Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Şubat '08

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
421
 

Yol

Yol
 

“Duyduğum yoktu ne vakittir

Güvercin sesi, kumru sesi pencerede;

İçime gene

Yolculuk mu düştü, nedir?

Nedir bu yosun kokusu,

Martıların gürültüsü havalarda;

Nedir?

Yolculuk olmalı, yolculuk.”

Ben de, Orhan Veli’nin “Kumrulu Şiir”indeki gibi olmuyor yolculuk sinyalleri. Daha çok lunaparklarda aniden aşağı doğru inip çıkan araçlara bindiğimizde içimizde bir şeylerin bizden bağımsız öne gidip geri çekildiğini hissederiz ya, işte öyle bir şeyler olur durup dururken. İçimde bir şeyler ileri doğru gider ve bedenimi çekmeye başlar. O zaman ‘yolculuk olmalı, yolculuk’ derim ben de.

Bir de ardımdan bir şeylerin beni ittirdiği olur. Kentin elleri derim ben onlara. Sırtıma dayar avuç içlerini ve beni kapılarına doğru iter. Bu durum genelde o kentte can sıkıcı şeyler yaşadığımda oluşur. İlişkilerim yara aldığında, herkes kendimi değiştirmemi salık verdiğinde, bedenim kente yabancılaştığında. Kalbim kendisi olma yarışını kaybettiğinde.

Hepimizin kaybettiği bir yarıştır bu. Her kırılışımızda, ‘bir daha böyle davranmayacağım’ dediğimizde, kalbimizin çevresine yeni duvarlar örmeye başladığımızda kaybederiz yarışı.

Bizi sevenlerin öğütlerinde de bu vardır. Çitler örmemizi isterler, şeffaf olmamamızı, kalbimizi göstermememizi.

Bak böyle yapmazsan yine cız olursun’ derler.

O zaman gitmem gerekir o kentten, çünkü tutamayacağım öğütlerdir bunlar. 'Tutarsam kendim olamam’ dediğimde bilmiş bakışlar, yaşanmış örnekler serilir önüme. En kötüsü de yeniden yaşandığında benzer acı, karşına dizilecek ‘sana söylemiştik’ bakışlarıdır.

Özgürlüğüm elimden alınmıştır artık o kentte. Küçük, bağımsız, yalnız saatlerimde içimden attığım başkaldırı çığlıkları vakit geçirilmeden bastırılır.

Nasıl bir hatadır bu?

Suçlusun çünkü içinden geldiği gibi davrandın, suçlusun çünkü aklından geçenleri söyledin, suçlusun çünkü sevgini belli ettin hatta söyledin.

Cezalısın, oyunun kurallarına uymadın. Kendin olmaktan vazgeçtiğinde yeniden oyuna başlayabilirsin, daha az eğlenmeyi, daha az gülmeyi öğrenmelisin.

Oyunun dışına atıldığımda kent avuçlarını dayar sırtıma. Yeniden oyuna dönmenin şartları çok ağırdır ve kent oyuna dönmemi istemez. Ona geldiğim gibi, kendim olarak gitmemi ister başka kentlere.

Ama çok geç.

Kalbimin çevresinde duvar yok ama buğulu bir cam var. Ne kadar silersem sileyim tamamen görünür olamıyor artık. Dikenli telleri olmasa da bir çitim var. Kapısı var. İçerden açılıyor ve yolculuğu erteledikçe sürgüler ekleniyor.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

toplumun kuralları arasında sıkışmış kalmış özgürlüğe kanat çırpmak isteyen kalpler/ruhlar...Oysa özgürlükler de başkalarının özgürlükleri ve yargıları ile sınırlı.Kim tamamen maskesiz, şeffaf bir giysi ile barınabiliyor ki şehir denilen yabancı kalabalıklarda ve "toplum"denilen maskeli baloda?!

Tülay TERZİOĞLU 
 23.05.2008 14:58
 

toplum psikolojisini dört dörtlük yansitan bir yazi. Tek tikla iki kez okudum. Sagol. Önerim: Can Dündar'in "Bavullari hep toplu durmali insanin" yazisini oku. Bulamazsan haber et, yerini söyleyeyim. Sevgiler, iyi hafta sonlari.

pirmete 
 23.02.2008 11:31
Cevap :
bulup okudum hemen yazıyı, haberdar ettiğin için de teşekkürler...  23.02.2008 12:12
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 38
Toplam yorum
: 69
Toplam mesaj
: 17
Ort. okunma sayısı
: 611
Kayıt tarihi
: 04.01.08
 
 

Safça eski konuklarını bekleyen sahil pansiyonlarından birine kaydımı yaptırabilirim. Yine boşaltmam..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster