Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Kasım '17

 
Kategori
Müzik
Okunma Sayısı
1062
 

Yörem / Derlemelerim / Kabakçı Salih Efe

Yörem / Derlemelerim / Kabakçı Salih Efe
 

TÜRKÜLERİMİZ

TRT Arşivlerine kazandırılmış tüm türküler halk müziği eğitimcileri ve nazariyatçıları tarafından türküler üzerinde belli teknik düzenlemelere gidilerek, icra edilmesi, korunması için arşivlere kazandırılmıştır. Her türkünün aşağı yukarı on-on beş ya da daha fazla dizileri bulunmaktadır ancak genelde en fazla üç ya da dört dizesi nota üzerinde yer alır ve icra edilir. 2006–2009 Ses ve görüntü cihazları eşliğinde tarafımdan yapılan araştırmalar sonucu ulaşabildiğimiz ezgiler ve kaynak kişileri hakkında bilgileri anlatmaya çalıştım.Yerel sanatımız ile ilgili yaptığımız bu naçizane çalışmaların yüreklerinizi ısıtması ve coşturması  dileği ile...

KABAKÇI SALİH EFE HİKÂYESİ

Kabakçı Salih Efe Kimdir

Kütahya ili Tavşanlıilçesi Çamalan(eski adı Alabarda) köyündendir.1890 yılında dünyaya gelmiş 1923 yılında da öldürülmüştür. Kabakçı, alçak boylu, kara bıyıklı ve çok cesur birisidir. Kabakçı Salih Efe, Milli Mücadele döneminde Tavşanlı, Dağardı, Orhaneli, Harmancık, Keles, Emet ve çevresinde ve Mudanya da düşman askerlerini mağlup etmiştir. Kabakçı, hem Yunanlılarla hem de yerli eşkıya çeteleriyle mücadele etmiş, yöresine çok büyük faydası dokunmuş bir halk kahramanıdır.

(Ömer Faruk Dinçel)

 

Kabakçı Salih Efe’nin yaşamına ilişkin bir çok kişiyle görüştüm. Bu konuda ilk görüştüğüm kişiler  Kabakçı Salih Efe’nin akrabalarından olan  Süleyman Karaduman ve Kabakçı Salih Efe Hakkında yazmış olduğu iki kitabı bulunan Ömer Faruk Dinçel’dir.

Sonrasında Kabakçı’nın torunlarından biri olan Mehmet Kaplan’la irtibata geçtim. Onun Kabakçı hakkında özet yazısı şöyledir.

Kabakçı Salih Efe Bu ülke için ölümleri pahasına da olsa silahlanıp dağlara çıkan. En son düşman denize dökülene ve ülkemizi terk edene kadar silahlarını bırakmayıp mücadeleye devam eden birçok Anadolu delikanlısının hayat hikayelerinden birisi olan bu yazıyı rahmetli dedem Talip KAPLAN’dan ve çevremizdeki bir çok yaşlı insanın anlattıklarından yola çıkarak yazmaya çalıştım.Yaşanmış olayları tarihin tozlu raflarında unutulmamak üzere kaleme aldım. Bizler bugün hayattaysak ve özgürce bu ülkede nefes alıp veriyorsak dedemin babası Kabakçı Salih Efe ve onun gibi cesur yürekli insanların korkusuzca bu ülke için çarpışmaları sayesindedir. Onlar, bizler için yaşanılır bir vatan toprağı bırakmak ve esaret altında yaşamamak üzere çıktıkları bu yolculukta,vatanın dört bir tarafında kanlarını akıtıp mücadele etmişlerdir. Bizler de aynı onların yaptığı gibi birlik ve beraberlik içerisinde olarak torunlarımıza ve gelecek nesillere kurtarılmış bir ülke bırakma kararlılığında olmalıyız. Ruhunuz şad olsun efeler. Yattığınız yerde rahat uyuyun. Saygı ve minnetle anıyoruz.

Kabakçının torunu
Mehmet KAPLAN

                                                                                

                                                 KABAKÇI SALİH EFE

Bin sekizyüzlü yılların sonlarına doğru Osmanlı İmparatorluğunun parçalanma dönemi başlamıştır.Yönetim dağılmış ve halk yoksulluk içerisinde geçim derdine düşmüştür.Cepheler de savaşlar başlamış ve dış ülke güçleri vatanımızı dört bir taraftan tehdide ve işgale başlamıştır.İşte böyle bir durum içerisinde Kabakçı Salih Efe dünyaya gözlerini açmış.Daha üç veya dört yaşlarındayken babası askere alınmış.Belki babasını hiç görmemiş veya hiç bilememiştir.Annesi, ablası,kardeşleri,dedesi ve babaannesi Kütahya’nın Simav ilçesinden yokluk nedeni ile ayrılıp,köy köy geçim sınırlarını aşmak için dolaşmaya başlamışlar.O köy,bu köy derken Tavşanlıya bağlı Alabarda (Çamalan) köyüne kadar gelmişler.Burası on-on beş haneden oluşmuş,temelini Anadolu Yörüklerinin oluşturduğu,geçimlerini hayvancılık ve biraz da topraktan sağlayan küçük bir köydür.Dört bir tarafı yüksek ormanlarla çevrili olduğundan dolayı tarım arazisi sınırlıdır. Kabakçı Salih Efe ve ailesi bu köyde dinlenmek üzere mola verirler. Burada köylülerin sıcak ilgi ve alakasın görürler. Köylüler bu fakir aileye yardımda bulunurlar. Aile bu köyün hayvanlarını otlatmak için köylülerden gelen çobanlık teklifini kabul ederler.Artık geçinme sıkıntısını biraz da olsa aşmanın sevincini yaşamaya başlarlar.

Aradan birkaç yıl geçmiş ve küçük Salih 10-12 yaşlarında küçük bir delikanlı olmaya başlamıştır.Annesine hep babasını sorarmış.Annesi de onun anlayabileceği bir dilden, babasının çok uzaklarda olduğunu ve bir gün onları arayıp bulacağını anlatırmış.O ise hep babasının yollarını gözlermiş,bir gün ona kavuşma hayalleriyle  çocukluk yılları geçip gitmekteymiş. Ama annesi,babasının bir daha dönmeyeceği sanki içine doğmuş gibi hep hüzünlü ve üzgünmüş. Dedesi ve babaannesi iyice yaşlanmışlardır.Tüm ailenin yükü Salih’e kalmıştır. O sıralarda köyün yakınlarında bulunan yer altı krom işletmesinde iş bulur ve çalışmaya başlar. Bir süre sonra dedesini ve babaannesini kaybeder.Artık annesi,abası ve kız kardeşlerinin geçimini sağlamaya başlamıştır.Kardeşleri onun iş çıkışı köye geliş yolu üzerinde beklerlermiş,ağabeyimiz gelecek diye. O ise evde kardeşlerine tembih edermiş beni yol üzerlerinde beklemeyin,siz yetişkin oldunuz,ben utanıyorum diye.Bu arada ablası yine bu köyden evlendirilmiş. Aynı dönemde bölgede yerli eşkıyalar türemeye başlamış.

Kabakçı Salihartık genç delikanlı olmuştur. Annesi artık çocuğunun evlenip bir yuva kurma zamanının geldiğini düşünüyormuş. Salih ise çoktan köyün en zengini ve ağası olan Selam ağanın güzeller güzeli kızı Meryem’e abayı yakmıştır. Meryem kız da ona karşı boş değilmiş. Kabakçı Salih dürüstlüğü ve çalışkanlığıyla tüm köy halkı tarafından sevilip sayılmaktaymış. Böylesine yiğit ve mert delikanlıyı kim beğenmezdi ki.. Kısa bir süre sonra Meryem kızla gizli, gizli buluşmaya ve konuşmaya başlarlar.

Tabi İkisinin de korkuları varmış. Meryem’in iki tane abisi varmış, hele babası…. Kızını çok severmiş  ama böyle bir ağa kızının fakir bir ameleyle olan ilişkisine ne derdi.En sonunda Salih dayanamayıp konuyu annesine açar.Annesi ise şaşırır kalır.Oğlum,yavrum onlar bu Köyün en zenginleri,ağaları bize kız falan vermezler diye konuyu kapatmak ister.Ama Salih tuttuğunu koparan bir kişiliğe sahip olduğundan dolayı;Ne yapar,eder annesini razı etmeyi başarır.Kabakçı Salih sevdiğini herkesten çok kıskanmaktadır.Bu nedenle köyde diğer akranlarıyla sürekli kavga edermiş,sevdiğine hiç laf söyletmezmiş.hep gelecek planları yapar,güzel hayaller kurarmış. Her buluşmalarında kurduğu bu hayalleri sevdiğine anlatırmış. Meryem ise babasının çok sert ve gaddar olduğunu bildiği için ona fazla ümit vermek istemezmiş.Gene böyle gizlice buluştukları bir günde Kabakçı; seni isteteceğim ailenden,telli duvaklı gelin olacaksın der. Meryem ise böyle bir şeyin mümkün olamayacağını ama yinede istetmesini söyler. Vermezlerse de kaçır beni der. Günün birinde annesini alıp Selam Ağanın kapısına varırlar.Orada iyi karşılanırlar.  Bir süre oturup sohbet ettikten sonra konu ortaya konulur. Meryem kız da kapı aralığından olanı biteni anlamaya çalışmaktadır.Kabakçının annesi kızı oğluna isteyince,Selam ağa beklenen ters tepkiyi vermemiş.Aksine son derece olumlu yaklaşıp,aileyi tanıdığını,yıllardır bu köyde yaşadıklarını ve zararlı insanlar olmadıklarını söyler.Meğer Selam Ağa bu genç delikanlıyı yakından izliyormuş.Dürüstlüğünü,mertliğini ve çalışkanlığını beğeniyormuş.Bu nedenle biz biraz düşünelim,aile içinde konuşalım der.Kabakçı Salih ve annesini yolcu ederler.Sonra kızını,eşini ve çocuklarını çağırıp konuşurlar.Sonunda kızını vermeyi uygun görür. Ama Selam ağanın bir şartı vardır. Eğer Kabakçı Salih iç güveyliğini kabul ederse kızını vereceğini söyler.İlerleyen günlerde Ağa, Kabakçının annesini evine çağırtır ve şartını söyler. Annesi olanı biteni sabırsızlıkla bekleyen oğluna anlatır.Uzunca kendi aralarında bu konuyu konuşurlar.Kabakçı Salih sevdiği kızın hatırına iç güveyliğini kabul eder.Kabakçı Salih sonunda Selam ağanın damadı olmuştur.Selam ağa damadını sevmekte ve güvenmekteymiş. Bu nedenle onlara tarlalarından ve mallarından geçimlerini sağlayacak kadar verir.Ayrıca onlara birde ev verir.İşte bu dönemde bölgede türeyen,astığı astık kestiği kestik bir eşkıya olan Alagöz(Ahmet) adında biri Alabarda köyünde kendine uygunsuz bir iki kadın bulur.Alabarda’ya adamlarıyla birlikte sık sık gelip gitmektedir. Bu kadınlar aynı zamanda Kabakçı Salih’i de beğenmektedirler. Bir kaç kez önünü kesip bulaşmak isteseler de Kabakçı kötü niyetli olmadığı için onları reddeder.Bu nedenle kadınlar Kabakçı’ya çok kızmaktadırlar.Bu kötü niyetli kadınlar kendi aralarında söz birliği yapıp Kabakçı’yı Alagöz’e şikayet ederler. Seni öldürecekmiş,bizi tehdit ediyor,bu köye gelmeni istemiyor gibi yalan yanlış bir şeyler uydurup Alagözü sinirlendirmeyi başarırlar.Alagöz bu kadınların sözleriyle hiddetlenir ve Kabakçı Salih’i yok etmeyi düşünmeye başlar.Olan bitenin farkında olan Selam Ağa damadına dikkatli olmasını ve boş gezmemesini tembihler.Kabakçı da bunun üzerine tüfeğini kurşun dolu olarak taşımaya başlar.Bir gün yine avlanmak üzere ormanda yalnız gezerken Alagöz ve adamları tarafından etrafı çevrilir.Alagöz derki: tüfeğini açıp bakacağız,eğer içinden kurşun çıkarsa seni öldüreceğim…Kabakçı ise ürkerek ağam ben dağda bayırda geziyorum,içinden kurşun da çıkar,saçma da der.Sonra tüfek zorlada olsa boşaltılır…beklendiği gibi tüfeğin içinden kurşun değil,saçmalar yere boşalır.bu olaya hem Alagöz,hem de Kabakçı çok şaşırırlar. Oysa ki Kabakçı tüfeğini kendi elleriyle kurşunla doldurmuştur.Alagöz bu olay karşısında sözünde durur ve Kabakçı’yı bırakır.Kabakçı eve gelir ve olan biteni ailesine anlatır. Bu sırada kayın biraderi söze karışır ve kuş avlamak için eniştesinin tüfeğini aldığını,kurşunları boşaltıp yerine saçma doldurduğunu söyler. Bilmeden de olsa eniştesinin hayatını kurtarmış olur.

İşte bu olaydan sonra Kabakçı Salih adımlarını daha dikkatli atmaya başlar.Alagöz ise gariban halka eziyete devam etmektedir.Tavşanlı Jandarma güçleri ise sürekli Alagözü takip etmekteler ama bir türlü ele geçirememektedirler.Yine bir gün Alagöz adamları ile birlikte Alabarda köyünde iken istihbarat alan Jandarma köyü kuşatır.Alagöz yakalanacağını anlayınca genç yaşlı,çoluk çocuk demeden herkesi köy camisine zorla doldurur.Çatışma başlamıştır…Bu çatışmada askerlerden birkaçı ve bir çavuş Alagöz ve adamlarının ateşiyle vurularak şehit edilirler.Tabi Alagöz’ün de adamları Jandarma tarafından vurulur.Alagöz çemberi yarmak için Kabakçı Salih’in yakın arkadaşlarından Yörük Mustafa’nın kardeşi Halil’i kendisine siper ederek kaçmaya başlar.Halil ise direnmektedir eşkıyaya…Sonunda olan olur ve Alagöz Halil’i vurarak öldürür ve çemberi aşar.Halil’in öldürülmesinden dolayı köyü bir hüzün kaplamıştır.Ağıtlar yakılır ve Halil toprağa verilir.Bu olay sırasında Kabakçı köyde değildir.Tarlalarda çalıştırmak için işçi bulmaya başka bir köye gitmiştir.Olayları öğrenince Alagöze kin gütmeye başlar ve Halil’in kanını yerde bırakmayacağını söyler.İşte bu günlerde Çanakkale savaşı başlar…askerlik çağına gelmiş ve eli silah tutan tün erkekler vatan savunması için askere alınmaya başlar.T abiki Kabakçı Salih ve yakın arkadaşı Yörük Mustafa da Çanakkale cephesine asker olarak giderler. Orada her Türk evladı gibi düşman güçleriyle olağan üstü güç harcayarak vatanı müdafa ederler.Günlerce uykusuz ve aç bir halde cepheyi müdafa ederler ve Çanakkale geçilmez dedirtirler.Ama ne yazıkki cephede kanımızla kazandığımız zaferi,masa da kaybededince cephe kapatılır ve askeri gücümüz Doğu yani Trablusgarp cephesine kaydırılır.Kabakçı ve Yörük Mustafa Halil’in öldürülüşünü ve Alagöz’ün yaptıklarını hala içlerine sindirememektedirler. Bozüyük yakınlarında Trenden atlayarak askerden kaçarlar ve bir gece vakti Alabarda’ya gelirler. Artık firari birer kaçak olmuşlardır…Bu olay Tavşanlı Jandarma karakol komutanı Hurşit bey tarafından yakından takip edilmektedir.Komutan ise işgali fırsat bilen ve gücünü arttırıp halka zulüm eden,tutuğunun kulağını kasen,kundaktaki çocukları bile diri diri ateşe atıp yakan bu azılı eşkıya ile uğraşmaktan,asker kaçakları ile uğraşmamaktadır.

Bu zamanda alagöz kadrosunu güçlendirmiş ve başka eşkıyalarla iş birliği yapıp,halkı yağmalamaya devam etmektedir.Bu nedenle Alagöz Değirmisaz bölgesinde bulunan eşkıya Ahmet’i ve bölgede onun gibi faaliyet gösteren diğer eşkıyaları etrafında toplar.Jandarma kumandanı Hurşit bey Kabakçı Salih ve Yörük Mustafa’ya haber gönderip,kendileriyle görüşmek istediğini söyler.Bunun üzerine bu iki firari delikanlı buluşmayı kabul eder ve gizlice Kumandan ile görüşürler.Jandarma kumandanı Hurşit bey bu görüşmede gençlerden yardım ister ve bununda vatan savunması gibi kutsal bir görev olduğunu söyler.Onlara Alagöz’e yaklaşmalarını ve güvenini kazanıp Alagöz’ü ölü veya diri olarak getirmelerini ister.karşılığında ise askerliklerinin geri kalan kısmını Tavşanlı’da jandarma olarak tamamlatacağını söyler.Plan şöyledir…Kabakçı ve Yörük Mustafa jandarmalar tarafından yakalanacak ve hapse atılacaktır,bir süre sonra gizlice serbest bırakılacaklar ve dağlara çıkacaklardır.Plan aynen uygulanır.Bir gece gizlice tutsaklar serbest bırakılır ve haber çabuk yayılır.Kabakçı ve Yörük Mustafa damı delip kaçmışlardır.Bu haberi öğrenen Alagöz ekibini daha da kuvvetlendirmek için bu iki kaçağı ekibine almak istemektedir.Ama bir yandan da Yörük Mustafa’dan çekinmektedir.Çünkü kardeşi Halil’i öldürmüştür.Bir gün ormanlık arazide Kabakçı Salih ve Yörük Mustafa ile karşılaşırlar.Alagöz bu iki kaçağın sığınacak başka bir yarleri olmadığını bilmektedir.Omlara iş birliği teklif eder.Kabakçı ile ayrıca görüşür ve korkularını anlatır.Yörük Mustafa’dan çekindiğini ve korktuğunu söyler.Kabakçı Salih ise plana bağlı kalarak Alagöz’e ağam senden başka gidecek yerimiz yok,bu durumda Yörük Mustafa’nın bunları düşünecek hali yok der ve Alagözü ikna etmeyi başarır.Artık birlikte hareket etmeye başlarlar…Alagöz bu iki genci zaman zaman denemekte ve kendine sadık olup olmadıklarını ölçermiş.Baze yağma ve talan işlerinde onları kullanmaktadır.Yine böyle bir soygun sonrasında Alabarda ile dereli köyü arasında ormanda istirahat halindeyken yanlarına dereli köyünden Şerife isimli bir kadın gelir.Bu adın aslında Alagözün dost edindiği kadınlardan birisidir.Ama bir taraftan da alagöze karşı bilinmedik bir kini varmış.Yanın da gözleme,ayran gibi yiyecek bir şeylerle gelir ve eşkıyalara ikram eder.O günlerde Alagöz biraz rahatsızdır.Şerife’nin getirdiklerini yedikten sonra Alagöz Değirmisazlı Ahmet’e kadını köyüne kadar götürmesini söyler ve ikindi sırası uykuya dalarlar.Yörük Mustafa ise sürekli ölen kardeşinin intikamını düşünmekte ve fırsat kollamaktadır.Bir ara gözünü açar ve herkes uykudadır.Tabancasına davranmasıyla Alagözü göğsünden tek kurşunla vurması bir olur.Hemen kaçmaya başlar,Kabakçı Salih ise orada kalıp alagözün öldüğüne şahit olur.Ormanda koşa koşa Yörük Mustafa’yı bulmayı başarır.Alagözün öldüğünü söyler ama Yörük Mustafa buna inanmamaktadır.Ölmemiştir,iyi baktın mı der.En sonunda ikna olur ve birlikte Jandarma komutanının yanına giderler.Hurşit bey bu hikayeye inanmamıştır. Onları tekrardan nezarete atar.Alagöz’ün cesedi Alabarda köylüleri tarafından köye getirilir ve Halil’i vurduğu yerde tekmelenir ve intikam alınmış olur.Ardından şahsi eşyaları,tüfeği ve silahları köy muhtarı tarafından Jandarma komutanı Hurşit beye getirilir.Cesedi ise bir atın arkasına bağlanıp Tavşanlı sokaklarında teşhir için gezdirilir.Komutan bunun üzerine Kabakçı Salih ve Yörük Mustafa’yı nezaretten çıkarır ve onlara jandarma elbisesi verilmesini emreder.Hurşit bey tüm bu olan biteni üst amirlerine rapor etmektedir ve onların emirlerine göre hareket etmektedir.Alagöz belasından kurtardıkları için onları ödüllendirir.Kabakçı’ya Alagöz’ün gümüş kösteğini veri ve bu senin der.Jandarmalık görevine devam ettikleri sürede tüm halk onları parmakla gösterir olmuştur.İşte alagözden bizleri kurtaran yiğitler diye söz ederlermiş.Tüm halk onlardan çekinir ve iyi geçinmek istermiş.İlçede bulunan yerli Rumlar da onlarla iyi geçinmek için ikramlarda bulunuyorlarmış.Artık ilçede asayiş Kabakçı Salih ve Yörük Mustafa tarafından sağlanır olmuştur.Tam bu günlerde artık tüm yurt işgal edilmeye başlamıştır.Yunan askerleri Kütahya ve Manisa üzerinden Tavşanlı’ya gelirler.Karargahlarını kurarlar.Başlarında Zamanist (Tazılı kumandan) bulunmaktadır.İlçedeki yerli Rumlar Yunan askerlerini alkış ve çiçeklerle karşılarlar.Onlara ikramlarda bulunurlar.Yunan komutanına Kabakçı Salih ve Yörük Mustafa ile işbirliği yaparsa ilçeyi sorunsuz olarak ele geçirebileceğini söylerler…Yunan komutanı da onların söylediği gibi bölgede sevilen,sayılan ve sözü geçen Kabakçı Salih ile işbirliği için görüşür.Ya güzellikle birlik olursun ya da çok kanlar akacak der.Kabakçı Salih her ne kadar bu durumu kabullenmemek istemese de,masum halkın zarar görmemesi için bu teklifi kabullenmiş gibi görünür.Bir taraftan da Kuvayı milliye teşkilatı için çalışmalar yapmaktadır.İstanbul ve Bursa’dan gelen istihbaratın Ankara’ya ulaştırmak konusunda Türk subaylar ve Paşalar arasında köprü görevi yapmaktadır.Bir süre sonra Yunan komutanların istekleri artık çizmeyi aşmaya başlamıştır.Her gün içki alemi,ziyafetler arkası bitmeyen istekler…Ama en önemlisi bir akşam içki alemindeyken Yunan komutanı Zamanist ilçede ki Müslüman,Türk kızlarından ve gelinlerinden kendisi ve adamları için getirilmesini ister.Kabakçı bu sırada alabarda’da bulunmaktadır.İlçenin ileri gelenleri aralarında konuşurlar ve Kabakçıdan yardım istemek için Alabarda’ya haber gönderirler.Bu haberi alan Kabakçı Salih atına atladığı gibi yunan karargahının yolunu tutar.Arkasından Yeğeni Alabarda’lı Kara Mehmet yetişir,Kabakçı hiddetle Zamanist’in bulunduğu odaya dalar ve tartışma başlar.Kara Mehmet kapıda nöbetçiler tarafından tutulur.Kısa süre sonra tartışma kavgaya dönüşür,Kabakçı Salih,Zamanist’i altına aldığı gibi merdivenlerden aşağı yuvarlanırlar.Zamanist can havliyle kaçmaya başlar.Kabakçı da arkasından..Kavgada Kabakçı’dan düşen malzemeleri Kara Mehmet topladığı gibi arkalarından gider.Bölge Yunan askerleri tarafından çevrilir.Kabakçı yakınlarda bulunan Yörük Veli’nin çadırına sığınır.Yörük Veli ona yardımcı olur ve her zaman yardıma hazır olduğunu söyler.Orada yemin eder,Zamanist’in ölümü benim elimden olacak der.

Artık efelik yolunda ilk adımı atmış olur.Yakın çevresinde bulunan Alabarda köyünden Kara Ahmet,Kara Mehmet,Şapçı köyünden Şükrü,Kıran ışıklar köyünden Sadettin ve Akalan köyünden Canip,İnegöl Ede bey köyünden İzzet efeleri toplayıp,silahlanırlar ve dağlara çıkarlar.Kabakçı Salih artık Kabakçı Efe olmuştur.Zaman içinde efenin gücünü ve büyüklüğünü duyan birçok insan Yunan esaretinden kurtulmak için efenin kurduğu müfrezede yer almak için yanına gelirler ve ona katılırlar.Kabakçı Efenin yanında dört,beş yüz kadar vatansever toplanmıştır.Kabakçı Salih Efe bir taraftan da üst düzey subaylarla temas halindedir.Yunanlılara karşı çeşitli baskınlar yapıp,vur kaç taktiği uygulayıp Yunan ordusunun hızını kesmekte ve milli mücadeleye destek vermektedirler.Bir gün efeye bir istihbarat gelir…Emet ilçe merkezinde Yunan askerleri halkı camiye doldurup yakacaklardır.Kabakçı hemen adamlarını alır ve Emet’i kuşatır.Plan yapıp kalka zarar vermeden nasıl kurtaracaklarını adamlarına anlatır.Gizlice camiye kadar yaklaşır ve işaretiyle çatışma başlar.Bu sırada hainler camiyi ateşe verir.Kabakçı ölümü pahasına da olsa alevlerin arasında camiye girerek çoğunluğunu kadın ve çocuklardan oluşan tutsakları kurtarır.Yunan askerlerinin tamamı öldürülür.Bu olaydan sonra Kabakçı’nın kendine güveni gelmiştir.Artık milli mücadele başlamıştır.Halk da ona olan güvenini ve sevgisini göstermek için her türlü gıda,giyim ve silah teminini sağlamaktadır.Bölgede artık Kabakçı Salih Efe’ye aşırı derecede güven ve sevgi duyulmaktadır.Günün birinde Kabakçı’ya bir kadın gelir,kocasının askerde olduğunu ve Balı köy beldesinden Şevki isminde birinin kendisini rahatsız ettiğini söyler.Bunun üzerine Kabakçı adamlarına emir verir ve Şevki’yi getirmelerini ister.Şevki yakalanıp getirilir ve ormanda sorguya çekilir.Şevki aksine ters konuşmaktadır. Kabakçı ona bir ders verir ki akıllara zarar..Adamın her tarafı kan toplar ve morarır.Bir daha böyle bir şey yapmayacağına söz verir.Kara Mehmet efe adamın kan toplayan yerlerini kamasıyla deler…Adam kan revan içinde için de kalır,bu sırada adamın hanımı da oraya gelir.Kocasının yaptıklarından haberdardır.Bu nedenle efeden aman diler ve kocasını sırtına attığı gibi köyünün yolunu tutar.kara Mehmet’in kamasıyla şişen morlukları delmesi faydalı olmuştur.Yoksa adam kan gren olup ölecekmiş…Kabakçının bu arada Meryem’le olan evliliğinden bir kızı ve bir oğlu olmuştur.Kızına Havva,Oğluna ise Talip ismini koyar.Arada sırada geceleri ailesini görmeye gitmektedir.Ailesi de tehdit altındadır.Bu nedenle sürekli aklı onlardadır.Bu nedenle yaşlı annesini,hanımını ve çocuklarını kendisine Yunandan kaçarken

yardımcı olan ve her zaman yardımcı olacağını söyleyen Yörük beyi kel Velinin çadırına yerleştirmeye karar verir.Yörükler sürekli yer değiştirdiği için çadırda dikkat

çekmeyeceklerini ve orada güvende olacaklarını düşündüğü için ailesini Kel veli’ye emanet eder.Bu arada işgali ve halkın yoksulluğunu fırsat bilen Çerkezlerden oluşmuş elli kadar yerli eşkıya Keles Ağaç hisar köyünü mesken tutmuştur.Halka zulüm ve eziyet etmektedirler.Köylüler buna daha fazla dayanamayıp kabakçıya haber salarlar.Kabakçı Ağaç hisar’ı çevirir ve Çerkezleri kursundan geçirir ve ele başları Çerkez Şaban’ı yaralı olarak yakalar.Şaban,Kabakçı’ya derki efelikte iki şey vardır;ya çekip vuracaksın,ya da iyi bakacaksın.Kabakçı da zaten yaralı olan eşkıyaya iyi bakılmasını söyler köylülere ve oradan ayrılır.O gittikten sonra köylüler Çerkez Şaban’ı zehirli yiyecek vererek öldürürler.

    Kabakçı adamlarıyla birlikte Asar dağında iken kendisine bir ulak gelir ve bir pusula verir.Pusula Mustafa Kemal Paşanın ağzından İsmet Paşa tarafında gönderilmiştir.Buna göre Eskişehir’den bir subay ve bir manga asker trenle yola çıkacaktır.İlerleyen Yunan taburu pusulanıp,ilerleyişi durdurulmalıdır.Kabakçı’nın trenle gelen askerlerle buluşması istenir.Kabakçı Emirler istasyonunda belirtilen saatte subay ve askerlerle buluşur.Pusu için en uygun olan Sülye Ceviz deresi seçilir.Burada mevzilenilir ve Yunan taburu beklenmeye başlanır.Kabakçı’nın yanında en güvendiği üç adamı vardır.Kara Mehmet,Kara Ahmet ve Şapçı’lı Şükrü efeler…Yunan taburu karşıdan görünür.Kabakçı dürbünle bakar ve en önde katır üstünde galen makineliyi saf dışı bırakmak için adamlarına katırın çevresindeki dört Yunan askerini paylaştırır.İşaret vermeden kimse ateş etmeyecek der.Yunan taburu menzile girdiğinde işaretini verir ve hepsi aynı anda ateş eder.katır başı boş kalmıştır,makineliyi ele geçirirler ama bir türlü seri atış yaptıramazlar.Saatler süren çatışmada koskoca bir Yunan taburu bu kuru derede yok edilmiştir.Bu çatışmada askerlerimizden biri ağır yaralanmıştır.Kabakçı,Makineliyi ve yaralı askeri alıp Gökçe dağ nahiye müdürüne gider,ondan askerin tedavisi için ne gerekli ise yapmasını ister ve makineliyi Orhaneli Kınık köyündeki arkadaşına teslim edeceğini söyler.Nahiye müdürü yaralı Türk askerini Yunanlılara teslim eder ve Kabakçının makineli tüfeği götürdüğü yeri söyler.Yunanlılar bu yaralı askeri öldürür ve Kınık köyünü basarak Kabakçının arkadaşını öldürürler,evini ateşe verirler ve makineliyi geriye alırlar.Bunu öğrenen Kabakçı nahiye müdürüne gider ve bu hainliği ona canıyla ödetir.Yunanlılar Kabakçı Salih Efe’yi yakalamak veya yerini öğrenmek için sık sık köylere baskınlar yaparlar ve köyleri ateşe verirler.Yine bir gün Merkez Yeniköy’de,köy halkını,köy meydanında toplarlar ve tam kurşuna dizecekleri sırada Kabakçı ve adamları aniden ortaya çıkar ve köylüleri son anda Yunanın elinden kurtarırlar.Aynı dönemde Manisa’da Türk subayları’nın esir oldukları haberiKabakçı’ya ulaşır.Bu istihbarat üst düzey paşalardan gelmiştir.Subayları kurtarması için emir gelir ve Kabakçı yanına en sağlam adamlarını alarak yola çıkar.Yunanlıların elinde esir tutulan subayları kurtarır.Bu subayların biri Kabakçı’yı cesur ve yürekli olduğu için çok sever ve bir gün can borcunu mutlaka ödemek istediğini söyler.Kabakçı ise son derece mütevazı bir şekilde komutanım biz bunu bir karşılık için yapmadık vatan sağ olsun der.Kabakçı Kuvayı Milliye teşkilatı ile birlikte hareket etmektedir.Tavşanlı’da bulunan Yunan taburunun Derbent köyü üzerinden Keles ve Bursa’ya gireceği haberi gelir.Kabakçı tüm ekibiyle Derbent ve Eşen köyleri arasında pusu kurar.Bunu öğrenen köylülerden biri,köyümüzü yakarlar,zarar verirler diye Yunan taburunun önüne geçer ve daha kısa bir yol var der,taburu oradan yönlendirir.Yunan askerleri geçer.Komutanlar ise epeyce arkadan gelmektedir ve askerlerin başka bir yoldan gittiğinden haberleri yoktur.Bu sırada Kabakçı Salih ve adamları pusudan kalkar,Eşen köyünde kahvenin önüne otururlar.Tam o anda köylülerden biri Kabakçı’ya  bak karşıdan size yardıma gelenler var der.Kabakçı dürbünüyle gelenlere bakar ve Tazılı kumandan geliyor davranın der.Köye yaklaşırlar ve pusu olduğunu anlarlar ama iş işten geçmiştir artık…Çatışma başlar.Kendilerini yolun kenarındaki yara atarlar.Kabakçı Derbent köyünden Bilmemin Eyüp’e bir el bombası verir ve biz seni koruyoruz git bombayı at der.Yaylım ateşe başlarlar ve Eyüp bombayı atar ama hedefe varmamıştır.Ardından ikinci bombayı verir,Eyüp yine yaklaşır ve bombayı atar,bu defa hedefe varmıştır.Hemen etrafları kuşatılır,gene de ölmedikleri görülür ve derenin içinde kurşunlanarak öldürülürler.Kabakçı Salih Efe sözünü yerine getirmiştir, artık Tazılı kumandan Zamanist temizlenmiştir. Kabakçı bölgede sayısız baskın ve pusuda bulunarak bir çok kahramanlıklar sergilemiştir.Deyim yerindeyse Yunanlılara adeta kan kusturmuştur.Aynı zamanda İstanbul ve Bursa’dan,Ankara’ya uzanan istihbarat ağında aktif rol oynamıştır.Teleferik semtinde bulunan Muhallebici Mustafa dayı Bursa’da ki yazılı evrak ve belgeleri Uludağ üstünden Keles’e Sadettin efe’ye,Sadettin efe ise Tavşanlı’da Kabakçı’ya ulaştırmakta ve Kabakçı’ Kütahya ve Eskişehir üzerinden İsmet paşa vasıtasıyla Ankara’ya ulaştırmaktadır.Derken kuvayı milliye güçleri bölgede kuvvetini arttırmış ve Yunanlı’lar geri çekilmeye başlamışlardır.Tabi ki geçtikleri köyleri ateşe verip yakarak ve yağmalayarak… Kabakçı’ya bir gün büyük görev gelir,bölge temizlene temizlene Bursa’ya yürümesi söylenir.Tavşanlı,Keles,Harmancık ve Orhaneli üzerinden Bursa’ya doğru Yunan askerleri temizlenerek Bursa’ya gelinir.10 Eylül 1922 günü akşam saatlerinde Pınarbaşı semtinden Kabakçı Salih Efe ve emrindeki Dağ Müfrezesi,Işıklar semtinden de Püskülsüz İsmail Efe çetesi Bursa’ya girer.Bütün gece çatışmalar sürer ve ertesi gün sabah saatlerinde Türk ordusu İnegöl üstünden Bursa’ya giriş yapar ve Bursa düşman işgalinden kurtulmuştur.Bursa’da bulunan Paşalardan birisi Kabakçı sev adamlarınla Mudanya’ya kadar bunların arkalarından git der.Mudanya’nın Tirilye (zeytin bağı) köyünde eskiden kalma iki Rum işgal döneminde halka çok eziyet etmiştir.Köylüler bunu Kabakçı’ya anlatırlar.Birisi imam ezan okurken minareye çıkıp onu taklit edermiş.Kabakçı çık bakalım minareye der ve aşağıdan mavzeriyle yek atışta onu yere indirir.Diğerini ise atına ezdirerek öldürtür.Mudanya’da düşman denize döküldükten sonra,Çekirge semtinde öncü adamlarıyla birlikte bir hatıra fotoğrafı çektirirler.Bursa’nın ileri gelenleri,kurtuluş sevinciyle ve coşkusuyla bu kahraman Efe başı Kabakçı’ya ödül olarak kapalı çarşıdan dükkanlar ve çeşitli bölgelerden arazi hibe etmek isterler.Kabakçı gözü tok bir insan olduğu için,bunları bir karşılık için yapmadık der ve hediyeleri geriye çevirir.Adamlarına da tembih eder,kesinlikle hiçbir yağma ve talan edilmeyecektir.Bir kaç gün kaldıktan sonra geriye dönerler.Bu sırada Kabakçı daha önceden Ayşe isminde bir kızla kısa süreli bir ilişki yaşamı ve onu da eş olarak almıştır.Bu ikinci eşinden de bir oğlu olmuştur.İkinci hanımı Ayşe, Kabakçı’ya haber gönderir ve gelip oğlunu görmesin ve adını vermesini ister.Kabakçı Salih Efe doğan çocuğunu görmek ve ismini vermek için Tavşanlı’ya gelir.Burada oğluna babasının adı olan Mehmet ismini koyar.Birkaç gün orada kalır.Artık ülkede sükunet hakimdir.Savaş bitmiş Cumhuriyet ilanedilmiştir.Cumhuriyet ilan edildikten sonra Efeler af çıkmış ve hepsi bağışlanmıştır.

O dönemde,Çerkez olan Kütahya valisi Kabakçıya aşırı kin gütmektedir.Emir verir ve Jandarmadan Kabakçıyı yakalayıp Kütahya’ya getirmeden öldürün der.Kabakçı’nın evi kuşatılur.Atı ise ahırda sol ayağı ile adeta yeri oyacak şekilde eşinmektedir.hanımı  Ayşe’ye atına bakmasını ve hangi ayağı ile eşindiğini sorar.o ise üstünkörü ahıra bakıp,hayvana yiyecek verir ve karnı acıkmış ondan yapıyor der.Halbuki ne zaman Kabakçı’nın başına bir şey gelecek olsa atı huysuzlanır ve haber verirmiş.kabakçı kıskıvrak yakalanır Jandarmaya…Buradan askeri bir araçla Kütahya’ya doğru yola çıkarılır.Köprüören köyüne gelindiğinde araçtan indirilir ve kaçması söylenir.Artık öldürüleceğini anlar ve Jandarmalardan orada iki rekat namaz kılmasına müsaade etmelerini ister.Namazını bitirdiği anda vurulur ve oraya vurulduğu yere gömülür.birkaç yıl sonra Manisa’da Yunanlıların elinden kurtardığı subaylardan birisi Kabakçı’ya olan vefa borcunu ödemek için Tavşanlıya gelir,sorar soruşturur ve olanı biteni öğrenir.Anlatılanlara inanamaz ve Çerkez valiye giderek makamında durumu sorar.Vali Kabakçı Efe için ileri geri konuşmaya başlar.Kendini vatan savunmasına adamış bu yiğit,mert Türk kahramanına yapılanları kabullenemez ve valiyi makamında tabancasıyla vurarak öldürür.Artık Kabakçı Salih Efe efsanesi sona ermiştir.Yıllar sonra Tavşanlı Kütahya karayolu yapılırken,Köprüören köyünde iş makineleri bir mezara rastlar.Mezardan üstü giyimli,cephaneleri çapraz şekilde,silahı belinde ve bedeni gömüldüğü gün ki gibi hiç bozulmamış bir ceset çıkar.Bu cesedin Kabakçı Salih Efeye ait olabileceği düşünülür ve köyüne haber verilir.Bunun üzerine silah arkadaşı ve yeğeni olan Kara Mehmet Efe Köprüören köyüne gider.Gördüklerine kendisi bile şaşırır,Kabakçı Salih Efe öldüğü gün ki gibi hiç bozulmadan karşısında durmaktadır.Cesedin Kabakçı’ya ait olduğunu doğrular.Buradan ceset alınıp Kütahya şehitliğine kaldırılır.Vatanı için en zor şartlarda bile mücadeleyi bırakmayan,vatanını ailesinden ve her şeyden üstün tutan bu insan artık ŞEHİT’tir.Şu anda bu topraklar üzerinde özgürce yaşayıp,nefes alıp veriyorsak herhalde Kabakçı gibi aziz vatan evlatlarına bir vefa borcumuz vardır.Geçmişimizin ne kadar sağlam temeller üstüne kurulduğunu bilirsek,geleceğimize o kadar iyi yön verebiliriz.Tüm şehitlerimizin ruhları şad olsun.                 

                    YARARLANILAN SÖZLÜ KAYNAKLAR:

ØTALİP KAPLAN(Kabakçı Salih Efe’nin büyük oğlu Ölümü: 03/09/1997)

ØMEHMET DOĞAN(Kabakçı Salih Efe’nin küçük oğlu.Halen hayattadır.

ØKARA MEHMET EFE(Kabakçı Salih Efe’nin silah arkadaşı ve yeğeni)

ØSADETTİN EFE(Kabakçı Salih Efe’nin silah arkadaşı)

ØKELES,HARMANCIK ve ORHANELİ BÖLGE HALKI

ØHASAN ÇERİ,HALİL TAŞ ve HÜSEYİN UÇAR (Kabakçı Salih Efe’nin silah arkadaşları.ALABARDA Köyünden)

 

KABAKÇI SALİH EFE TÜRKÜLERİ

1- KABAKÇIYI BULDULAR

2- ŞU KELES KÖŞE BAŞI

3- VARIN BAKIN KIRAN ALANININ OTUNA

-------------------------------------------------------------

KABAKÇIYI BULDULAR

Kabakçı Salih Efe yakınlarından olan Süleyman Karaduman ve Sosyolog tarihçi yazar  Ömer Faruk Dincel ile irtibata geçilerek yapılan görüşmelerde Kabakçı’ya ilişkin tüm verilere  Dinçel’in araştırmaları sonucunda yazmış olduğu kitaplar ve  Karaduman daha sonrasında da  Mehmet Kaplan ile karşılıklı görüşmelerle  ulaşmış olduk.

Kabakçı için yazılmış olan hayat hikâyesi ve hakkında yazılmış olan şiirler, yakılan türküler dikkate alınarak türkü çalışmalarını başlatmış oldum.

Süleyman Karaduman refakatinde 02.09.2007 tarihinde ses ve görüntü kaydedici cihazlar eşliğinde Kabakçı’ya ilişkin türküleri bilen ve söyleyen kaynak kişi 1916 doğumlu (türkü çalışmalarını yaptıktan kısa süre sonra yaşamını yitirdiğini öğrendiğimiz merhum) Seyit Ahmet Aşar’ın Tavşanlı‘da ki evine giderek,  kitaplarda dizeleri bulunan “Kabakçıyı  Buldular” türküsünün ezgisel boyutuna ulaşmış olduk. Türküyü ilk kez notaya alan, değerli çalışma arkadaşım ve hocam Bursa Büyükşehir Belediye Konservatuarı bağlama ve nazariyat öğretmeni Murat Coşkun ve yine aynı görevle okula devam eden Selçuk Oruç ile albüm kayıt aşamasında birlikte notaya aldık.

 

            KABAKÇIYI BULDULAR

Kabakçıyı buldular

Aman arabaya guydular

Kabakçıyı sorarsan

Aman Köprüören’de vurdular.

 

Yanarım yanarım  yar yoluna

Acep noluverdi garip başıma

Yavrum noluverdi nazlı yârime

 

Dağda fıstık olurmu

Aman ateş yastık olurmu

Elim bağlı gidiyor

Aman böyle dostluk olurmu

 

Yanarım yanarım yar yoluna

Acep noluverdi garip başıma

Yavrum noluverdi nazlı yârime

 

Alabardanın dalları

Memirenin gazları

Gabakçıyı vurduran

Hainlerin puştları

 

Gabakçının moturu

Yavrum konaklarda oturu

Gabakçının garları

Aman elli altını batı

 

Kütahya Tavşanlı Köprücek Köyünden,  İbrahim Mavi Balıköy şenliği konserimizde, yanımıza gelerek bizleri köylerinde yaygın olarak bilinen Kabakçı türkülerini derlememiz için davet etmek isteğini dile getirdi. Daha öncesinde 1916 doğumlu Seyit Ahmet Aşar’la bir Kabakçı Salih Efe türkülerine ilişkin derleme çalışması yapmıştık,  ancak Köprücek Köyünden aldığımız davet neticesinde uygun bir zaman tayin ederek, 15.08.2009 tarihi için haberleşerek, kuzenim İbrahim Kılıç,Mehmet Çelebi ve İbrahim Mavi ile Köprücek Köyü yolunu tuttuk. Köprücek Köyünde yine Kabakçı Salih Efe’ye ilişkin “Şu Keles Köşebaşı” türküsünü derledik. Aynı gün Köprücek ve civarında bulunan üç köyü daha ziyaret ettik. Kabakçı Salih Efe’nin çete arkadaşları ile gizlendiği, karargâh olarak kullandığı bölgeleri gezerek, fotoğrafladık. Kitaplarda sözü edilen Balkayası’na çıkarak, vahşi doğanın içersinde adeta Kabakçı ile birlikte nefes aldığımızı hissettim.

Köprücek Köyünde 1931  doğumlu  Hasan Kocaağa ve abisi 1925 doğumlu Hüseyin Kocaağa ile yaptığımız çalışmalardan elde edilen bilgilere göre Kabakçı Salih Efe'nin çete arkadaşı ve sürekli yanında taşıdığı bağlama çalan müzisyeni, Kel Ali Efe’dir. Kel Ali Efe'nin çırağı Ahmet Kocaağa ise; “Şu Keles Köşebaşı” (Kabakçı Türkülerinden) türküsünü edindiğimiz Hasan Kocaağa'nın babasıdır.

”Babam o zamanlar 18 yaşlarındaymış, Kabakçı babamı alır dağlara götürürmüş yanında devamlı saz çalsın diye, babamın da buralarda işleri var ,Kel Ali Efe’nin babasına dermiş ki, söyle de beni bıraksın azcık işlerimi göreyim.Kel Ali Efe’nin babası da izin ver çocuğa biraz dermiş ve babam köye inermiş böylelikle sonra bir daha çağırırlarmış dağlara. Gene gidermiş babam” Radyolar çıkınca biz artık pek dinlemez olduk babamdan Kabakçı türkülerini,babamın söylediği türküler hep seferberlik türküleriydi  “ diyordu. Hasan Kocaağa.

Kabakçı Salih Efe, davul zurna çalan arkadaşlarına da "vur, vur çalgılar çalmazken kollar kıpırıdamaz, acı acıya, su sancıya, onların üzerine nur, bizim üzerimize kir mi yağacak" dermiş.

Hüseyin Kocaağa ile yaptığımız sohbette “Babam nasıl bir adamdı biliyormusunuz Aşık Veysel gibi bir adamdı,müzeye koyualcak bir adamdı,çok türkü bilir çalar söylerdi.Muzaffer Sarısözen’in yanına göndermek istediler gitmedi.”diyordu. Kabakçı dönemine ilişkin de “Kabakçı ve çetesi Cevizderesi’ni bağladıkları zaman, Opanoz (güzeller güzeli demek-Opan özü kelime anlamı-İbrahim Kılıç) diye bir köy vardır oradan  Evliya bir kadın demiş ki (Salih burayı bağlama askeri kırdırırsın git Cevizderesi’ni bağla) ..Kabakçı’da Opanoz’u bağlamaktan vazgeçip Cevizderesi ni bağlamış,Orada yunanı iyice kırmışlar. Bursa bozgunun da da Mudanya’da yunanı denize dökmüşler.Kel Ali Efe nin yanındakiler ganimet çanak çömlek ıvır zıvır yarayışlı bir şeyleri toplayıp heybelerine  atarken Kel Ali Efe de meyhaneye girerek heybesini içki şişeleri ile doldurmuş” diyordu.

Türküyü ilk kez,bir kaç yıl evvel kendisinden dinlediğim Mehmet Bahadır’ın annesi 1940 doğumlu Arife Kaptan’da türkünün sözlerini bize şiir olarak okudu.Köprücek köyünde Hasan Kocaağa türkünün üç kıtasını okudu.

 

ŞU KELES KÖŞEBAŞI

Şu Keles köşebaşı

Sadettin Efe başı, yar yar aman

Kabakçı’yı sorarsan

Dağardı’nda binbaşı,

 

Eyvahlar olsun olsun, vuranlar bulsun

 

Dama dam eklenir mi?

Karakol beklenir mi, yar yar aman

Kabakçının dertleri

Deveye denklenir mi?

 

Eyvahlar olsun olsun, vuranlar bulsun

 

Al atıma binmeyin

Yolumu bağlamayın, yar yar aman

Arkadaşım Kara Ahmet

Beni burada komayın,

 

Eyvahlar olsun olsun, vuranlar bulsun

 

Ben Sülye’ye kandım

Sadettin’i efe sandım, yar yar aman

Emet ilen Dağardı

Boşu boşuna yandı

 

Eyvahlar olsun olsun, vuranlar bulsun

 

Emet’e Paşa geldi

Kunduram taşa geldi, yar yar aman

Bir elim silahımda

Bir elim boşa geldi

 

Eyvahlar olsun olsun, vuranlar bulsun

 

Ağaç asar cephesi

Belenören cephesi yar yar aman

Kabakaçıyı sorarsan

Dağ ardının efesi

 

Eyvahlar olsun olsun vuranlar bulsun

 

Denize galbur gitti

Dibine dalga gitti, yar yar aman

Kabakçı’yı sorarsan

Yunanı sürdü gitti

 

Eyvahlar olsun olsun, vuranlar bulsun

 

Köprücek köyünde Kabakçı’nın akrabalarından olan 84 yaşındaki Emine Kartalmış ‘ın Kabakçı’ya ait bildiği  dizleler ise şöyledir.

Kabakçının çetesi

Ağacağız arefesi

Durdan çüşten anlamaz

Kabakçının çetesi

 

VARIN BAKIN KIRAN ALANININ OTUNA

(Kıran Alanı denilen bölge Cevizdere’sinin güneyindeki kalan tepedir)

          Ayşe Zeybek-Kışlademirli köyü Tavşanlı

15.08.2007 tarihinde (aynı gün), Kışlademirli ahalisinden, bir kaç mani ve 1904 doğumlu 105 yaşında Ayşe Zeybek’ten de “Varın Bakın Kıran Alanının Otuna” türküsüne ulaştık.

Yaşayan bir tarih olan Ayşe nine Kabakçı ve çetesine ait bildiklerini ve Yunanlıdan nasıl saklandıklarını anlattı bizlere. ’’O zaman 14 yaşındaydım hep saklandık ama Yunan bizi bulamadı’’ diyen Ayşe nine yakınlarının ve köy ahalisinin tabirine göre ‘’düğün evinin tefçisi, ölü evinin yasçısı’’ imiş. Hayranlık uyandıran Ayşe Zeybek ninemiz ‘’Sen beni gençken göreydin a gızım püüüüüü ben çalardım oynardım, bu türküleri hamam yollarında, düğünlerde sölep dururdum, şimdi nefesim içime kaçıyor, yetmiyor artık’’ diyordu. Kendisinden ayrılmak zor gelse de bizlere, arkamızda son derece kıymetli anılar bırakarak çalışmalarımızı tamamlamış olduk.

VARIN BAKIN KIRAN ALANININ OTUNA ÖYKÜSÜ

Türkünün sözlerinde ismi geçen Adil Bey ve Kemal (Köprücek köyünden İbrahim Mavi anlatımından hiç değiştirilmeden aktarılmıştır) 1882–1961 yılları arasında yaşamış 1902 de Kurmay Yüzbaşı olmuş,1905 de Şam’da 5.Ordu Komutanlığı, ardından Selanik 3.Ordu Komutanı, Trablusgarp, Balkan ve Çanakkale savaşlarına katılmış. Kuvva-i Milliye yi kuranlardan. Milli mücadelede istihbaratta görev almış. 1921 de Bursa cephesi 2.Kolordu Komutanlığına atanıp Sakarya ve Dumlupınar meydan muharebelerine katılmış. İşte bu dönemde Atatürk’ün emriyle ve İzzet Bey’in aracılığıyla efeleri organize eden ve efelerin savaş talimi için bölgeye 14 subay ve 1 takım asker gönderen subaydır. 1 Kasım 1922 de İstanbul komutanı olarak atandı ve 1929 da tüm generallikten emekli oldu. Ceviz Deresi zaferinden sonra halka Selahattin Adil Bey gelecek denildiği için halkta zafer coşkusu yaşanmış ve türkünün sözlerinde (tımar edin Adil beyin atına) derken Adil bey misafirimizdir en iyi şekilde ağırlarız, ancak yetmez daha fazlasını yapmalıyız anlamındadır. “Kabakçı dursun Kemal gelsin yanıma” derken Kabakçı zaten burada biz ATATÜRK' ü istiyoruz buraya demek istemişlerdir.

Kabakçı ile ilgili, çoğu halktan alınan kaynaklarda, bilinmeyen ya da o dönemde bilinmemesi gerekenlerde vardır. O dönemde istihbarat ağında görevli Edebeyli İzzet Yüzbaşı asker firarisi olarak yakalanıp hapiste yatan Kabakçı ve Yörük Mustafa’dan yararlanmak için onlarla bir anlaşma yaparak karakol komutanı Hurşit Beyden bunların kaçmalarına göz yummasını ister. Jandarma, gereği dağ bölgesini kasıp kavuran azılı eşkıyanın çetesine girip onu alt edeceklerdir. Alagöz 'ü Dereli Şerife’nin yardımıyla öldürürler. Buraya kadar anlaşma gereği devlete hizmet etmiştir. Yunan gelince karakol komutanını öldürürler. Karakola İzzet Yüzbaşının yardımlarıyla Kabakçı getirilir. Ve artık istihbarat ağının içine girmiştir. Kabakçı, altı-yedi ay Yunanla iş birliği yaparak istihbarat almıştır ve aldıklarını İzzet yüzbaşıya vermiştir. Sonra Çukurköy'deki Yunanlı komutan Zamanist'in, muhtardan kadın istemesi üzerine duygularına hakim olamayıp, Yunana kurşun sıkarak kaçmıştır. Bundan sonra Atatürk’ün emriyle Ragıp Gümüşpala, bölgeye gelerek İzzet Beyden efeleri örgütlemesini istemiştir. Orhaneli, Büyükorhan bölgesindeki Topal Sadettin efe Harmancık, Keles bölgesindeki Canip Efe, Çavdarhisar bölgesindeki Yağdığın'lı Halil Efe, Emet'ten Molla Himmet ve Orsuk Ahmet gibi efeleri ve eşrafını organize ederek, hem Bursa, Kütahya arasındaki istihbarat ağını kurmuş hem de bölgedeki halkı Yunan ve eşkıyaya karşı korumaya başlamıştır. Ağustos ayında Büyük Taarruzu planlayan Atatürk, efelerin eğitilmesi için 14 subay ve bir manga asker göndermiş. Atatürk, Büyük Taarruzunda Tavşanlı’da bulunan Yunan tümeninin, Yunan ordusuyla bağlantısının kesilmesini kati surette istemiştir. Değirmisaz ve Emet karakolundaki Yunanların öldürülmesiyle Tavşanlı’daki tümen Emet’e yürümüş ve Cevizderesi’nde pusu atan bizim birliklerimizce, 3600 kişi yok edilmiştir. (24 Nisan1922) Bunu duyan Yunan ordusu, 4.Alayını Afyondan Emet bölgesine kaydırmıştır. Zayıflayan Yunan birliği, 26 Ağustos1922 de başlayan Büyük Taarruzla perişan edilmiştir. Yani 30 Ağustosun kaderini çizen Cevizderesi olmuştur. Türküde adı geçen Adil Bey, bölgeye gelen 14 subaydan birisidir.                        

 

 VARIN BAKIN KIRAN ALANIN OTUNA

Varın bakın kıran alanının otuna

Tımar edin Adil beyin atına

 

Piyadedir çolak Ahmet piyade

Haydi, yörüverem yunan bizden ziyade

 

Atımı bağladım Ceviz Deresi çamına

Kabakçı dursun, Kemal (Atatürk) Atam gelsin yanıma

 

 

Ayşe Zeybek’ten bir mani;

 

Hamama giderken yol bulamadım

Kendime münasip yar bulamadım

 

Hamamın kubbesi kireçten olur

Oğlanın güzeli tıraştan olur

 

Hamamın kubbesi ceviz tahtası

Ben yârimden ayrıldım, böyün haftası

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

*zifiri karanlıkta gelse şiirin hası ayak seslerinden tanırım...ne zaman bir halk türküsü duysam şairliğimden utanırım* demiş.. birisi...)))

nedim üstün 
 09.11.2017 19:43
Cevap :
çok teşekkür ediyorum yorumunuz için boyle güzel yorumlar doğru yolda olduğumuzun bir göstergesi  18.11.2017 2:28
 

çok güzel ve çok faydalı olacak bir çalışma.bizimle paylaştığın için çok teşekkür ederim.bir çok halk müziği araştırmacısı ve öğrencilerinin başka yerlerde arayıp da bulamayacakları kadar değerli.umarım kıymeti bilinir.sevgiler...

fisun gökduman kökcü 
 08.11.2017 23:35
 

çok güzel ve çok faydalı olacak bir çalışma.bizimle paylaştığın için çok teşekkür ederim.bir çok halk müziği araştırmacısı ve öğrencilerinin başka yerlerde arayıp da bulamayacakları kadar değerli.umarım kıymeti bilinir.sevgiler...

fisun gökduman kökcü 
 08.11.2017 23:35
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 13
Toplam yorum
: 11
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 405
Kayıt tarihi
: 27.10.17
 
 

"Ben gidersem türkülerim sen kal dünyada" ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster