Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Haziran '07

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
45183
 

Yok saymak en büyük cezadır

Yok saymak en büyük cezadır
 

Bir üniversite hocamın hemen her seminerinin vazgeçilmez anektodudur, “fare öldürme yöntemleri”… Evet, bir düşünün bakalım siz kaç tür fare öldürme yöntemi biliyorsunuz?!...

Üç tür fare öldürme yöntemi vardır;
1) Fizyolojik Yöntem
2) Biyolojik Yöntem
3) Psikolojik Yöntem

Fizyolojik yöntemde fareyi yakalarsınız, başına bir tuğla ile vurursunuz ve fare ölüverir… Biyolojik yöntemde ise fareyi yakaladığınızda burnunu sıkarsınız. Burnu sıkılan fare nefes almak için ağzını açtığında da zehri boşaltırsınız. Malum fare bir süre sonra ölüverir…

Psikolojik yöntemde ise fareyi yakalamanız gerekmiyor. Fare oturma odanızın ortasından geçer. Siz hiç oralı olmaz, işinize devam edersiniz. Fare, “herhalde fark etmediler” diye düşünerek tekrar ortanızdan geçer. Fakat siz yine ilgilenmez ve işinize devam edersiniz. Bu duruma iyice sıkılan fare, fark edilmediği düşüncesi ile tekrar ve size daha yakın mesafeden ortanızdan geçer. Siz yine işinize devam edersiniz. Fare bu turu birkaç kez daha tekrarlar ve hep aynı sonuçla karşılaşır. Fakat fark edilmeme sonucu değersizlik duygularına kapılan fare iyice yıpranmıştır. Nitekim fark edilmeme, önemsenmeme, değersizlik ve yok sayılma duyguları sonucu farenin iç salgıları ve mide asit oranı hızla artar… Bir süre sonra artan mide asidi oranı farenin midesini delerek iç organlarına zarar verecek düzeye ulaşır. Artık fare psikolojik yöntemle ölmüştür…

Evet, “insana verilebilecek en büyük ceza, onu yok saymaktır” der bir düşünür… Bu nedenle çokça duyarız, ilan-ı aşkına rağmen reddedilen insanların intihar girişimlerini ve canlarına bile kıymalarını… Zira hiçbir bünye yok sayılmayı kolay kolay kaldıramaz…

Aman dikkat anne/babalar öğretmenler, çocuklarınıza ve öğrencilerinize vereceğiniz yok sayma mesajları tamiri mümkün olmayan yaralar açabilir. Çoğu zaman ufak tefek yaramazlıklarını görürsünüz evde ve okulda, yok sayılan çocukların fark edilme gayretleri olarak... Eğer buna rağmen yok sayma devam ederse büyür gider yaramazlıklar ve alkolikler, madde bağımlıları oluverirler çevremizde…

Tabii yetişkinler de kullanır fark edilmediklerinde ufak tefek yaramazlıkları… Yetişkinler daha çok, yok sayıldıkları kişiye zarar verme yada sözlü yada fiziksel saldırıda bulunma eğilimindedirler… Görürsünüz çevrenizde önemsenmediğini, fark edilmediğini hissedenlerin hiçbir somut neden yokken zaman zaman size sataşmalarını… Adeta önemsenmemenin verdiği hazımsızlıkla “beni fark ediiinnnn” diye bağıran alt mesajlı cümlelerini duyarsınız… Çocukluktan kalan alışkanlık mıdır nedir; fark edilecek olumlu davranışlar sergilemek yerine hemen her zaman yaramazlık ve bazen hakaretlere varan sataşmalar tercih edilir… Tabi bu örnekler gündelik yaşamlardaki düzeyi düşük önemsenmeme, fark edilmeme ve yok sayılma tepkileri…

Daha büyük yok sayılma algılamalarına verilen “beni fark edin” tepkileri, insanı canına kıymasına kadar götürebilir… Bu nedenle sevgiliye yazılmış notlar bırakır ya da ilgi çekecek yer ve yöntemleri tercih eder, kabul edilmeyen sevgililer intihar girişimlerinde... Zira amaç intiharın ötesinde bir fark edilme gayretidir, hayata rağmen… Bireyin yok sayılmaya verdiği tepki, yok saydığını algıladığı kişiye verdiği önem ve değerle doğru orantılıdır…

Bu nedenle sözlü sataşmalarla sınırlı kalır, gündelik yaşamda sizinle çok güçlü duygusal bağı olmayan kişilerin hazımsızlıkları ve fark edilme gayretleri… Önerim şu ki, duygusal bağınız yüksek olan kişilerden gelen fark edilme yaramazlıklarını kesinlikle algılayın ve önlem alın. Zira farkında olmadan sergilediğiniz davranışlar, muhatabınızca yok sayıldığı ve önemsenmediği şeklinde algılanmış olabilir…

Fakat duygusal bağınızın yüzeysel ilişkilerle (iş ve sosyal çevre ilişkileri gibi) sınırlı kaldığı ve kalacağı kişilerin size olan sözlü sataşmalarına ise karşılık verip çatışmayı büyütmektense duyup gülümsemeniz daha mantıklı olabilir. Zira kişinin size yönelik bu sataşmaları içinde bulunduğu duygusal baskının ifadesi olabilir. Ve her ifade, bir stresle baş etme yöntemidir… Bundan olsa gerek atalarımız; havlayan köpeği susturun dememiş, “havlayan köpek ısırmaz” demiştir…

Ha velev ki, poponuzdan ısırıverdi… Ne yani siz de tutup poposundan mı ısıracaksınız…

Not: Yazımız içerisinde kullanılan bazı canlı isimleri ve yakışık almayacağı düşünülebilecek kelimeler, hiçbir hitap ve art niyet taşımamaktadır ve tamamen konsept gereğidir… Neme lazım, üzerine alınan olur…

Sinan ÇAĞIRAN - Psikolojik Danışman / Rehberlik Uzmanı
facebook.com/sinancagiran
twitter.com/scagiran - facebook.com/scagiran
______
Daha Fazlası İçin www.sinancagiran.com

Mehtap Özay, murat akkus bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Psikoloji sevdiğim bir alan. Aynı zamanda mesleğimde de kullanmam için gerekli görüyorum. Öğrencilerimin hepsi ayrı bir birey ve farklı özellikleri var. Onları hayata en iyi şekilde hazırlamak gerekiyor. Yazınızı çok beğendim. Ben çok konuşkan biriyim; fakat bazı zamanlarda susmayı tercih ediyorum. Acaba yanlış mı yapıyorum, diyordum. Baktım ki konuşunca da insanların düşünceleri hemen değişmiyor. Sizi doğru algılamıyorlar. Yada anlamıyorlar. Konuşmayınca da sessiz kaldınız gibi görünüyor. sanki her şeyi kabulleniyormuş gibi. Uzun vadede alıyorsunuz sonucu. Saygılarımla...

tambura 
 02.12.2010 0:30
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 157
Toplam yorum
: 488
Toplam mesaj
: 39
Ort. okunma sayısı
: 11953
Kayıt tarihi
: 22.08.06
 
 

1996-2000 Ondokuz Mayıs Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Bölümü, Psikolojik Danış..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster