiçbir hafifletici sebebe bakılmaz.

Şeriat hukukun en önemli özelliği cezalar bedenidir. Örneğin modern hukukta kişi hırsızlık yapmışsa onu bu suça iten sosyoekonomik nedenler öncelikli olarak araştırılır ve ceza ona göre belirlenip hapis ve zararın tazmini yoluna gidilirken. Şeriat hukukunda iki dirhemin (para birimi) üzerine bir hırsızlıkta zanlının doğrudan eli kesilir ve onu suça iten nedenlere bakılmaz.

Semavi dinlerdeki adalet anlayışının kökeni:

Bilindiği gibi semavi dinlerin kaynağı Mezopotamya’dır ve semavi dinlerin burada kurulan Sümer uygarlığından adalet anlayışında da etkilendiğini görürüz. Ancak bu etkileşim her alanda aynı oranda olmaz. Örneğin konuya giriş olarak değindiğim kısas yönteminin Babil kralı Hammurabi’den aynen alınıp uygulandığı görülür. Hammurabi’nin kanunlarında kadınlara önemli haklar tanınmasına rağmen erkek egemen ortaduğu kültüründe hepsi dikkate alınmamıştır. 

Sümerlerin kuzey komşusu çok tanrılı Urartular da kadın ve erkek eşit haklara sahiptir. Sümerlerin en önemli kanun yapıcılarından Urukagina, kanununda dünyanın bilinen ilk sosyal reformlarını yapan kişisi olarak bilinir. Günümüzden 2350 yıl önce yaşayan Lagaş şehri kralı Urukagina’ın kadınlara da önemli haklar tanıyan kanunlarından eşitsizlik temeline oturan ve kadını ikinci sınıf bile görmeyen Ortadoğu kültürünün hiç etkilenmediği görülür.

Çok tanrılı Urukagina bugünkü Ortadoğu’nun halini görseydi, her halde bu ülkelerin yöneticilerinin ve şeriat zihniyetli kişilerin hepsini toplar, çevreye bir daha zararları dokunmasın diye bir yere kapatırdı. 

Babil Kralı Hammurabi semavi dinleri en çok etkileyen kanun yapıcıdır. Kanununun ön sözüne ben Hammurabi fırtına tanrısı Addad’ın dualarını bilim diye başlayan Hammurabi, adaletin bir kişiye yaptığının aynısının yapılmasıyla sağlanabileceğine inanıyordu.

Örneğin, birinin gözünü çıkaranın gözü çıkarılır, dişini kıranın dişi kırılır (göze göz, dişe diş), kemiğini kıranın aynı kemiği kırılır. Hatta bir kişi bir beyin ya da ünlü bir kişinin kızını öldürse, onun da kızı öldürülürdü. (Burada kızın ne suçu var? Sorusu her halde okuyucunun aklına gelmiştir).

Tevrat’ta bu konuda Hammurabi ile aynı fikirdedir “Hiç acımayacaksın! Can yerine can, göz yerine göz, diş yerine diş, el yerine el, ayak yerine ayak, yanık yerine yanık, yara yerine yara, bere yerine bere, sakatlık yerine sakatlık… Uygulanacaktır!” (Çıkış 21/23-25, Levililer 24/19-20, Tesniye 19/21).

Hazreti Muhammet, kısası Tevrat’tan aynen almıştır. “Ey akıl sahipleri! Şüphesiz ki sizin için kısasta hayır vardır. Umulur ki sakınır, korunursunuz.”

Dinden çıkma cezası:

Tevrat’ta göre dinden çıkan, başka bir din öneren kişi, zinada olduğu gibi recmedilir. Bu kişiler, en yakın akrabalar dahi olsa. “Kardeşin, oğlun, kızın, hanımın, dostun… eğer seni iğfal edip sana başka bir din/inanç öneriyorsa, onlara uyma. Ayrıca acıma mutlaka öldür. Önce sen, daha sonra bütün kavim onu/onları taşlayacaksınız!” (Tesniye, 13/6-16, 17/2-5.)

Hazreti Muhammet, bu uygulamayı Tevrat’tan aynen almıştır “Anne babanız da olsa Kur’an’ı inkâr ederlerse onları dost edinmeyin, aksi halde zalimlerden olacaksınız. Ey iman edenler! (ilk önce) size en yakın olan kâfirlerle savaşın ki, sizde bir azim (kuvvet) görünsün. Allah, müminlerden canlarını ve mallarını cennet karşılığında satın aldı. Allah yolunda çarpışırlar, öldürür ve ölürler.” (Tevbe suresi, ayet: 23)

İnsanların 1400 yıldır kendileri gibi inanmayanları en yakınları dahi olsa kâfir diye katletmelerine sebep olan ve başka ülkeleri istilaya çıkaran ayetler, işte yukarıda yazdığım ayetlerdir.

Kur’an’da el ve ayakların kesilmesi meselesi:

1400 yıl boyunca İslam ülkelerinde egemenlikleri ellerine geçirenler, kendilerine muhalefet edenleri bozgunculukla suçlamışlar ve aşağıdaki ayeti onlara karsı uygulamışlardır. Bu uygulama Şeriatla idare edilen ülkelerde günümüzde de devam etmektedir.

“Allah’a ve Resulüne savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışanların cezası: ancak öldürülmeleri yahut asılmaları veya ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmeleri, ya da sürgüne gönderilmeleridir. Bu ceza onlar için Dünyadaki bir rezilliktir. Ahirette onlara daha büyük bir azap vardır.” (maide suresi ayet:33, Diyanet tercümesi)

Ayrıca hırsızlık yapanların elleri kesilir.

“Hırsızlık yapan erkek veya kadının, Allah’tan bir ceza olarak ellerini kesin” (Maide suresi ayet:38)

Bu ceza Hammurabi kanunlarında öküz ve tohum çalanlara uygulanırdı. Cahiliye dönemi denen dönemde de Mekke’de uygulanırdı. Hz. Muhammet bu cahiliye uygulamasını aynen almıştır.

Fatma binti Esvet adlı bir kadın Mekke’nin fethedildiği günlerde hırsızlık yapınca Hazreti Muhammet’e getirirler. “Kızım Fatma dahi çalsaydı yine elini keserdim, cezayı uygulardım der ve kadının elini keser”.

Hazreti Ayşe bu kadın hakkında: “Eli kesilen kadın bana sık sık gelirdi, bende ona yardımcı olurdum” der. Bu olay Hz. Muhammet’in adaletini övmek için sürekli anlatılan bir olaydır. Ancak burada insani bir durum söz konusu. Anlaşılan bu kadın yardıma muhtaç biriydi ve Hz. Ayşe de bu kadının haline acımış ve ona sık sık yardım etmişti.

Zina cezası:

Bekâr bir kızla zina yapan erkek hem o kızla evlenmeli, hem kızın babasına bir miktar tazminat vermelidir. Bu uygulama Sümerlerde, Tevrat’ta ve İslam Şeriatında da uygulanmıştır. Son yıllara kadar laik ülkemizin kanunlarında da vardı. Ancak bu durum şöyle bir sonuç doğurmuştur: Bekâr erkekler kendileriyle evlenmek istemeyen kızlara zorla tecavüz etmiş ve erkek egemen toplumlarda bekâretin öneminden dolayı bu kızlar tecavüzcüleriyle evlenmek durumunda kalmışlardır.

Evli kişiler zina yaparlarsa cezaları ölümdür. Hammurabi kanununda kadının kocasına affetme yetkisi tanınır. Hammurabi kanununda ölüm cezaları kendilerine suç isnat edilen kişilere şu şekilde uygulanır: Suçlanan kişiler akarsuya atılır, eğer bir süre boğulmadan suyun üzerinde kalabilirlerse, tanrıların onların ölmelerini istemediğine yani suçsuz olduklarına hükmedilir. Eğer iki kişi zina ile suçlanmışlarsa suya birbirlerine bağlanarak atılırlar.

Semavi dinler, Hammurabinin bu yöntemini tercih etmez. Kafanın kesilmesi, asma ve recm yöntemleri uygulanır.

Tevrat’a göre zina yapanlar recmedilirler yani taşlanarak öldürülürler. Kur’an da ayet olmamakla birlikte Hz. Muhammet bu cezayı uygulamıştır. Bugün İslam ülkelerinde de Kur’an’da ayet olmamakla birlikte sünnet olarak uygulanmaktadır.

Hazreti Ömer halife iken yaptığı son hacda cuma hutbesinde recm ile ilgili şu kunuşmayı yapmıştır:

"Allah Hz. Muhammed'i hak olarak görevlendirip ona kitap gönderdi. Gelen ayetler arasında recm (taşlayarak öldürme) ayeti de vardı. Biz bu ayeti okuduk aklımıza aldık ve koruduk. Hz. Muhammet zina yapanları recmle cezalandırdı. Hem de Ebu Bekir'le ben bunu uyguladı. Bu bir Kur'an ayetidir. Korkarım ki bazıları, Hani bu ayet Kur'an'ın neresinde var deyip Allah'ın terk etmekle dalalete düşsünler." Hz. Ömer, zinanın nasıl ispat edilleceğinden bahsettikten sonra hutbesini şöyle bitirir: "İnsanlar, Ömer Kuran'a yeni şeyler ekledi, Kur'an la oynadı demeselerdi, ben bu recm ayetini kendi elimle Kur'an'a yazardım." (Hz. Ömerin bu hutbesi, Buhari ve Müslim'de ortak olarak işlenmiştir)

Eğer evli bir kadına kocası zina suçu isnat ederse Hammurabi kanununa göre kadın bu suçu işlemediğine tanrılar adına yemim ederse ceza uygulanmaz evlilik de devam eder. Kur’an’da da bu kural vardır. Ancak yabancı bir kişi bu suçu isnat ederse dört erkekle ispat etmek zorundadır edemezse seksen değnek vurulur.

Görüldüğü gibi Şeriatın ceza hukuku daha önce yazılması sebebiyle Tevrat’tan, Tevrat’ta Sümer kanun yapıcılarından, Özellikle Hammurabiden önemli oranda etkilenmiştir. Modern hukukta olduğu gibi suça sebep olan nedenler ve hafifletici sebepler dikkate alınmaz.

Hapis cezası yoktur, bedensel olarak uygulanır. Bu durumda yanlış verilen kararlarda yada kişinin cezasını çektikten sonra pişmanlık gerirmesinde ve aynı suçu işlememesinde telafisi yoktur. Ve kısas esastır.

Hammurabi de semavi dinler de adaletin mutlaka yerine getirileceğinden bahseder. Modern hukukta ise suçun sebeplerine bakılır ve bu durumda önemli olan adaletin nasıl ve ne şekilde yerine getirileceğidir. 

Gelecek yazımda, zamanımızda din devletlerinin durumlarını inceleyecek ve yazı dizisini bitireceğim.

AHMET ELDEN

Erol İrdelmen bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 138
Toplam yorum
: 176
Toplam mesaj
: 22
Ort. okunma sayısı
: 5094
Kayıt tarihi
: 05.10.11
 
 

1968 Afyon doğumluyum Antalya'da yaşıyorum. Antalya end. meslek. lisesinden sonra Anadolu Ünivers..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster