Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Haziran '18

 
Kategori
Kültür - Sanat
Okunma Sayısı
38
 

Yosma – Osmanlı'da Kaldırım Serçesi 3

Yosma – Osmanlı'da Kaldırım Serçesi 3
 

YOSMA - OSMANLI'DA KALDIRIM SERÇESİ - NAZAN ŞARA ŞATANA YAZDI


Deli Hacer’di saçlarını okşayan.

“Uyan be kızım uyan artık, aylardır yatıyorsun.”

 

Leb ü ruh olmuş iken meyhâne
Dîdeler olsa n'ola mestâne?

Sesler ne kadar derinden geliyordu. Karanlık neden aydınlanmıyordu? Başı çok ağrıyordu. Gözlerini bir açsa bir açabilse! Nefes almak bu kadar zor muydu? Nefes alamıyordu. Ayaklarını oynatamıyordu, ellerini de hareket ettiremiyordu. İyide neredeydi? Yine ağırlık çökmüştü. O kadar çok defalar gözlerini açmak istiyordu ama açamıyordu. Sormak istiyordu soramıyordu. Sonra yine karanlıklar basıyordu. Uğultular, sesler ve ne konuştuğunu anlayamadığı bir sürü sesler. Yine karanlık, yine karanlık...

Annesi devamlı onun yanındaydı. Babasının da sesini duyuyordu ama o sanki kızgındı, sitemli konuşuyordu. Az soru soruyor, az dinliyordu. Kardeşi neden durmadan onun için ağlıyordu. Ne olmuştu ona? Neden devamlı karanlıklar içindeydi?

Biri başını okşuyordu. Yavrum diyordu artık bunu duyuyordu. Bu sesi seçebiliyordu. Deli Hacer’i başucunda ona yavrum diyen. Sonra bir başka ses duydu. Anne gibi şefkatliydi üstelik oda kuzum duyurdu. Bu sesi de bildi. Madam Bavari’ydi. Yavaşça gözlerini açtı. Gözleri şiddetle yandı. Hemen kapattı. Odada hareketlenmeler oldu. Deli Hacer kadar Madam Bavari’ de bağırıyordu. Birini çağırıyorlardı. “Gözlerini açtı” diyorlardı. Sonra kulaklarındaki davetsiz uğultular tekrar geldi. İstemediği karanlık her yeri sardı.

Kanlıktan karanlığa geçti, gözlerini açtı. Çok aydınlık değildi. Odayı gördü. Beyazlı bir yerdi burası. Oldukça sade. Demir karyola, beyaz çarşaflar. İlk onları gördü. Tam karşısında kapı vardı. Başını çevirmek istedi odanın diğer yerlerine bakmak için, kıpırdatamadı. Başı dönmüyordu. Sonra boynunda sert bir şeylerin olduğunu hissetti. Ellerini de hareket ettirememişti. “Neredeyim?” karanlık yine geldi.

Karanlıkta tanıdık bir koku burnunu sızlattı. Bu kokuyu biliyordu. Tanımıştı. Gözlerini açmak istedi, çok da uğraştı, yapamadı. Olsun razıydı. Koku dursundu gözleri isterse hiç açılmasındı. Sonra koku gitti, bir anlık aydınlıkta bitti. Ne kadar zaman sonra yine tanıdık bir ses kendi ile ilgili soruları Madam Bavari ’ye soruyordu. Seslerin tümü olan cümleden anladıkları nasıl olduğuydu. Madamın söylediğinden anladığı daha iyi olduğuydu. Bu erkek sesini de biliyordu ama nereden veya kim olduğunu bilemiyordu. Geçen zamanla kendini sık ziyaret edenlerin onunla ya da çevresindekilerle konuşmadığını onların görevli olduğunu anlamıştı hatta sonunda hastanede olduğunu bile kavramıştı. Sadece neden hastanede olduğunu bir türlü hatırlamıyordu. Ne zaman hasta olmuştu? Onu niye hastaneye getirmişlerdi?

Başını okşayan el onu uykudan da uyandırdı. Gözlerini açtı ve net gördü. Deli Hacer’di saçlarını okşayan.

“Uyan be kızım uyan artık, aylardır yatıyorsun.”

Aylardır yatıyor muydu? O kadar çok şaşırmıştı ki,

“Aylardır yatıyor muyum?”

Konuşmuştu. Uzun aralardan sonra konuşmuştu. Balat Rum hastanesinin bu odasına bir anda güneş doğmuş gibi olmuştu. Deli Hacer gözlerinden akıttığı yaşlarla konuşuyordu.

“Allah’a hamdolsun, uyandın.”

“Deli Hacer, ne oldu bana?”

“Neler olmadı ki?”

Neler olmuştu? Onu merak ediyordu ve soruyordu.

“Deli Hacer ben aylardır burada yatıyor muyum?”

Deli Hacer cevap vermeden, kapı açıldı Madam Bavari, Sarı Naciye ile birlikte içeri girdi. Madam Bavari’nin Efruze’yi uyanmış olarak görmesi içini ferahlatmıştı. Sadece sessizce ağlamaya başlamıştı. Oysa Sarı Naciye feryadı figan etmişti.

“Efruze, birde ……… duası kabul olmaz diyorlardı. Nasıl olmaz? Bak durmadan dua ettim işte iyileştin.”

Sarı Naciye, Efruze’nin üzerine sevinçten atlayacak gibi gelmeye kalktığından Deli Hacer ayağa kalktı ve onun önüne geçti.

“Dur bakalım ne o öyle dalıyorsun. Efruze’ye dokunulmayacak, hatta çok yanına bile yaklaşılmayacak. Hekim ne dedi sende biliyorsun.”

“Aman biliyorum tabi. Heyecanlandım öyle gözleri fıldır fıldır bakıyor görünce.”

Madam Bavari, Efruze’nin yanındaki sandalyeye oturmuş, öylesine genç kadına bakıyordu.

“Efruze kızım hoş geldin.”

Efruze gülümsedi.

“Çok mu hastalandım?”

“Çok hastalandın.”

Sarı Naciye,

“Ne hastalanması senden öldü diye haber gelmişti bize. Sen sonradan dirilmişsin. Sandalcılar seni kurtardığında nefes bile almıyor muşsun?”

“Sandalcılar beni mi kurtarmış?” Sarı Naciye iyice meraklanmıştı.

“Efruze sen hiçbir şey hatırlamıyor musun? Bak şimdi”

Madam Bavari sinirlendi.

“Efruze yeni kendine geldi. Bırakalım da uyusun. Kendine iyice geldiğinde anlatırız. Kuzum sen yat uyu. Hacer Hatun sende durma kendini helak ettin. Sende git artık yatağında bir rahat uyu. Ben buradayım.”

“Yok gitmem. Efruze ayağa kalkana kadarda gitmem.”

Kapıdan giren hekimin yüzü asıktı.

“Siz niye beni dinlemezsiniz. Bu kadar kalabalık bu kadar küçük odada hasta için iyi değil. Haydi, bakalım gidin.”

Efruze’nin baktığını gördüğünde de şaşırmadı.

“Zaten hasta artık iyidir. Bu gece yanında kimse kalmasın. Gidin artık. Müsaade de bir yere kadar.”

Hekim kızmıştı. Efruze onlara minnetle baktı.

“Ben artık iyiyim. Siz gidin, ben uyuyacağım.”

Gitmeleri zor olmuştu ama hekimin muayenesi sonunda iyi oyduğunu garanti altına aldıktan sonra gitmişlerdi. Giderken Deli Hacer, Efruze’nin kulağına,

“Bu gece zaten senin yanında nöbet sırası Süslü Diyar’daydı gece o gelir.”

“Nöbet mi? Benim başımda nöbet mi tuttunuz?”

“Tuttuk ya, tutmaz mıyız?” Madam Bavari konuşulanları duymuştu.

“Kendini sayma, maşallah kuzum o kim kalırsa kalsın güvenemedi de kendi de kaldı. Zaten doktorlar ve hemşireler senin iyileşmenin bir mucize olduğunu o mucizeyi de sabaha kadar sana bakım yapan Kamelyalının evindeki kadınların sayesinde olduğunu söylüyorlar.”

“Bana ne oldu?”

“Sen çok yorgunsun birkaç güne kadar iyice kendini toparlarsın o zaman anlatırız zaten. Tam onlar çıkacakken Mösyö Fabel içeri girdi. Deli Hacer onu görünce,

“Bir şeyden de eksik kal, aman buda durmadan gelir durmadan gelir.”

Mösyö Fabel gözlerini kıstı, dudaklarını büktü.

“Gelirim tabi, canım orada yatacak ben gelmeyecek miyim?”

Bir anda Efruze’nin ona baktığını gördü ve sırt üstü yere yığıldı. Bayılmıştı. Fabel’in ayılmasını Efruze göremedi. İçi çoktan geçmiş uykuya dalmıştı. Bir ara o tanıdık kokuyu yine duydu ve uyandı. Gözlerini hemen açmadı. Biri saçını okşuyordu ama sanki saçının teline elinin değmesinden imtina ediyordu. Sonra yanındaki yavaşça kalktı, kapıya doğru yürüdü. Efruze o zaman gözlerini açtı, arkasından giden bu adamın yine arkasından bakışını hatırladı. Sonra onun arkasından dışarı çıktığını, yürüdüğünü, yürüdüğünü ve uçurumdan kendini aşağıya bırakışı. Artık biliyordu. O kendini öldürmeye kalkmıştı ama başarılı olamamıştı. O bunu bile başaramamıştı. Peki, onun burada ne işi vardı. Bir şeyler söyleyecekti ama kapı çoktan kapanmıştı.

 

./…

 

NAZAN ŞARA ŞATANA

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1580
Toplam yorum
: 112
Toplam mesaj
: 11
Ort. okunma sayısı
: 4772
Kayıt tarihi
: 09.12.10
 
 

Turizmci; Genel müdür Yazar ; Romanlar, senaryolar müzikkaller... Sinema filmleri, TV filmleri.....

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster