Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Ocak '08

 
Kategori
Yolculuk
Okunma Sayısı
338
 

Yolculuk

Yolculuk
 

Fotoğraf Nilgün ÖZDEMİR


“Bu düğün gününde yağmur yağması gibidir” diyor Alanıs Morisette. Daha dikkatli dinliyorum şimdi şarkının sonunu. Yolları düşünüyordum çünkü kulağımda çınlayan sesten önce. Son mola beynimden silindi bile, sanki tüm hayatım bu otobüste geçmiş gibi. İki yanımdan gri nehirler gibi akıyor yol ve şüpheye düşüyorum; duruyor muyum ben, gittiğimi zannederken?

Başımı yaslayıp kendimi şarkının sözlerine veriyorum;

“sen paranı ödedikten sonraki bedava gezidir

Bu dinleyip geçtiğin iyi tavsiyedir

İşe yarayacağını kim düşünürdü ki

Hayatın tuhaf bir hissettirmeden yanına sokulma tarzı var

Hayatın tuhaf bir yardım etme tarzı var”

Gülümsüyorum. Hayatın beni garip bir koruma tarzı var demiştim de, sorunlar seni bıraktıkları yerde bulamıyor, kaçıyorsun, demiştin. Benim yolculuğum sana göre hep kaçıştı. Bana göreyse sen kaçıyordun. Doğduğun şehirde, hala doğduğun evde oturarak, babana benzeyen kocan ve annenin adını taşıyan gözleri okyanus çocuğunla…

O gözlerde mi sana okyanusa açılma hissi vermiyor?

Yüzlerce adayı, şehri, kayaları, kumu yalayıp geçen okyanusun bu sonsuzlukta seninde vücudunu sarması… “sen delisin” diye haykıran yüz ifadene çarpıyor hayalim.

Bu yüzü seviyorum ama işte yine yoldayım.

Alan Alda’nın sözlerini hatırlatıyorum kendime; “Rahatınızın şehrini bırakıp önsezinizin vahşi tabiatına gitmeniz gerekir. Keşfedeceğiniz şey harika olacak. Keşfedeceğiniz şey, kendiniz olacaksınız.”

İnsanın kendini keşfi harika mıdır gerçekten?

Mesela K2 ye tırmanmaktan daha tehlikeli midir?

Nasuh Mahruki söyleşisinde aklıma gelmeliydi bu soru. “En yüksek değil ama, gizli buzul yarıklarıyla en tehlikeli dağ” demişti K2 için.

Ya insanın içindeki buzul yarıkları… birbirimizin ısısından uzaklaştıkça yağdırdığımız karlarla üstünü örtüp, tuzaklaştırdığımız…

Belgesel kareleri geliyor gözlerimin önüne. Birbirini vücut ısılarıyla ısıtan soğuk iklim hayvanları ya da birbirinin yarattığı hava çekimiyle göç yollarına düşen kuş sürüleri… Bir belgesel kanalının tanıtım fragmanı gibi artarda ekleniyor kareler. “Kırlangıçlar göç yollarını çizerken okyanuslardan uzak dururlar” diyor bir ses ve bir filmin son karesi ekleniyor ; “Okyanusların hafızası yoktur” (Esaretin Bedeli)

Gözlerimi aralayınca, aklıma yine okyanusu getirenin ne olduğunu anlıyorum. Hafif bir yağmur başlamış dışarıda. Camları dövüyor.

150 km sonra varacağım kent, bir okyanusa yayıyor eteklerini. Bu yağan o okyanusun buharlaşan sularıdır. O da heyecanla bana ulaşmaya çalışıyor. Yağmur otobüsün tamamını ıslattığında bir sevgili gibi beni de sardığını hissediyorum.
Gözlerimi kapatırken son duyduğum No Doubt ; Sorry I’m not home rıght now

Ritme pek uymadan tekrarlıyorum; And I’ll call you back.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

sizi ilk kez bu gün, bu yazınızla tanıdım MB'de, tarzınız çok ama çok hoş... kelimelerinizin doluluğu ve şarap tadı beni şaşırttı. okundukça bir kez daha okunası lazım gelinen ve durdukça güzelleşen, zihninizde yer eden ve bir zaman sonra daha anlam kazanan şarap tadı...az bulunuyor böyle yazılar. sizi okumaya devam edeceğim...

DUYGUALTN 
 20.01.2008 20:24
 

Ne güzel yazmışsınız.Anlamak için zaman zaman dikkatimi toparlamaya çalışsam da...Saygılarımla

serifsoner 
 19.01.2008 21:13
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 38
Toplam yorum
: 69
Toplam mesaj
: 17
Ort. okunma sayısı
: 611
Kayıt tarihi
: 04.01.08
 
 

Safça eski konuklarını bekleyen sahil pansiyonlarından birine kaydımı yaptırabilirim. Yine boşaltmam..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster