Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Nisan '17

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
186
 

Yolculuk…

Yolculuk…
 

Mutlu olmayı seçiyorum...


Dünyaya açılan pencerelerimden ilk kez gördüğüm gülen yüzler hiç tanıdık gelmiyor artık. Her öğretilen, bildiklerimin yerini alıyor. Hızla siliniyor zihnime ruhuma işlenen yalın hisler ve bilgiler. En yakınım diye bir varlık yok. Biliyorum. En yakınım benim.  Kendimle de aram kötü bu aralar. Minik parmaklarım umutla bakan gözlerim varken, elimden alınan oyuncaklarıma, çizgi film izlerken hatırlatılan uyku saatine isyan ederdim eskiden. Ne masum kızgınlıklarım varmış meğer.  Sonra arada sırada düşer kanatırdım dizlerimi. Beden yarası ile ağlardı gözlerim. Temizdi. Kana bulaşırdı ağlamalarım, biraz oksijenli su, azıcık tentürdiyot ve biraz anne nefesi ile şefkat üflemesi, geçirirdi sızısını. 
 
Şimdi hırsa, bencilliğe, hasrete, vuslata, kedere bulaşan gözyaşlarımın nedeni ruh yaralarım. Üstelik lekeli geçmiş ve derin izler bırakıyor bu yaralar. Her bir yarada yeniden değişiyorsun. Acıyan yerlerinden yeniden acımamak için önlemler alıyorsun. Dizlerimin yaralarına ağlamayı bıraktığım günden bugüne ruh yaralarına da duyarsızlaştım. Acımadı ki diye kandırmıyorum da kendimi. Acıyorum, sızlıyorum, yaşıyorum, öğreniyorum. Hepsini yaşamayı tercih eden benim biliyorum.
 
Şimdi ne olacak, bakalım ne yaşayacağız diye başladığım hiç bir şeyden fayda görmedim bu güne kadar. Yine de aynı cümlelerle başladım bir çok anıya. Sonucu belirleyici şüphelerle, sonumu hazırladım. Korumaya çalışmak da manasız şimdi. Kimden korunmalı insan? Önce kendinden korumalı kendini. Tercihlerinden korumalı belki de. Başarısızlıklarını da kazanımlarını da başka birinin tercihlerine bağlamamalı. Kurban taklidi yapmamalı. Başkasının tercihini kabullendiği için, kendi olamadığı için yaşadıklarını kendi isteğiyle yaptığının farkında olmalı.
 
Ben bendeki gerçekliğime göre yaşamaya karar verdim. Başkasına doğru gelen ya da gelmeyen, Elalem Cumhurbaşkanlığı tarafından onaylanan ya da onaylanmayan, kabul gören ya da görülmeyen ne kadar istediğim varsa hayatıma ekleyeceğim artık. Her şeyi kabullenen değil, kabul edilmeyi beklemeyen, onaylanma ihtiyacı duymayan ben olarak yoluma devam edeceğim.
 
İstiyorum dediğimin  muhteviyatına bakmadan ama mutlaka kimseye zarar vermeden, kimsenin hayatını şekillendirmeden, ucu bucağı olmadan, özgürlüğümün tadına baktığım mutlu anılar biriktireceğim. Nasıl olsa kimin neyle mutlu mutsuz olacağı bilgisinin farkındayım. Canımdan canıma ihtiyacı olanların önceliklerinin kutsallığı dışında kimin neyle mutlu olacağının bir önemi yok. Mutluluklarıyla mutlu olduklarım kendi hayatlarını kendilerince yaşarken, benim hayatımın içinde kıymetlerini koruyacaklar.
 
Bencilce hayatın içine sürüklediğimiz çocuklarımızı hayata hazırlamak için yolculuklarındaki yol seçeneklerini söylemeli sadece. toplumsal, içsel, ailesel diye adlandırılan ne kadar bilgi varsa sunmalı ancak neyi nasıl yapmak, yaşamak isterlerse yalnızca saygıyla kabullenmeli bize göre olmasına engel olmalıyız. Kendi olmalı. Kendince yaşamalı hayatı. Bizden alınan, kendim kavramını, hediye etmeliyiz çocuklara. Hayatın merkezinin aslında ne olduğunu anlayabilecek temizlikte olmalılar. Kesinlikle yolculuklarını izlemeli, destek olmalı ama yön belirtmemeli, seçimleriyle kendi olabildiği için gururlanmalıyız.
 
Bakın kendinize şöyle bir kuşbakışıyla. Kaçımız istediğimiz hayatın içinde ve mutluyuz? Doğduğumuz an yolun başındayız. Yaşamak için gerekli beslenme ve bedensel bakım, korunmamız için gerekli bilgiler dışında, yola çıkarken zihnimize, ruhumuza yüklenen onca ağırlığın altında yolu nasıl tamamlayacağız belli mi?
 
Yolcu, kimsenin yoluna karışma, sana yük olanları at, kimseye yükünü yükleme ve yolunu kendin güzelleştir. Başkasının güzelleştirdiği yolun sonunda sana ait olmayan bir hayat finalini yaşamaman için kimseye yük olma, yük alma ve ilerle. Yolun üzerine sana huzur verecek bir kaç yeşillik, biraz mavi, bolca beyaz ve şeffaf görüntüler ekleyerek tamamla hayat tablonu. Yoruldukça biriken gereksizlerini at sırtından.
 
Sence konuş, sence yaşa, sence yürü.
 
İyi yolculuklar…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yine bir başka silkeleme. Kim olduğunun, nereden gelip nereye gittiğinin farkında olmayan kayıp bireye (bana, herkese!) yaşam labirentlerinde çıkış aramakta olana hatta "çıkış" kelimesini bile unutmuş olana fener tutmaya çalışan bir yazı. Diyojen gibi gündüz gözüyle Atina sokaklarında köşe bucak insan aramaktansa bulunana kurtuluşunun yönünü gösteren istikamet levhası. Artık dizleri veya bedeninin orası burası kanayan bir çocuktan ruhu kanamakta olan bir yetişkinin yarasına merhem olacak netlikte tespit ve öneriler. Tüm zihinsel bağları koparmaya cesaretlendiren yoldaş manifestosu gibi. Tümü güzel! Açıktır ki; arkaya bakmayacak kadar ileri bakabilecek görme yetisi ya hiç kazanılmamış veya kazanılanın çoktan yitirilmişlikle karşı karşıyayız. Jose Saramago bile bu kadarını bilemezdi. Yine de, bu körlüğümüze rağmen katkı sunanların, bu arada sizin de, katkıları sayesinde gelinen noktanın koordinatlarını anlayabiliyoruz. Gidilecek yönü de. Bir eksik var bence: Neden buradayız? Selam ve say

Birkan Can 
 25.04.2017 22:55
Cevap :
Teşekkürler anlamlı yorumlarınız için...  26.04.2017 0:29
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 151
Toplam yorum
: 83
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 212
Kayıt tarihi
: 22.08.15
 
 

Karşı kıyıdan kendi topraklarına geri dönmüş bir ailenin İstanbul'daki bolca edebiyat kokan evind..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster