Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Nisan '08

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
1364
 

Yokluk

Yokluk
 

Kimseler farkına varmamış yokluğunun. Sustuğunun, inzivaya çekildiğinin kimseler farkına varmamış. O ise tüm gördüklerinden ve yaşadıklarından bitkin düşmüş artık. O güne kadar çocuklar gibi neşeli, bahar kadar renkli, heyecanlı ve gözü karaymış

Sonra bir anda

Durmuş aşk.Sessizce ve kimsenin ruhu duymadan.

İnsanların birbirlerine yaşattıkları onca acıya ve eksilmişliğe isyan eder gibi durmuş ve beklemeye koyulmuş.

Hayatın en olmazsa olmazının kendisi olduğunu unutan , savurgan insanlığa tepkisini göstermek istemiş.

Küsmüş aşk. İnsanların tatminsizliğinden, hoyratlığından kalbi kırılmış. Onu bu kadar önemsemeden yaşanan ilişkilere inat edercesine, onu kalbinin orta yerinden raflara kaldırıp, yerinin tartışmalara, mücadelelere, yalanlara, aldatmacalara tayin edilmesinin isyanını o kadar farkettirmeden yaşamış ki, yavaşça çekilmiş ait olduğu yerden.

Saklanmış aşk.

Bu tepkisini de kimseler fark etmemiş. Bas bas bağırmamış ya "ben duruyorum, geri çekiliyorum" diye işte o sebepten kimse yokluğunu anlamamış.


Mücadelelerin içinde kaybolmuş insanlar. Bir şeyin eksik olduğunu anlamışlar da ''ne'' olduğunu bulamamışlar. daha doğrusu üzerinde pek de fazla düşünmemişler. Bunun bir sessiz isyan olduğunu akıllarına bile getirmemişler.

Ağlamışlar, gülmüşler...Hırpalamaya devam etmişler birbirlerini. Yalanlar söylemişler, aldatmışlar sevdiklerini. Eksilmişler, eksiltmişler. Onları bir araya getirenin ne olduğunu çoktan unutmuşlar.

Sonra birkaç kişi aşk üzerine yazılar, şiirler, öyküler yazmışlar. Masallar da cabası. Konuşmuşlar onun üzerine, çok konuşmuşlar. Arkasından bile konuşmadıkları kadar hakkında onu anar gibi konuşmuşlar. Geçmiş hatıralarını anlatmışlar birbirlerine. Ama kimse neden üzerine bu kadar yazılıp çizildiğini düşünmemiş. Aşk'ın küsüp gittiğini fark etmemiş.

Bir gün güneş doğmuş. Öyle yukarı çıkmış ki güneş, dağı taşı en kuytu köşeleri bile aydınlatmış. O gün kelebekler kozalarından çıkıp uçuşmaya başlamış. O gün deniz en maviymiş, gökyüzünde tek bir bulut yokmuş. Tüm çiçekler uyanmış. Tüm ağaçlar yemyeşil yapraklarını açmış. Balıklar dünya yüzeyini görmek için su üzerinde atlayıp zıplamaya başlamış. Kuşlar yeni şarkılar mırıldanmaktaymış. O gün güneş öyle parlamış ki kendine aşık edecek kadar ay’ı. O gün insanların yüzü aydınlanmış. İçi aydınlanamış ve kalplerinde, ruhlarında bir eksiklik farketmişler. Herşey bu kadar aydınlıkken, bu kadar renkliyken, bu mucizevi aydınlık ve huzur onlara aşk'ı hatırlatmış.

Nihayet farketmişler.

Aşk ise yokluğunu o kadar geç farkedenlere bir kez daha kırılmış. İncinmiş aşk...

Yalnız kaldığı bu süre içinde, hiçbir yere ait olmadığı, evsiz barksız kaldığı bu süre içinde düşünmüş. Çok ama çok üzülmüş yokluğunun farkedilmemesine. Karar vermiş, yokluğu farkedildiğinde de İnsanlığa geri dönmeyecekmiş.

Onu unutup yaşayan, kalbine öfkeyi, acıyı, yalanı, umursamazlığı sokarken onu bir an olsun aramayan, ruhlarını kirleten bu insanlara asla dönmeyecekmiş. Birbirlerini aldatan, kendilerini aldatan, işe güce hayatını adayan ama aslolanı unutan insanlığa asla dönmeyecekmiş.
Eski zamanlardaki kadar kendisine kıymet verilmediğini bildiğinden en azından güzel hatırlanmak istemiş, yazılarda sözlerde, akıllarda yaşasa belki daha iyi olur diye düşünmüş.

Aydınlanan ruhlar ise o gün aşk’ı anmışlar. Ama hiçbiri onun terkedilmişliğinde aşk’ı tam olarak hatırlayamıyormuş. Üzerine yazılan yazıları okumuşlar, aşk hikayelerini dinlemişler. hepsi öyle uzak geliyormuş ki onlara.

Bu kez o gün ışığında susan insanlarmış.
Düşünmüşler, düşünmüşler. Nasıl günlerdi Aşk’ın olduğu günler diye. Ama bir türlü kalpleri aşkla çarptığı gibi çarpmamış. O'nlu günlerde ne yer ne içerlermiş, ne düşünür ne konuşurlarmış hiçbiri hatırlayamamış.

Bu da aşkın onlara verdiği en acı ders olmuş.

Yemeklerin tadı, günün adı yaşamın saltanatı bir daha hiç aşklı olduğu gibi olmamış.
Ruhlarında derin kraterlerle yaşamaya çalışıyorlarsa da yapamamışlar. Nedensiz ağlamışlar, yemeden içmeden kesilmişler. Açlıktan ölenler olmuş. Su içemez gün ışığına çıkamaz olmuşlar. Bir kısmı susuzluktan kırılmış bir kısmı oksijensizlikten ölmüş. Apansız hastalıklara yakalanmışlar ve bu ölümcül hastalığa bir sebep bulamamış tıp bilimi.

Gözlerini açmamakta direnenler bir süre sonra kör olmuşlar. Bazılarının gözkapakları derilerine kaynamış. Aşkın yokluğunu kaldıramayan insanlar yataktan çıkamaz olmuşlar. Ve kasları zayıflamış zayıflamış. Bir süre sonra yürüyemez olmuşlar.

Aşksızlık çürütmüş bedenlerini yavaş yavaş. histeri belirtilerine benzer belirtiler yavaş yavaş her topluluğu, her canlığı her kıtayı sarmış.


Dünya üzerinde insanlar yavaş yavaş ölmeye başlamış. Yollardaki kalabalıklar azalmış. Dışarıda tek tük insan varmış. Onlarda ya kör, ya kötürüm, ya sağır ya da hastalıktan bir deri bir kemik kalanlarmış. Gören görmeyene, duyan duymayana, yürüyemeyen görmeyene, gören duyamayana, duyamayan yürüyemeyene yardım etmeye başlamış.
Çünkü artık kimse tek başına var olamıyormuş.
Dünyada sadece birbirlerine yardım ederek ihtiyaçlarını karşılayabilen, yaşam mücadelesi veren bir grup insan kalmış.

Hepsinin engelleri varmış. Aşksızlıktan oluşan engelleri.
Engellerden oluşan aşksızlık sonraları fiziksel ve ruhsal engellere sebep olmuş işte.

Yaşam mücadelesi veren bu insanlar her akşam bir araya gelerek aşka dair konuşmaya başlamışlar. Onu anmışlar. Anı günleri hatıra günlerine dönüşmüş. Akşamlar sabah olmuş. Her saniyeleri akıllarında kalan aşka dair bu üç beş silik anıyı konuşarak geçmeye başlamış.

Günlerin hepsi, gecelerin hepsi.
Aşkın yokluğunda, bu aralarındaki iletişim ve birbirinden kopmadan yaşayan bu bir grup engelli öyle çok bağlanmış ki birbirine ama gün olmuş yaşlanıp ölmeye başlamışlar.

Grup azalmış azalmış
Sonunda bir elin parmakları kadar kalmışlar.
Aşkı başka yerde ararken, bu bir elin parmaklarında bulmuşlar. Birbirlerine aşık olmuşlar.

Bir aradayken verdikleri yaşam mücadelesi, bu güne kadar verdikleri en güzel mücadeleymiş. Yalanlar, dolanlar, hileler, dalavereler, kavgalar gürültüler kalmayınca dünya üzerinde birbirlerine öyle sıkı sarılmışlar ki...
Aslında engellerine rağmen yaşam mücadelesi verirken aşkları engel tanımamış.

Duru ve saf ruhlardan,

Güneş gibi
En tepeden, Aşk doğmuş yeniden.
Isıtmış yüreklerini.
Ruhlarını aydınlatmış.
Canlarına can katmış.

Giden aşkın yerine gelebilecek bir yenisi olmazmış

Aşk duru ruhlardan yeniden doğarmış.



Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

leyla ile mecnun, kerem ile aslı gibi destanlaşan aşklar yok günümüzde artık ve öyle doğru antılmışki bence bu masalda aşk...değersizleşince küsüp gidiyor gerçekten ve tekrar hayata girmesi zorlaşıyor gerçek aşk ise... elinize sağlık..

saadet gönültas 
 22.08.2008 10:09
Cevap :
Aşk Aşk dolu dolu aşk, alabildiğine aşk diliyorum  22.08.2008 10:14
 

Öyle kocaman bir yüreğin var ki senin, o gün geldiğinde hepimize hatırlatacagina hiç şüphem yok aşkı.Kategorisi ne olursa olsun.Sevgiyle..

Nese Basaran 
 28.04.2008 12:00
Cevap :
O yüreği bana siz verdiniz. Güzel ailem verdi. Ben de mümkün olduğu kadar güzel yaşamaya ve yaşatmaya çalışıyorum. sevgiyle kal  28.04.2008 19:00
 

Umut var oldukça aşk var olacaktır . teşekkürler .

ANKARA 
 28.04.2008 0:29
Cevap :
Umut demiyorum ben ona da içinde var olan değerlere sahip çıkmak diyorum:)  03.05.2008 11:24
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 45
Toplam yorum
: 176
Toplam mesaj
: 41
Ort. okunma sayısı
: 11074
Kayıt tarihi
: 10.04.08
 
 

  Kolektif Psikoloji'nin Kurucularından Psikolog Ezgi Başaran Bireysel Terapi, Grup Terapiler..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster