Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Kasım '10

 
Kategori
Yurtiçi Tatil
Okunma Sayısı
2041
 

Yola çıktım Mardin'e.....

Yola çıktım Mardin'e.....
 

Yardereli Sultan Teyze


Midyat minibüsünde sohbet ederek geldiğimiz bir vatandaş Midyat’ta kalabileceğimiz bir otel önerdi. Amerika’dan buraya gezmeye geldiğimizi anlatınca o da kendince karar verdi sanırım nasıl bir otelde kalabileceğimize. Kasr-ı Nehroz Oteli Midyat’ın butik otellerinden biri. Otantik Midyat evlerinin arasından yürüyerek otele ulaştık. Çok lüks bir otel bu. Saat gece 9 olmuş ve biz açız, yanıyoruz ve duş alıp uyumak istiyoruz. Resepsiyondaki görevli bize otelde kalan bakanları, ünlüleri anlattıkça bu otelin bize göre olmadığını anladım. Amacımız lüks bir tatil değil. Bu arada bir gece için 200 YTL isteniyor iki kişilik bir odada. Gereksiz bir masraf. Özellikle oğlum için iyi olmayacak bu otelde kalmak. Resepsiyonist bizi bildiği başka bir otele yönlendirdi. Midyat içinde olan Hotel Demirdağ tam bize göre. 4 yataklı bir oda tuttuk. Banyosu var, kliması var, televizyonu ve sabah kahvaltısı var. Gece 9.30 da girip ertesi gün muhtemelen çıkacağımız bir otele 400 YTL vermektense 120 YTL ye işimizi gördü. Otelin hemen yanındaki restoranda yemek yedikten sonra odamıza girip yığıldık demek doğru olur. Sabah saat 6 gibi müthiş bir gürültü ile uyandım, yukarıdaki odalardan birinde çalışma var yer döşemeleri yapılıyor ve işçiler bir yandan da türkü söylüyorlar. Misafirlerden biri koridora çıkmış bağırıyor resepsiyona

-Bu nasıl iş kardeşim parasını verdik bu saatte inşaat mı olur?

Ama yanıt yok. Yukarıdaki matkap devam ediyor sadece türkü söylenmiyor artık. Bizimkiler top atsan uyanmayacaklar böyle olunca bende internet'e girdim. Mümkün olduğunca internetten kopmuyoruz çünkü biz tatile çıktıktan bir hafta sonra oğlumun bir oğlu yani ilk torunum doğdu. Bizler uzakta olduğumuz için nenesinin talimatlarına uyarak her gün resim yükleniyor biz de gün be gün takip ediyoruz ailemize yeni katılan yakışıklıyı.

Kahvaltıdan sonra odamıza çıkıp hazırlanmaya başladık. Araba kiralamak istiyoruz ancak aradığımız her yerde arabalar vitesli ve ben sadece otomatik vites kullanabiliyorum. Midyatta toplu ulaşım özellikle turistik alanlar için çok az. Taksi ile gidiliyor her yere. Biz yandan ne yapacağımızı düşünürken oğlumun giyinmesi için biz üç kadın koridora çıktığımızda yandaki odadan gelen seslerle irkildik. Bir erkek sesi Amerikan İngilizcesi ile bağırıp çağırıyor.

-Yeter artık bıktım senin şu ^%+%&/%& tavırlarından yapma bir daha bunu kes artık!

Bir erkek ancak sevgilisine ya da karısına bu şekilde bağırır. Bir yandan da bu otel odasında kavga eden Amerikalıları da merak ediyoruz. Aşağı inip hesabımızı ödüyoruz ve resepsiyondaki görevli bize çantalarımızı otelde bırakabileceğimizi söylüyor. Bütün bunlar olurken yukarıda bağıran sesin sahibi ile tanışıyoruz nihayet. Karşımızda uzun boylu sarışın mavi gözlü bir Amerikalı erkek ve yanında da kısa boylu Kore asıllı bir Amerikalı erkek duruyorlar. Kendilerini Paul ve Derek olarak tanıttılar bize. Paul ve Derek iki sevgili, Derek profesyonel fotoğrafçı sevgilisi Paul bir avukat. İki ay önce çıkmışlar yola ve Çin’den başlamışlar, Gürcistan, Ermenistan’dan sonra Doğu Beyazıt’tan Türkiye’ye gelmişler ve geziyorlar. Kiralamak için araba arıyorlar ve lisan sorunu olduğundan bulamıyorlar. Ben de onlara araba bulduğumu ama vitesli araba kullanamadığım için kiralayamadığımı anlattığımda Derek hemen

-Tamam arabayı kiralamama yardım et, birlikte dolaşırız diye teklif etti

Bu teklif hiç kaçırılmaz. Ofisi Mardin’de olan bir araba kiralama servisini aradım. Arabayı 2 saat içinde otele teslim edeceklerini söylediler. Günlük kirası 75 YTL, bende Derek’e o günlük kirayı ve benzin parasını paylaşmayı önerdim, kabul etti. Arabanın gelmesini beklerken Hulya ben ve Zehra bir ATM makinesi aramaya çıktık. Para çektikten sonra uçak ve otobüs biletleri satan bir seyahat acentesi bulduk ve artık İstanbul’a dönmek için opsiyonlarımızı araştırmaya başladık. Ben biletlerimi aldım. Zehra ve Hülya da kendileri için çözüm buldular ve otel’e geri döndük. Midyat’ı gezemememize ben neden oldum. Kiralık araba geldiğinde ve Derek bugün nereyi gezmek istediğimizi sorduğunda ben ‘ Mardin’ deyince ve sırt çantalarımızı ve laptopları da bagaja koyunca Mardin yolunu tuttuk. O gün tekrar Midyat’a dönmeyeceğimizin farkında bile değildik hiçbirimiz. Oğlum iri olduğu için ön koltuğa geçti biz üç kadın ve Paul arka koltuğa balık istifi gibi dizildik ve Mardin’e yola çıktık. Yeni bulduğumuz yol arkadaşlarımız bizden daha organize idiler. Ellerinde Türkiye haritası yüklenmiş bir IPAD istedikleri her yeri anında bulabiliyorlar. Bu arada da biraz kendilerinden söz ettiler. Arada bir arkadan bir müdahale geliyor şoföre

- Aman yavaş git, araba çıkıyor

- Bıktım senin dırdırından diyor şoför bize dönerek açıklama yapıyor sonra da

- Bu hep böyledir arka koltuktan şoförlük yapar.

Oğlumun durumu anlayıp anlamadığını çözmeye çalışıyorum. Anlamış gibi değil. Yol arkadaşlarımızın Gay olduğunu anlarsa onları kıracak bir şey demesini istemiyorum. Genç çocuk. düşünmeden bir laf söylese geri dönüşü olmayabilir. Biz sormuyoruz ‘Siz Gay misiniz?’ diye onlar da bir şey söylemiyorlar. Saklamaya da çalışmıyorlar ama dikkat ettim gayet uyumlu bir kadınla bir erkek gibi ilişkileri var. Beyaz Su diye bir yer buldu Paul haritada ve o yola girip Beyaz Su üzerinde bir balık restoranında balık yemek için durduk. Doğal balık değildi, kendi yetiştirdikleri balıktı ama lezzetliydi. Derek bir ara suyun içinden bir şey çıkardı ve Paul hemen bir peçete uzattı elini temizlemesi için. Dediğim gibi, bir kadın ve erkek gibi gayet uyumlu bir ilişki içindeler. Oğlumla ikimiz oturduğumuz yerde paçalarımızı sıvayıp ayaklarımızı buz gibi Beyaz Suyun içine soktuk serinlemek için (büyük yanlış) ve yolumuza devam ettik. Mardin’e giderken Nüsaybin yolundan geçiliyor. Sağ tarafımızda dağlar, sol tarafımızda yol boyunca tel örgüler var. Tel örgülerin diğer tarafı Suriye imiş. Şeytan bir ara dürttü Suriye’ye geçelim diye ama vazgeçtim, sonra onu da başka bir geziye saklarız. Suriyeliler akıllı, Amerikan pasaportlarına Amerikan Konsolosluğunun yaptığı gibi 130 USD vize ücreti uyguluyor. Türkler gibi ver 20 doları gir içeri yapmıyor. Şu anda ben bu masrafı da yapmak istemiyorum. Paul ve Derek gitmişler ve bize biraz sözettiler. Türkiye’den sonra Kuzey Irak’a geçecekler onlar. Süleymaniye buradan sonraki durakları. Mardin’de Dara Mağaralarına gitmek istediğimizi sorduklarında benim hemen aklıma geldi ve bir umutla sordum

-Bakar mısın haritaya, Dara’ya yakın Yar dere köyü var mı, şayet varsa orada bir arkadaşımın annesini görmek için durabilir miyiz? Siz de bize katılır mısınız?

Paul, Yar dere köyünü haritada buldu. Dara mağaralarına yaklaşık 1 km uzaklıkta ve biz köyün yolunu tuttuk. Onlarda bizimle geleceklerini ve mağaralara gitmeden önce biraz serinleyebileceğimizi düşündüklerini söylediler. İyi ki gidemeyeceğimi yazmamışım arkadaşıma. Ancak Paul ve Derek ile karşılaşmış olmasaydık asla gidemeyecektik onu da çok iyi biliyorum. Köye girdikten sonra yolda gördüğümüz birine Sofu Esat’ın ve eşi Sultan’ın evini sorduk ve bizi hemen oraya yönlendirdiler ve ben New York’tan küçük bir umutla bana gidip gidemeyeceğimi soran arkadaşımın annesinin kapısını çaldım. Nereden nereye? İnanılır gibi de değil aslında. Kapıyı arkadaşımın ablası açtı. İçerden birini çağırdı Türkçe bilmediği için. İçerden gelen bey, arkadaşımın kuzeni bizi hemen içeri buyur etti. Sultan hanım yerde bağdaş kurmuş oturmuş bizi şaşkınlıkla karşıladı ama nereden geldiğimizi anlayınca bir daha sarıldı bana öptü beni, kokladı ve gözyaşları o yumuşacık buruşuk yanaklarından duramadan süzülüp durdular. Oğlum elinde kamera resimler çekerken bir yandan da Derek makinesini çıkarmış resimler çekti. Onun resimlerini merak ediyordum ve Amerika’ya döndükten yaklaşık altı hafta sonra e-posta kutumun içinde buldum bir sabah. Arkadaşımın ailesinin isimleri muhteşem. Kendi ismi Derviş, kuzeni Heybet, annesi Sultan, Ablası Hanım. Ben doğduğumda kesin isim kıtlığı varmış bula bula Ayşe’yi bulmuşlar. Hanım abla bize çay yaptı. Ardından resim çekeceğimi söyleyince gidip daha geleneksel bir kıyafetle geri dönünce biz dayanamadık. Bizde isteriz diye tutturduk. Üçümüzü de odaya götürüp hepimize kıyafetler buldu. Hepimiz geleneksel kıyafetleri giydik. Biz aramızda kıyafeti en çok içimizde en ince olan Hülya’ya yakıştırırken onlar ise beni beğendiler. Sonradan ekledi Sultan teyze

- Bizde zayıf kadına bakılmaz diye.

Hem bir iltifat hem de kilolu olduğunu hatırlatan acı bir gerçek işte ama benim umurumda değil. Ne yazık ki ana dilimi bilmediğim için Sultan Teyze ile iletişim kuramadık ama evden çıkmadan önce Heybet’e Kürtçe bir şeyler söyledi Paul’u işaret ederek. Biz anlamadık ama Derek anlamış.

- Ne diyor, ne diyor? Paul’u Jackie Chan’ e mi benzetti yoksa?

Gerçekten de öyleydi. Sultan teyze televizyonda bir Jackie Chan filmi izlemiş ve Kore asıllı olan Paul’u de ona benzetmişti.

Karpuzları da yedikten sonra Heybet bize köyü dolaştırdı. Dışarıdan asık suratlı gibi görünen bu köy aslında sıcak bir yer. Yapılanmadan dolayı evlerde kimse yokmuş gibi. Bir zamanlar nüfusu kalabalık olan bu köy şimdi o zamana kıyasla daha sessiz. Yardere İlkokulu’nun camları kırılmış, okul terk edilmiş. New York’taki arkadaşımın da bir zamanlar bu okula gitmiş olabileceğini getirdim gözlerimin önüne. Köyün arka tarafında bir şelale var biraz yakınında suyun biriktiği bir yer. Oraya yaklaştıkça suya atlayan gençlerin aralarındaki bağırmaları ve şakalaşmaları duyduk. Oğlum bu köy dolaşmasından hiç mutlu olmadı. O gün için ayakları hava alsın diye ısrarla giymesini söylediğim yaz sandaletlerini giymiş olduğu için dere tepe dolaşırken sandaletlerle kaydı ve iki kez düştü. Köydekilerle vedalaşıp, Hanım ablanın da kardeşine götürmem için elime tutuşturduğu bir poşet dolusu cevizi de çantaya attıktan sonra Dara Mağaralarının yolunu tuttuk. Mağaralarda bizi bekleyen bir grup rehber çocuklarla konuşurken bir ara hala kayıp düştüğü için üstü başı kirlenmiş olan oğlum beni bir kenara çekip

- Anne galiba bu gezi 15 yaşında bir çocuk için biraz fazla oldu deyince ilk kez o gün yola çıktığımızdan bu yana beni kırmamaya çalışarak şikayet etmekte olduğunu duydum.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

anlattıklarını okumak tiryakilik haline geldi ayşeciğim, ve hep yeni birşeyler bulmak ümidi ile açıyorum bloğunu her seferinde ayrı bir haz alarak okuyorum anlatılarını, cesaretine her zaman hayran olmuşumdur, resimler süper kopyalana bilseydi hepsini pc me atacaktım ama kopilenmiyor, okadar harika şeylerki bir albüm yapmak isterim onlardan yada bir slayt gezilerinin devamını dilerim canım sevgilerimle

müesser 
 19.12.2010 13:01
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 20
Toplam yorum
: 28
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 1193
Kayıt tarihi
: 04.10.10
 
 

Bin yildir Turkiye'den uzak yasamis olmanin vermis oldugu olumlu ve olumsuz deneyimleri, cevremdeki ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster