Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Şubat '09

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
1680
 

Yozlaşma

YOZLAŞMA

Şehirden Anadolu’nun ücra bir köyüne gelin gider. Gelin Hanım, köye varınca mayıs kokusundan müthiş rahatsız olur. Her tarafta tezek yığınları vardır. Kayınpederine evlerinin etrafındaki hayvan pisliklerini niye temizlemediklerini, mevcut pis kokuya nasıl dayandıklarını sorar. Kayınpederi der ki:
Kızım biz evimizin etrafındakileri uzaklaştırsak bile 15 metre öteden bu sefer, Mehmet Efendi’nin evinin etrafındakılerin kokusu gelir. Burası köy yeridir. Bundan kurtulmak çok zordur.
Hamarat gelin herşeye rağmen kolları sıvar evlerinin etrafındaki bütün mayısı, tezekleri uzaklaştırır. Bir ay sonra koku namına bir şey kalmaz. Kayınpederine,
Gördünüz mü koku diye bir şey kalmadı, deyince kayınpederi;
Kızım aslında koku aynen devam ediyor ama kokuya senin burnun alıştı, der.

Ülkemiz insanlarının yozlaşmaya bakış açısını kısa bir öyküyle vermek istedim. Peki, ateşli tartışmalarımızda kullandığımız yozlaşmanın temel anlamı nedir? Yozlaşma, bir şeyin gerçek özelliklerinden uzaklaştırılması ya da uzaklaşmasıdır. Diğer bir deyişle "özünden ayrılma"dır. Bir şey, gerçeğine bağlı kalmadığında yozlaşmış olur. Bir millet için tehlike çanları ne zaman çalar? Aristo, asırlarca önce “En betbaht millet, kaleleri ayakta iken kültürü ve ahlâkı harabe olan millettir” demişti. Kültürel yozlaşma beraberinde tabii olarak kültürün ve ahlâkın harap olmasını getirir. Kültürü tartışmadan önce kültürü de tanımlamak gerekir. Kültür, bir toplumu diğerlerinden farklı kılan değerler bütünü ve hayatı algılama biçimidir.

Kültür yozlaşmasını önlemek dünyaya antenlerin kapatılması, değişen zaman ve şartlara göre kültürel olarak değişime direnmek anlamına gelmez ve gelmemeli. Fransız Filozofu Alain, “Aslanın vücudu yediği diğer hayvanların vücudundan meydana gelir, ama Aslan her zaman kendisidir” der. Aslan sabahleyin bir tavşan yediği zaman kulakları uzamıyor, öğleden sonra bir geyik yediği zaman boynuzları çıkmıyor. Yaratıcı, Aslana hazmettiği herşeyi Aslana dönüştürme özelliği vermiştir.
Alain, Kültürlerin de böyle olduğunu söylüyor. Kültürler birbirlerinden beslenir, birbirlerinden etkilenirler. Ancak etkilenme, aynılaşme, kopyası haline gelmeye dönüştüğü zaman işte o zaman yozlaşma ve sonuçta yok olma süreci başlar.

Kültürel yozlaşmaya sebep olan araçlar günlük hayatımızın vazgeçilmezleri. Ben onları sigaraya benzetirim. Arkadaşlarla muhabbet olsun, kendimi birilerine kanıtlayım, çok derdim var, sadece zevk… gibi sebeplerle başlarız sigaraya. Zararlı olduğunu bilebile bazen kendimize kıza kıza çekeriz içimize dumanını. Televizyon, radyo, bilgisayar… Vb de böyledir. Ama bunların iyi tarafıda var sigara gibi hep kötü hep kötü değil. Ama kullana bilene. Bizim ülkenin sorunu kullanamamak. ABD de bilgisayar kullanımı yüksek ya da Fransa’da ama kültür sevyelerinde bir düşüklük yok.

Ülkemizde her evde en az bir tane televizyon bulunmaktadır. Ne yazık ki bir tane kütüphane bulunmamktadır. Kitaplar günümüzde kağıt yığını gibi görünmektedir. Bence tam bu noktada yozlaşma başlar. Kitapların verdiği bilgilerin bazılarını internette bulabilsekte tam anlamıyla ulaşmamız bizim ülkemizin teknolojisinde mümkün değildir. Bu yüzden yozlaşmanın başını burdan ele alıyorum. İnsanlarımız kitaplarda bulunan öyküler yerine televizyonları seçiyorlar. Çarpıtılmış öyküler sunan televizyon kanalları hem insanların hayatını yanlış etkiliyor hem de aydınlarla halkın arasını açıyor. Popüler televizyon ve radyo kanalları aydınlarla halk arasında köprü olması gerekirken maalesefki seçimlerini yanlış yönde kullanıyorlar. Bu demek degil ki televizyonlareda diziler radyolarda şarkılar yayınlanmasın. Demek istediğim aradaki dengeyi kurmak yerine çıkarları doğrultusunda hareket ettikleri. Diyebilirsiniz ki insanlar seçimlerinde özgürlerdir. Halkın içinde bulunduğu şartlar göz önüne alındığında aydınlarla kanal sahiplerinin halkın iyiliğine ortak çalışmaları şart oluyor. Halkımız eğitimsiz ve geleceğinden umutsuz. Onu bu ruh halini iyileştyirecek programlar şart. Demek istediğim nokta da burası.

Sanatçılar, bazılarını tenzih ederek söylüyorum, bu konuda maalesefki duyarsız kalıyor. Halka önderlik yapacaklarına alacakları daire sayısını hesaplıyorlar. Yazarlarımız bizi arkalarına alıp ileri gideceklerine günün şartlarına teslim olup ceplerini doldurma peşindeler. Sinemayla uğraşanlar gişe hesabına bizi iple bağlayıp bulunduğumuz çevreye kazıkla sabitliyorlar. Maalesefki aydınlarımızın birçoğu bu halde. İnsanlar özgür derseniz size bir çift sözüm olacak. Herkes yerini kendi belirler. Ve her yerin bir sorumluluğu vardır. Eğer sorumluluklarımızı yerine getirmezsek başkalarının oyuncağı olmaya devam ederiz. Bir gün uyandığımızda çırıl çıplak korumasız bir köşede ağlar buluruz kendimizi. İş işten geçmiş olarak. Yapmamız gereken herkesin üstüne düşen görevi yapmasıdır. Umutsuzluk bataklığından kurtulmak aslında bu kadar basit… İnternet ortamındaki şiddet içerikli oyunlar yerine daha egitici oyunları tercih etmeli, günde en az yarım saat kitapların dünyasına inilmeli, interneti daha yararlı işlerde kullanmalı vb gibi.

İnternet sorunu ülkemizde gençlere yanlış aktarılıyor diye düşünüyorum. Bence msn yanlış bir buluş değil. Değişik insanlar tanır sohbet ederiz. Ama bu sohbetler bizi ileri götürecek olmalı. Farklı insanlar tanırken kendi çevremizi unutmamalıyız. Türkçemizi bıçaklamamlıyız. Saz şairleri beşeri bütün duyguları en sade, en açık Türkçe ile anlatmakta ustadırlar. Nasrettin Hoca’nın fıkraları, insanın en gülünç ihtiraslarını, zaaflarını en veciz şekilde ortaya koyarlar. Bektaşi fıkraları, dini taassuba karşı yöneltilmiş en keskin hicivleri içerirler. Kerem ile Aslı hikayesi, “sen” in peşinde koşan insan ruhunun en saf, en asil timsalidir. Her atasözü derin bir hikmeti anlatır. Ve bunların hepsi Türkçe ile olmuştur. Şimdi çogu gencin utandığı için mi yoksa havalı olsun diye mi bilemicem katlettiği Türkçe’e ile olmuştur. Dilimize sahip çıkmak namusumuza sahip çıkmaktır. Ama bu demek değil ki değişime kapanalım. Şu anda dünya dili sayılan ingilizce başka dilllerden beslenerek bu hale gelmiştir. Herşeyin bu hayatta ölçüsü vardır. Bunu da biz gençlerin sevmemek için inat ettiği kitaplar sayesinde başarabiliriz.

Herşeyiin başı kitap okumak. Her türlüsü bizi alıp ileriye fırlatacak. İnsanları sevmemizi birbirimizi anlamamızı sağlayacak. Ve yozlaşmanın acımasız ellerinden bizi özgürlüğümüze kavuşturacak.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 15
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 638
Kayıt tarihi
: 13.12.08
 
 

Türkiye'de yaşıyorum. Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesinde okuyorum. Yazı yazmaktan ve yü..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster