Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Ekim '11

 
Kategori
Üniversiteler
Okunma Sayısı
334
 

Yüksek öğrenim ve iş hayatı…

Yüksek öğrenim ve iş hayatı…
 

Üniverite bitirmek yetmez.


Çoğu lise mezunu gençler, “Hele kapağı üniversiteye bir atalım, ötesi kolay.”diye düşünmektedir.  Bir bakıma haklı da olsalar, “turpun büyüğü heybede” misali, esas sorun mezun olduktan sonra ortaya çıkmaktadır. İyi bir iş bulabilme !

Akademisyenlere göre üniversitelerin amacı, liseyi bitirenlerden isteyenlere bilgi öğretmek, kültürlerini geliştirmektir. Yoksa üniversiteye giden tüm gençleri iş sahibi yapmak değildir. Bir başka ifadeyle, “iş garantili bir yüksek öğrenimin” olmadığıdır. Ancak belli üniversiteleri derece ile bitirenlerin iş çevrelerince  öncelikle işe alındığını da unutmamak gerekir.

Devlet dairelerinde iş bulamayanlara önerilen ikinci şık,  üniversiteyi bitirenlerin  isterlerse kendi işlerini kurmaya çalışmalarıdır.

Oysa yurdumuzda görülen genel manzara, - holding veya şirketler hariç - ne yazık ki “ilköğretim veya ortaöğretimi bitirenlerin” kurdukları iş yerlerinde, “üniversitelilerin” iş aramasıdır. Buna cesaret veya girişimcilik demek doğru olur mu bilmem. Belki de ticarette ve iş alanında “risk almak” demek daha doğru olur. Üniversiteleri bitirenlerin cesareti, ilköğretim veya  ortaöğretimi bitirenlerden daha mı az ? Üniversite mezunları, niye ilköğretim mezunu iş adamlarının yanında çalışsın?

Ek yerleştirmelerin de tamamlandığı şu günlerde, çoğunlukla “aileden uzakta eğitim” diyebileceğimiz  “yüksek öğrenim” beraberinde birçok sorunu getirmektedir. Giriş sınavını kazanmakla iş bitmiyor. Genç nerede barınacak ? Kalacak yeri hazır mı?  Nerede yiyip - içecek ? Okuluna nasıl gidip gelecek ? Kimlerle birlikte olacak ? Özellikle büyük şehirlerde, “kendisine açılan bazı kapılara” mı girecek ?

Bir kişi yabancı bir yerde işe başlarken, önce “yatacağı yeri”, sonra “ne yiyeceğini” en sonunda da “işini” düşünürmüş. İlk iki sorun çözümlendikten sonra, üçüncüsü hallolur. 1966 yılında Ankara Gazi Eğitim Enstitüsüne başlarken, 2 ay süreyle bir tanıdığımızın evinde “geçici” misafir olmuştum. Sıkıntılarını çok iyi bilirim. O nedenle bir yakının evinde kalarak üniversiteyi okumak hiç de kolay değildir. Hele sizi otogarda karşılayan tanımadığınız birinin, yakınlık göstererek “bizde kalabilirsiniz” şeklindeki, tekliflerine çok dikkat etmelisiniz. Arkasından  neler geleceği hiç belli olmaz.

Veliler olarak yüksek öğrenimdeki evlatlarınızın kaldığı  “yaşam yerini” zaman zaman görmenizi öneririm. Dar gelirli ailelerin çocuklarının “öğrenci yurtları”ndan başka tercihlerinin olmadığını biliyorum. Ancak “ortak ev” tutarken de ev arkadaşlarını çok dikkatli seçmelisiniz. Aksi takdirde, gelecekteki sıkıntıları göğüslemesini de bilmelisiniz. Evin bakımı, güvenliği, kiracı olarak sorunları ders çalışmalarınızı olumsuz etkileyebilir. Özel yurtların seçiminde de, dikkat etmek gerekir. Özel yurtlar sadece “kalacak yer” olarak düşünülmemelidir. Yaşamınızı değiştirecek kişilerin olacağını unutmamalısınız. Yurtlarda barınma konusunda en iyi yol, orada daha önce bulunanlardan o yurt hakkında yeterli bilgi almaktır.

Ülkemiz şartlarında bir kimsenin üniversitede istediği alan veya bölümde okuması için ne yazık ki “bavul dolusu para dökerek”, dershanelere gidip  - gecesine gündüzünü katarak - çok sıkı çalışması gerekir. Başarı için kazandığı program o kişinin “ideali” olmalıdır. İdealine kavuşmak için, acele karar vermemelidir. Bu yıl kazanamazsa, gerektiğinde “idealine” kavuşmak için 1-2 yıl daha bekleyerek sınavlara daha iyi hazırlanmalıdır..

Varlıklı olan aileler çocuklarını puanları tutmasa da, paralı üniversitelerde veya yurt dışında okutabilmektedir. Daha sonra da kendi şirketlerinde işleri hazırdır. Bazı gençler de sırf ailelerinden uzaklaşmak için, kazandıkları bölüm bulundukları şehirde olmasına rağmen, başka şehirde okumakta ısrar etmekte, ailelerine ekstra yük olmaktadır. Bu konuda ailece karar verilmesinde yarar vardır.

Oysa dar gelirli çalışkan öğrencilerin sıkıntılar çekerek kazandıkları okulda “burslu” okumaya çalıştıkları, ailelerine “yük olmamak” için, okulda veya dışarıda “part time” – yarım gün – çalışarak “yüksek öğrenimini” zorluklar içinde tamamlamaya  gayret ettikleri de bir gerçektir. Okul veya bölüm birincilerinin de bu gençlerden çıkması ve mezun olur olmaz, belli şirketler tarafından – iş için  – aranması  da doğaldır.   

Üniversiteden mezun olanların – öğretim görevlileriyle de – uyum içinde olması okullarında –asistan- olarak kalmasını sağlayabilmektedir. İş bulamayan diğerleri ise “devlet kapısı”nda – KPSS de başarılı olursa – ihtiyaca göre “ataması” yapılırsa iş bulabilmeye çalışmaktadır. Daha olmazsa büyük şehirlere şansını denemeye gitmekte, bunun sonucu ailelerinden kopmaktadır.

Yüksek öğrenim kredisi” alarak okuyanların, yıllar sonrasında geri ödemelerde sorunlar yaşadıkları bilinmektedir. İş bulamadıkları için bu kredileri ödeyemeyen yüzlerce genç bulunmaktadır. Alırken bunu da hesaplamalısınız.

Sonuçta; önemli olan üniversiteyi bitirmek kadar, karnını doyuracak iyi bir iş de bulabilmektir.

Sevgiyle kalın. Saygılarımla.

Ali İhsan ÖZÇAKIR

MEB. Bakanlık Başmüfettişi (E)

e-mail: aliihsanozcakir@hotmail.com

  

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 172
Toplam yorum
: 75
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 4540
Kayıt tarihi
: 07.04.09
 
 

50 yıllık eğitimciyim. İngilizce öğretmenliği ve Bakanlık müfettişliği yaptım. Bunca yıllık eğiti..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster