Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Ağustos '20

 
Kategori
Yolculuk
Okunma Sayısı
66
 

Yolculuk,Tehlike ve Sezgi

*Sene 2016. İçerden gelen bir itkiyle sözümona 'güvenli' yaşamımdan çıkıp sırtçantamı alarak yollara düştüm. Karayolu ile İran üzerinden Hindistan'a gitme niyetindeyim. Nerelerde kalacağım, ne zaman nerede olacağım ile ilgili hiçbir fikrim yok. Gecenin bir yarısı İsfahan'a girdim. Sokaklar boş, etraf karanlık, kimsecikler yok. Taksi filan da göremedim. Derken bir motosikletli geçti önümden. Gayriihtiyari durdurmuşum. İki kişiydiler. Biri kadın, diğeri erkek. Yakınlarda bildikleri bir yer varsa diye otel filan sorma niyetindeyim. Otostop yapmak aklımdan bile geçmedi. Otellerin bu bölgeden biraz daha uzak olduğunu belirtip saatin uygunsuz olması nedeniyle yürümemi önermediler. 'Atla' dediler, 'nereye' dedim. 'Arkaya' dediler. Atladım üçüncü olarak arkalarına. Neye mi güvendim; sezgilerime.. Hiçbir endişe ya da korku hissetmedim. Onlardan gelen bir olumsuzluk, uyarı niteliğinde bir etki hissetmedim. Hislerime güvendim ve beni bir otele bırakmalarını sevinçle izledim. Bana yardım etmeleri içimde yer etti. Güzel bir şekilde, içimde güzel bir anı ile bir daha görmeyeceğim bu insanlara 'hoşçakal' dedim.

*İsfahan'da yerleştiğim otelde odamın kapısı geceyarısı aralıklı olarak sabaha kadar defalarca çalındı. Seslendim, cevap veren olmadı. Yine seslendim, yine cevap veren olmadı. Merak edip kapıyı açmamı bekleyen kapının arka tarafındaki kimse ile ilgili hissettiğim şey; sinsi ve ikiyüzlü bir kötülüğün işaretiydi. Bundan eminim. Ve tabii ki kapıyı açmadım. Kapıyı o gece açsaydım eğer, bu cesaret değil ataklık olacaktı. Ve bu ataklık kimbilir ne yaşamama sebep olacaktı! Cesaretin fazlası ataklık, azı korkaklıktır. Orada doğru olanı yaptım. Yine rehberim sezgilerimdi.

*İsfahan'ın çarşısını dolaşırken iki gençle arkadaş olduk. 1 hafta boyunca ara ara görüştük, birlikte dolaştık. İkisi de saygılı çocuklardı. İçlerinden biri hakkındaki fikrim karmaşıktı yine de. Buna rağmen pek üstünde durmadım. Bir süre sonra bu arkadaş, 'neden otele para veriyorsun, bizim apartumanımız var, gel seni misafir edelim' dedi. Niyetim, yeni insanlar tanımak, aile yapılarını yakından görmekti. Davetini kabul ettim. Bir gün, iş çıkışı birlikte evlerine gittik. Konuşmalarından bir ailesi olduğunu, misafir edecek odaları olduğunu filan anlamıştım. Halbuki bizim gittiğimiz yer, şehrin oldukça dışında bir apartmanın bodrum katıydı. Bir tek odası vardı. Tuvalet dışardaydı, başka oda yoktu ve hatta mutfak bile odanın içindeydi. Ona memnuniyetsiz bir ifadeyle nerede uyuyacağımı sordum. Burda salonda bir döşek bana, bir döşek de kendine sereceğini söyledi. Ona ev düzeninden bu şekilde bahsetmediğini hatırlattım. 'Sen benim misafirimsin, başımın tacısın' gibi laflar etti. Teşekkür ettim ve bu şartlarda burada kalamayacağımı söyleyerek otelime geri dönmek istediğimi belirttim. Israr etmeye devam etti, sonra yalvarmaya başladı. Bana karşı yanlış birşey yapmadığını, neden kalmadığımı sordu. Tavırları canımı sıkmıştı. Bir an önce oradan ayrılmam gerektiği hissi nabzımda zonk zonk atıyordu. Yemekten sonra taksi çağıracağını, hiç olmazsa yemeğe kalırsam çok sevineceğini söyledi. Israrları öyle fazlaydı ki yapacak birşey yoktu. Kabul ettim. Birlikte yemek yedik. Bir ara dışarıya tuvalete gittim. Döndüğümde odada sanki bambaşka biri vardı. O saygılı konuşan kişi gitmiş, yerine bambaşka bir adam gelmişti. Değişiklik, çocuğun ikiyüzlü biri olduğunu, kendini gizlediğini apaçık ortaya sermişti. Üzerine bir şort giymiş, göbeğini açmış, gözlüğünü çıkarmış ve yayıla yayıla salonun ortasında oturuyordu. Gitme isteğimi yineledim. Durdu, durdu ve 'neden birlikte yatmıyoruz ki' diye sordu. Sesimi yükselterek bir misafire bu şekilde davrandığı için onu kınadığımı, gideceğimi, engel olmaya çalışmamasını ve ondan korkmadığımı söyledim. Çok sert ve ciddiydim. Tavrım onu biraz kendine getirmişti. Derhal önümden çekilmesini yineledim. 'Ev sahibi yukarda, lütfen bağırma, bizi duymasın' dedi. Bu bana daha da güven verdi. Derhal askıdan ceketimi aldım, ayakkabılarımı giymeye başladım, bu esnada önüme geçti. Diz çöktü ve yeniden yalvarmaya başladı. Bir an şeytana uyduğunu söyledi, defalarca özür diledi. Korkak biriydi. Panik bir halde değildim ama canım çok sıkılmıştı. Bir an önce bu evden dışarıya çıkmak için can atıyordum. Dışarı çıktım. Bir taksi çağırdı. Israrlarıma rağmen taksiye benimle bindi. Otelime beni bıraktı. Haberim yoktu, sabah öğrendim ki o gece otel ücretimi de ödemişti. Bu, sezgilerime kulak asmadığım için yaşadığım bir tecrübe oldu. Bana bir ders oldu. Çok daha kötü bir durumla karşılaşabilir, bu kadar kolay yırtamayabilirdim. Şansım yaver gitmişti.  Bundan sonra daha temkinli olacağıma, sezgilerimi daha çok önemseyeceğime dair kendime söz verdim.

*İsfahan'dan ayrılıp Şiraz'a geçtim. Şiraz'da kaldığım otelin hemen karşı sokağında bir aile ile selamlaşmaya başladık. Derken selamlaşmalar bir süre sonra kendiliğinden sohbete dönüştü. Beni evlerine davet ettiler. Gittim. Yemek ikram ettiler. Yedim. Olmadı, misafir edelim dediler, evlerinde misafir oldum. Oğulları Muhammed, bana Şiraz'ı dolaşırken eşlik etti. Onunla birlikte dolaşmak hoşuma gitti. Ondan pek çok şey öğrendim. Bütün bunları yaşarken, içimde en ufak bir endişe doğmadı. İçerden gelen o mesajı her an takipteydim. O bana nasıl bir his gönderiyorsa o hissi değerlendiriyor, takip ediyordum. Algılarım açılmaya başlamıştı. Yaşamın karmaşıklığı içerisinde kendim için, kendime rağmen ve yine kendimden gelen bir direktifle doğru olanı takipteydim. Ordan ruhumu besleyen çok güzel anılarla ayrıldım.

*İran'ın Zahedan şehrindeyim. Niyetim transit olarak İran sınırından çıkıp Pakistan'a girmek. Ancak saatler uymadığından şehirde bir gece kalmam gerekti. Mecburen bir otel arayışına girdim. Geç bir saat ve fazla seçeneğim yok. Sınıra yakın bir otel var ve orada konaklamaktan başka çarem yok. Otelden içeriye adımımı atar atmaz yoğun bir kan kokusu aldım. Burda kalmak istemiyorum. Ama mecburum. Kalacağım odayı gösterdiler ve anahtarı elime verdiler. Odaya girdim. Kapıyı içerden kilitlemeye çalıştım ama kapı kilitlenmiyor. Uğraştım, uğraştım, kilitleyemedim. Aşağıya insem kapı kilitlenmiyor desem olmayacak. Bundan haberleri olsun istemiyorum. Belki de vardır, bilmiyorum. Pencereler demirli. Zaten üst katlardan birindeyim. Yoğun bir şekilde güvende hissetmiyorum. Gitsem mi kalsam mı ikilemindeyim ve gidebileceğim bir yer yok. Çok sapa bir yerdeyim. O gece sabaha kadar uyuyamadım. Sabah gün doğumuyla otelden ayrıldım ve ertesi gün Pakistan sınırına geçiş yaptım. Şansımın yaver gittiği günlerden biri daha. Sezgilerime rağmen yapmam gerekenin tersini yaptığım bir deneyim daha..

Pakistan'dayım, Belucistan'da... Taftan çölünü bir otobüsle geçeceğim. Otobüs saatine daha çok var. Bekliyorum. Derken birisiyle tanıştım; Alauwedi..  Alauwedi'nin Taftan pazar yerinde bir dükkanı var. Beni orda misafir etti. Yemek ikram etti, aynı dili konuşamıyor olmaktan dolayı birbirimizi çok anlayamamıza rağmen aramızda şirin bir diyalog oluştu. O da otobüse binecekmiş. Saat geldi, çattı, birlikte otobüse bindik. Otobüs gece yarısı durduğunda Alauwedi beni uyandırdı ve inmesi gereken yere geldiğini söyledi. Beni evine davet etti. Misafir etmek istediğini anlattı, anlatabildiği kadar. Kızlarından bahsetti. Şöyle bir düşündüm, Pakistan'da bir çöldeyim. Nereye gideceğimi bilmiyorum, üstelik yerel bir aileyi yakından tanıma şansı var karşımda. Ne yapmalıyım. Hemen karar vermem gereken anlardan biri daha.. İç sesime baktım. İyi, endişe yok. Coşku var, Alauwedi'den gelen etki pek güzel. İndim onunla beraber ve rikşalardan birine binip birlikte yola düştük. Alauwedi'nin tuvaletsiz, eşyasız, son derece sade döşeli, mütevazi evinde, Taftan çölünde bir yerde, ağaçsız, çiçeksiz, bol çocuklu ve kapalı bir çevrede üç gün misafir oldum. İki günün sonunda ayrılmak istedim, bırakmadılar. Üçüncü gün hiç durmadan ayrılma isteğimi yineledim, öyle bıraktılar. Hayatımın en manidar, en özel deneyimlerinden biridir; sezgilerimin beni güzel bir yere daha taşıdığı bir deneyim daha..

*Quetta'ya doğru giden bir otobüsteyim. Arka koltukta oturan biri, yan tarafımdan usul usul, çaktırmadan bana dokunuyor. Önce yanlışlıkla dokunduğunu düşünüyorum. Sonra anlıyorum ki özellikle dokunuyor. Rahatsız olduğumu ifade eden sert bir bakış atarak arkama dönüp bakıyorum. Anlamıyor. Dokunmaya devam ediyor. Ellerini üzerimde hissetmek ve ihtarıma rağmen bunu sürdürmesi öfkelenmeme sebep oluyor. Dönüp yüksek sesle bir kez daha herkesin duyabileceği bir şekilde ikaz ediyorum. Tabii kimse ne dediğimi anlamıyor. Sonunda yer değişikliği yapıp kurtuluyorum ondan. Otobüste yaşadığım bir taciz olayı daha anılarımda yer buluyor. Adamın psikolojisini düşünüyorum, karakterini düşünüyorum; bende bıraktığı izlenimi düşünüyorum; arzularına edep sınırları içinde gem vuramayacak kadar ve bir insanı düpedüz taciz edebilecek kadar artniyetli, cahil ve saygısız biri.. Bu tip adamları kaydediyorum hafızama. Bir dahaki sefere 'etkiyi unutmamak', daha temkinli davranabilmek için kaydediyorum.

*Quetta'da bir otel odasındayım. Otobüste Ali ile arkadaş olduk. Ali, ingilizce konuşuyor, anlaşıyoruz. Ailesi Quetta'da yaşıyor. Evlerine götürdü beni, ailesiyle tanıştırdı. Orda Taftan çölünde, ağaçsız, çiçeksiz bir yerde yaşayan başka insanlar tanıyorum. Konukseverlikleri, mütevazilikleri, güzellikleri içimde bir başka yer ediyor. Ordan güzel anılar biriktirerek ayrılıyorum. Sezilerimin beni taşıdığı bir başka güzellik daha böylelikle anılarıma kaydoluyor.

*Hindistan'da Manali diye bir yerdeyim. Akşam üzeri geç bir saatte oraya ulaştığım için çok fazla otel arayışına girmeden önüme gelen herhangi bir otelde karar kılıp giriyorum içeri. Bir oda istiyorum. Otel görevlisinin bana gösterdiği oda, duvarları tavana kadar uzanmayan garip mi garip bir oda! Duvardan çok kolay atlayıp çok rahat birileri hop içeri girebilir. Kendimi güvende hissetmeyeceğim bir yer. Böyle bir yerde uyuyamam. Görevli konuşmaya, ben düşünmeye devam ediyorum. Ellerinde başka bir oda kalmadığını, rezerve ettiklerini ve istersem çok uygun bir fiyata bu odayı tutabileceğimi söylüyor. Tüm bunları çok normal bir havada söylüyor. Oda ve durum ise beni kuvvetli bir şekilde itiyor. Burası sonuçta bir otel ve insanlar konaklıyor. Normal mi diye düşünmeden edemiyorum ama içimden bir ses güçlü bir şekilde bu karardan uzak duruyor. Odayı istemediğimi söylüyorum. Tam ayrılmaya hazırlanıyorum ki başka bir oda seçeneği sunuyor. Adamı takip ediyorum. Bu oda iyi. Pencereleri demirli, kapısı kilitlenebiliyor ve yol kenarı. 'Tamam' diyorum. Pasaport kaydımı yaptırıp anahtarı alıyorum. Odaya geçtim. Vakit gece yarısına doğru. Kapı çalıyor. Dışardaki ses, pasaport işlemlerimin eksik olduğunu, tekrar pasaportumu almaları gerektiğini söylüyor. İçimdeki his kapıyı açmamam gerektiği yönünde.. Vakit gece yarısı ve ve ben işlemlerin yapıldığından eminim. Adam yalan söylüyor, bundan da eminim. 'Sabah hallederiz bir eksik varsa' diyorum. Israrla pasaportumu istemeye devam ediyor. Israrla 'hayır' diyorum. Gidiyor. Gece yarısını geçtiğinde odamın önüne 5 adam geldi. İçerden dışarıyı görebiliyorum. Kapıyı çalmaya, sonra zorlamaya başlıyorlar. Kapı kilitli ve sağlam. Biraz rahatlıyorum ama korkuyorum da. Adamların niyeti bozuk. Kapıyı açmaya çalışıyorlar. İçerde bir kapı daha var. Nereye açıldığını bilmiyorum. Kapıyı odayı kontrol ederken kitlemiştim, önüne birşeyler yığıyorum; masa, sandalye, yatak ne varsa.. Beklemeye başladım. Sonunda pes edip gittiler. Otel gibi bir yerde böylesi bir durum.. İnanamıyorum. Sabah gün doğar doğmaz, etrafı kolaçan edip hızla odadan çıktım. Resepsiyona baktım. Ordaydı; kirli ruhuyla orada oturuyordu. Pis bir bakış atıp üzerine tükürecek kadar yanına yaklaşmak istemediğim için yere tükürdüm ve otelden ayrıldım. Eğer o gece, duvarları olmayan o ucuz odayı tutmuş olsaydım şu anda 5 adamın tecavüzüne uğrayan biri olacaktım. Belki de öldürülecektim. Bilmiyorum, düşünmek dahi istemiyorum. Sezgilerime güvendiğim, temkinli davrandığım için kötü sonuçlanması kuvvetle muhtemel bir deneyimin yanından geçip gidiyorum.*

Yaşamın içinde bu ve bunun gibi, buna benzeyen ve benzemeyen pek çok tehlikenin yanından geçip gideriz. Bazen temas etmek zorunda kalabiliriz. Ve bazen maalesef içine düştüğümüz de olur. Kanımca kiminle ne kadar ilişkilenmek/ilişkilenmemek meselesi çok mühim ve nihayetinde verdiğimiz karar bizi bağlıyor. Bu sınıra çok dikkat etmek gerekiyor!

Birçok insana göre 'fazla cesur' olduğum söylenebilir ama bu ataklık, korkaklık ve cesaret sınırının dengesini gözeterek (ve tabii hatalar yaparak) günlük hayatta yaşayamayacağım, farkedemeyeceğim şeyler öğrendiğim de doğrudur. Kokularımın üstüne giderek ve cesur olma isteğime izin vererek yaşamdan çok daha zevk almaya başladığımı söylemeliyim. Ancak bu sınır tehlikeli bir sınır! Hayati tehlikesi var. Cesur davranmak yerine atak ya da korkak davrandığımızda hayatın içinde dolaşmakta olan tehlikeler tarafından avlanabiliriz. Dikkat, temkinlilik ve sınırı gözetmek çok önemli. Sezgilerimiz çok değerli.. Kimselerin bize söyleyemecekleri şeyleri içimizden gelen o mesaj sayesinde bilebiliriz. Hangi deneyimin bizi güzel ve armağan dolu bir yere götüreceğini, bizi yetkinleştireceğini, hangi deneyimin tehlikelelerle dolu bir yere taşıyacağını hatta hayatımıza malolacağını söyleyen sezgilerimiz ve içinde bulunduğumuz durumun bize verdiği etkidir. Ve tabii bu etkiyi sağlıklı bir şekilde ayrıştırma yetimizdir.  Ve elbette aklımız ve mantığımızın en önemli destekçilerimiz olduğunu söylemeden geçemem.
 
Yol'a, yolculuğa, yolcuya saygı ve hürmetle,
 
 
 
*'Hindistan Yolu' ve 'Bedevi Kızı' /Selma Akar
 

 

Ersin Kabaoglu, Birgül EKİM bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 112
Toplam yorum
: 15
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 500
Kayıt tarihi
: 07.10.13
 
 

İnsanın kendinden bahsetmesi meselesi benim için zor konuların başında gelir. Bu anlamda söyleneb..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster