Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Şubat '15

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
429
 

Yükseltgemecilik (oxidationism); ya da, 'Sevim koş, yine felsefe yapmaya başladılar!'

Yükseltgemecilik (oxidationism); ya da, 'Sevim koş, yine felsefe yapmaya başladılar!'
 

Aydınlarla halk arasındaki yanlış anlamalar, her tarihsel dönemde, zamanın ruhuna uygun kılıklarda ortaya çıkar.


1 – Prologue (medhal)

İndirgemecilik (reductionism)Batı Medeniyeti'nin ve Batı Aklı’nın (BA) kurucu ve temel koyucu unsurlarından olan 'Pozitivist - İlerlemeci - Bilimselci - Akılcı zihniyet'in

önemli metotlarındandır. Düşünce tarihine ve çeşitli zihniyetlerin onun içerisindeki kronolojik gelişim ve evrimine bakıldığında; indirgemeciliğinpostmodernist (1950 - 1990) ve 'post-postmodernist' (metamodernist, 1999 - günümüz) dönemlerde ciddi bir itibar yitimi yaşadığı görülecektir (i). Bu durum, yaklaşık olarak aynı periyottaki bir başka tartışmadan bakiye olarak günümüze intikal eden ve ‘verili küresel entelektüel topoğrafya’nın motiflerinden birisi olmaya devam eden 'tümevarım ve tümdengelim merkezli meşruiyet krizi'ni andırmaktadır.

Bu denemenin ilerleyen satırlarında, önce 'Kâinat'ta her şey zıttıyla kaimdir' kadim argümanını '137 sayısı'nın merkezinde olduğu 'Kozmik Kod' ve 'Evrensel Pim' argümantasyonu ile irtibatlandırma teşebbüsü (ii); sonra tümevarım ve 

tümdengelimle ilgili bahis konusu 'entelektüel sıkıntı; ardından 'yanlışlamacılık 

yöntemi'nin bu açmaza dair olan cevabı; akabinde indirgemecilik metodunun 

vaat, ima ve iddia ettiği imkânlarla, malûl olduğu zaafiyetler ve nihayet, 

indirgemeciliğin (sürecin belli bir aşamasında ve ‘ister istemez’) evrilerek dönüştüğü (müellifinin onu tavsif ve tasvir için önerdiği) yükseltgemeciliğin 

(oxidationism) açabileceği olası fırsat penceresi kendilerine yer bulacaktır.


İndirgemeciliğin analitik bir metot olarak kullanıldığı uygulamaların, belirli bir aşamada (kritik bir fazda!), mezkûr metodun tam da zıddına, (yukarıda teklif ettiğim kavram olan) yükseltgemeciliğin kuşattığı bir hale dönüştüğü merkezindeki iddiam, okunmakta olunan metnin muhatabına taşımaya çalıştığı kor idea olacaktır. Bu entelektüel gayret, umarım, bir taraftan, 'İndirgemecilik İdeası'nın lengüistik replikasının (simulakr), ezelden beri yaşadığı 'ruh ikizi arayışı’ndan kurtarılmasına yardımcı olurken, yanı sıra da, yukarıda vurgu yapılan 'Varoluş Kümesi'nde (Evren, Mevcudat) her şey zıddıyla kaimdir' şeklindeki kadim argümanın icabının ve amir hükmünün yerine getirilmesine katkı verebilecektir.

2 - Tümevarım ve tümdengelim <  >>>>> doğrulama ve yanlışlama

Tümevarım (induction); tek tek olaylardan, somut gelişme ve olgulardan (özel, tikel, parça); bazen de maddi gerçeklikle (fizik alem) hiçbir irtibatı ve mütekabiliyeti olmayan ‘pür mantıksal ve matematiksel (uygulamasız, teorik, soyut) tekil önermeler’den yola çıkarak genele (tümel, bütün); pratiği (praksis) esas alıp teoriye (yasa, kuram) varmaya hizmet eden, ‘doğruluğu (hakikatle mutabakatı, geçerliliği)’ zorunlu (mutlak) değil olumsal (contingency) ve olası olan akıl yürütme yoludur. İlkin Aristoteles (Aristo, MÖ 384 - MÖ 322) tarafından formüle edilen ve Francis Bacon (1561 - 1626) tarafından geliştirilen metodun (müdafileri bakımından) gerçeklikle örtüşen sonuçlar vermesi için 'tümevarımsal argüman'ın (hipotez, iddia, kuram) dayandığı tekil olaylar (olgular, iddialar) kümesinin temsil kabiliyetinin yüksek olması (yeterince geniş bir örneklem setini içermesi) şarttır. 

Tümdengelim (deduction); doğru olduğu varsayılarak (bazı durumlarda ise dış dünyayla mütekabiliyeti ve mutabakatı değil, salt kendi içindeki mantıki ve semantik tutarlılığı gözetilerek) dillendirilen genel bir ifadeden hareketle, bu ifadenin anlam uzayının kapsadığı (içerdiği, kuşattığı) bütün bir olgular seti (tekil vakalar, tikel unsurlar) hakkında hüküm yürütmektir. Bu akıl yürütme metodu ile tümelden tikele, genelden özele, kuramdan pratiğeyasadan olguya, iddiadan olaya, ideadan maddi gerçekliğe, sonuçtan sebebe ilerlenir. Tümdengelimsel iddia, bazı durumlarda tümevarımsal çıkarımla, bazen de ona başvurulmaksızın vücut bulan argümandır. Diğer birçok dillendiriliş biçimlerinin (tercihlerinin) yanı sıra, tümevarıma 'yükselme, çıkma' metaforları; tümdengelime ise 'alçalma, inme' analojileri nispet edilir. Bu yüzden de, indirgemecilik tümdengelim tarafından kapsanırken; tümevarım ise, (bu metinle teorize edilmeye çalışılan) yükseltgemeciliği içerir.

Tümevarım ve tümdengelim birbirini bütünleyen, destekleyen, tamamlayan, birbirinin adeta olmazsa olmazı (sine qua non) ve mütemmim cüzü olan akıl yürütme tarzlarıdır. 

Tümevarımla elde edilen genel ifade (teori, kanun, hipotez) gerçeklikle örtüşüyorsa, bunun tümdengelimsel uygulamalarının da gerçeklikle sorun yaşamaması gerektiği varsayılır. Ya da vice versa!


Tümevarım ve tümdengelime düşünce tarihi boyunca yapılan itirazlar, (yukarıda ifade edildiği üzere) 1950'den sonraki postmodernist ve metamodernist süreçte güçlendi. BA'ın kimi unsurları, yeterince geniş örnekleme dayanan bir 

tümevarımsal düşüncenin, varoluş küresindeki ilgili bütün olguları, süreçleri ve olayları açıklamaya ehil ve mümeyyiz olduğunu savunurken; onun (BA) içerisinden konuşup bir itirazı dillendirenler ise, ne kadar geniş, kapsayıcı ve 

kuşatıcı olduğu iddia edilirse edilsin, hiçbir örneklemin, parçası olduğu varlık dairesinin tamamına dair hakikatle mutabık genellemelerde bulunulabilmesini sağlayacak bir temsil kabiliyeti taşımadığına vurgu yapmayı tercih ederler. Mezkûr itirazı dillendirenler, tümevarımın kategorik olarak (özünde, fıtratında, genetiğinde ve temelde) sorunlu ve noksan olması yüzünden, onun üzerinden elde edilen genel (tümel) hipotezlerle yapılan tümdengelimsel akıl yürütmenin de, ister istemez, sorunlu ve noksan olacağına işaret eder. Bahse konu bu akıl yürütme sürecinin esas olarak 'doğrulama temelli' yürütülmesi, o antitenin biyo-politiğinde ve düşünsel genetiğinde mündemiçtir.

Karl Popper (1902 - 1994) tarafından önerilen yanlışlama (falsification) metodu ise, 'tümevarım - tümdengelim süreci'nin doğrulamacılık (verification) 

menşeyli zafiyetinin aşılması hususunda yepyeni bir hareket sahası ve varlık alanı açmıştır. Yanlışlama Metodu’yla Popper; ‘tümevarım - tümdengelim süreci’nin 

doğruluğunun ve geçerliliğinin sağlamasının yapılmasını, mezkûr süreci olumlayan çok (sonsuz?) sayıda tezahür üzerinden gerçekleştirmek gibi zor, zahmetli, uzun ve karmaşık bir ‘edimler seti’ne tâbi olmaktan kurtarmıştır. Popper’ın bu kolay, kısa, basit, anlaşılır ve devrimci teklifi sayesinde, sadece bir olumsuz görüngü üzerinden tümevarım – tümdengelim’in yanlışlanması, ardından da tedavülden ve emisyondan çekilmesi mümkün olabiliyordu. Literatüre katılan bu metot, sadece bilimsel düşünceye değil, genel olarak beşeri düşünme imkân ve istidadına eklenen çok kullanışlı bir enstrümandı.

3 - İndirgemecilik: neyi, nereye nasıl indirmeli?

Hiç kuşku yok ki, indirgemecilik, başta felsefe olmak üzere, doğal ve beşeri bütün 

bilimsel disiplinlerde kullanılan önemli bir kavram, anahtar role sahip kritik bir metottur. Bunu ana hatlarıyla mercek altına almaya çalışacağım.

'Bir bütünü, onu oluşturan parçalar; bir sistemi, ona göre daha az karmaşık olan başka (alt?) sistemler; bir bilimsel disiplinin cevap bulmaya kalktığı soruları, o disiplini (önceleyen?) diğer disiplinler üzerinden kuşatmaya, anlamlandırmaya ve açıklamaya çalışmak', indirgemeciliği en popüler ve muhtasar açıklamasıdır.

Doğru kullanıldığında, evreni daha derinlikli bir şekilde kavramamıza yardımcı olan indirgemecilik, yerinde tasarruf edilmediğinde, dramatik hataların oluşmasına neden olur. Anlayacağınız, 5N1K kuralı habercilik için nasıl hayati ve merkezi önemdeyse; 'neyi, nereye, nasıl ve niçin' indirgeyeceğini bilmek ve uygulayabilmek de bahse konu akıl yürütme tarzı için o nispette tayin edicidir.

İndirgemeciliğin yanlış kullanımı; bir bütünün, kendisini oluşturan parçaların toplamından; bir ilmi disiplinin, kendisinin unsurları olan alt disiplinlerden; nihai bir hipotezin (sonuç), kendisini önceleyen diğer hipotezlerden (sebepler) ‘daha fazla bir şey' olduğu kritik hakikatinin ıskalanmasıyla ortaya çıkan bir handikaptır.

Bunu, çokça verilen popüler bir örnek üzerinden, ‘insanın kuşatılıp, anlamlandırılması sorunsalı’ merkezinde  tartışmaya çalışacağım.

4 - İnsan: çok boyutlu, çok bilinmeyenli bir denklem!

'Varoluş amaçlı mıdır; öyleyse, bu amaç nedir?', 'İnsan özünde iyi midir?', 'Evren sonlu mudur; o takdirde, bu son nasıl olacak?', 'Evren'in ortaya çıkışı bilinçli bir tasarıma mı, yoksa tesadüfe ve olasılığa mı dayanır?', 'Bunca kötülük niçin var?', 'İnsan tamamlanmış bir proje mi; yoksa, gelişmesi açık uçlu olan bir antite mi?', 'Niçin 'hiçbir şey' değil de 'bir şey' var?' gibi sorulara 'Büyük Metafizik Sorular (BMS, Major Metaphysical Questions )' diyoruz. 

Felsefe, metafizik, teoloji, güzel sanatlar, mitoloji ve bilimlerKozmos'la ve insanın orada işgal ettiği yerle ilgili olan bu 'Büyük Metafizik Sorular'a, kendi hakikat rejimleri bağlamında, cevaplar verirler. Bahis konusu cevaplar 'BÜYÜK HARFLİ'dir. Doğal bilimler ise, BMS'yi iştigal sahalarının ve ilgi alanlarının dışına ötelemeyi ve varoluş küresinin çoklu tekrarlı gözleme ve deneye dayanan 

ampirik (görgül) tezahürleri üzerinden maddi gerçekliği okumayı tercih ederler. Doğal bilimlerin yaptığı bu okumalar sonucunda verdiği cevaplar ise 'küçük harfli'dir.

Yukarıda da vaat edildiği üzere, indirgemecilik metodunu 'insan antitesi'ne tatbik etmeye geldi sıra. Pozitivist- ilerlemeci - bilimselci - akılcı yaklaşımı esas alan BAinsanın benliği, kişiliği, şuuru, zekâsı, iradesi ve varoluş zincirindeki mana, önem ve amacıyla ilgili olan fenomenleri ‘felsefe, metafizik, teoloji, güzel sanatlar ve mitoloji’nin tesirinden bütünüyle azade kılmaya çalışan bir duruşa sahiptir. Onun (BA), insanı esas olarak psikolojinin ve davranış biliminin sağladığı imkânlar üzerinden okuma teşebbüsü insan temelli indirgemeciliğinin ilk adımıdır: (i) felsefe, metafizik, teoloji, güzel sanatlar, mitoloji >>>>> psikoloji, davranış bilimi.

BA, insan temelli indirgemeciliğinin ikinci adımında psikoloji ve davranış bilimini, beynin ve sinirlerin fonksiyonlarına, dolayısıyla da biyolojiye indirger: (ii) psikoloji, davranış bilimi >>>>> biyoloji.

İndirgemecilik prosesinin üçüncü aşaması biyoloji'yi, onun alt branşları (disiplin) olan moleküler biyolojiye ve genetik mühendisliğine dercetmek şeklinde tezahür eder:

(iii) biyoloji >>>>> moleküler biyoloji, genetik mühendisliği.

Takip eden merhalede BA, insanı biyolojik faaliyetleri üzerinden anlamlandırma çabasını, onu organik ve inorganik kimyasal olgular ve süreçler üzerinden kuşatmaya tahvil eder:

(iv) moleküler biyoloji, genetik mühendisliği >>>>> organik ve inorganik kimya.

İndirgemecilik, kat etmeye başladığınızda adeta dönüşü olmayan bir yol(culuk) gibidir. Felsefe, metafizik, teoloji, güzel sanatlar, mitoloji’den çıkılan ‘insanı kuşatma, anlama ve anlamlandırma yolculuğu’nun, kimya istasyonunda nihayetlenmemesi ve sizi fiziğin varlık alanına sürüklemesi işte tam da bundandır:

(v) organik ve inorganik kimya >>>>> fizik.

Escher'in Resim Galerisi deseni kendi kendisine referans vermenin neden olduğu

sonsuz döngüyü büyük bir ustalıkla resmetmektedir.

İnsanı anlamlandırma pratiğinin fiziksel antiteler ve argümanlar üzerinden gerçekleştirilmeye çalışılması, indirgenme sürecinin bir adım sonrasında, yerini bu sefer de fiziğin alt disiplinleri olan ve mikro dünya denilen atom altı evreni nesnesi kılmış çekirdek fiziği, kuantum fiziği ve teorik fiziğin alet çantasındaki enstrümanlara bırakır:

(vi) fizik >>>>> kuantum fiziği, teorik fizik.

İnsanı ‘nesnesi’ kılan indirgemeciliğin, onu kuşatmak adına kuantum fiziği ve teorik fizikten sonra kullandığı enstrüman (imkân, ortam, fırsat, disiplin) ‘uygulamalı ve uygulamasız (kuramsal) matematik’tir:

(vii) kuantum fiziği, teorik fizik >>>>> uygulamalı ve uygulamasız matematik.

İndirgemeciliğin analitik bir metot olarak kullanıldığı uygulamaların, belirli bir aşamada (kritik bir fazda!), mezkûr metodun tam da zıddına(burada teklif ettiğim bir kavram olan) yükseltgemeciliğin (oxidationism) kuşattığı bir hale dönüştüğünden daha önce bahsetmiştim. Tartıştığımız şu mezkûr süreçte, insanı kuşatmak adına matematiğin kullanılması işte o kırılma anı, o dönüm noktasıdır (kritik faz).

5 – Matematik <  >>>>> metafizik

Matematik, çok sayıda alt disipline sahip olan bir bilimdir. Bunları iki ana başlık altında toplamak mümkündür:

a – Uygulamalı (somut) matematik disiplinleri;

b - Uygulamasız (soyut) matematik disiplinleri.

Doğal ve beşeri bütün bilimlerin nicelleştirilmesi, formüle edilmesi ve modellenmesinde Uygulamalı matematik disiplinleri merkezi bir role sahiptir. 

Uygulamasız matematik branşları ise; (parçası olduğumuz) fizik dünyada, (edimlerimizi, eylemlerimizi ve eylemsizliğimizi (atalet) yaşadığımız) ‘gerçek hayat’ta karşılıkları olmayan fenomenlere referanslar verirler. Diğer bir deyişle soyut matematikler, bir yanıyla da; bizim tarafımızdan gözlemlenemeyen, deneyimlenemeyen, algılanamayan olgulara (paralel boyutlardaki alternatif varlıklara, paralel evrenlerdeki extra antitelelere) gönderme yapan matematik aletler (vasat, imkân) olarak tanımlanabilirler. Bir diğer deyişle soyut matematik ve maddi dünya dışdışa’dır.

Soyut matematiğin içeriğinin (deneyimlememize açık olan) fizik dünya (maddi alem, real world) ile irtibatlandırılamaması, onları fizik-ötesi’ne (metafizik) bitiştiren bir keyfiyettir. Bu yüzden de soyut matematik ve metafizik, kesişim kümeleri ve ortak alanları olan disiplinlerdir.

Yaradan’ın Kainat’ı inşa ederken matematik ilmini kullandığı merkezindeki ‘teo-scientific argüman’la; maddi dünya ile dışdışalığına karşın, dillendirilen en soyut ve gerçekdışı (gerçek ötesi, gerçeküstü) iddianın bile, sırf bu dile getirilme keyfiyeti yüzünden, mutlak surette bir fiziki mütekabilinin peydahlanacağı şeklindeki felsefi mülâhazaya, konumuzla irtibatlı olmaları bakımından, bu kadarıyla değinilmiş; bağımsız ve kapsamlı denemelerin konusu olmayı hak eden önemli ve komplike konular oldukları için de, bunlar daha fazla derinleştirilmemiştir.

6 – İndi(rgedi)m sandığında, aslında yüksel(tge)miş olmak: Bengi Dönüş!

İndirgemecilik imkânını (aleti) kullanarak, insanı sadece doğal bilimler üzerinden kuşatmaya, anlamaya ve anlamlandırmaya çalışan; bunun için de kendilerinden yola çıktığı ‘felsefe, teoloji, metafizik, güzel sanatlar ve mitoloji’yi varlık alanından bütünüyle uzaklaştırarak tamamen devre dışı bırakmaya kilitlenmiş olan 'Pozitivist - İlerlemeci - Bilimselci – Akılcı Batılı Zihniyet’; önce psikoloji ve davranış bilimine; onlardan biyolojiye; akabinde genetik mühendisliği ve moleküler biyolojiye; ardından inorganik ve organik kimyaya; bir adım sonra fiziğe; müteakiben nükleer fizik, kuantum fiziği ve teorik fiziğe; nihayet uygulamalı ve uygulamasız (kuramsal) matematiğe müracaat ederek hedefine erişmeye çalışmış; ancak, indirgeme sürecinin son (bu metne göre yedinci) adımında eriştiği matematik alanıyla birlikte; kurtulmaya çalıştığı metafiziğe, yani, bu uzun indirgeme sürecinin en başına geri dönmüştür!

Bir diğer deyişle, metafizikten ve bu metinde sık sık birlikte anıldıkları diğer irtibatlı antitelerden matematiğe ‘indiğini’; bu suretle de fizik ötesini (metafizik) düşünce dünyası, muhayyilesi ve mutasavveresinden dışladığını sanan ‘Batı Aklı’, aslında, indirgeme sürecinin bünyesine içkin dinamikler yüzünden, matematikten tekrar metafiziğe ‘çıkmıştır’! Karakteri ve mahiyeti bakımından ‘tümevarım ve tümdengelim’ süreçlerini andıran ‘indirgemecilik ve yükseltgemecilik’ süreçlerinin, mütemadiyen birbirini takip ederek (birbirini besleyerek, birbirini varlık sahasına çıkmaya icbar ederek) bir çeşit ‘Bengi Dönüş (sonsuz döngü)’ karakteri arz ettiğini göremediğiniz takdirde, yukardakine benzer bir felsefi açmaza düşmeniz ve onarılması gereken ciddi bir entelektüel hasar almanız kaçınılmaz olacaktır (iii).

Bu, ister istemez, insanın aklına müzikte Johann Sebastian Bach'ın notalarla (Toccata and Fugue) (iv); matematik ve mantıkta Kurt Gödel'in önermelerle ve grafik sanatlarda da Maurits Cornelis Escher'in resimlerle gerçekleştirdiği Bengi Dönüş’ü (sonsuz döngü) getirmektedir (v), (vi).

Zıttı (karşıtı) değil, onun bütünleyicisi olarak önerdiğim yükseltgemecilik (oxidationism) kavramının kuşatmaya çalıştığı sürecin indirgemecilikle birlikte oluşturdukları desen’in (pattern, örüntü) ima etiği Bengi Dönüş; kendi üzerine kapanan kısır bir döngüye, kendi kendisine kapaklanan bir parabole, mütemadiyen sabit bir başlangıç (bitiş!) noktasına bitişen bir ‘kuyruğunu yiyen ejderha’ya, fasit bir daireye sıkışmış olmanın neden olduğu fikri bir çürümeye ve kendisini tüketen entelektüel bir çoraklığa değil; başlangıç (bitiş) noktası da dahil, her parametresi ve her komponenti hareket halinde olan helozonik, üretken bir dinamik mimariye referans vermektedir.

Maurits Cornelis Escher

Kavramsallaştırmaya çalıştığım mezkûr dinamik, üretken, helezonik ‘indirgenme – yükseltgenme’ strüktürüindirgemeciliğin en büyük handikabı olan ‘bir bütünün kendisini oluşturan parçaları, bir sistemin de, yapı taşları olan alt sistemleri üzerinden okunarak anlamlandırılması’ sorununu ortadan kaldıran; onun yerine, parçaların, ait oldukları bütün ve alt sistemlerin de, parçası oldukları sistemin tamamı üzerinden okunarak değerlendirilmesine olanak veren yeni, organik, bütüncül, holistik, kuşatıcı bir imkân olduğu iddiasını taşır.

Yükseltgemeciliğin bu metinden önce teklif edilmemiş olmasını, kimi özelliklerini kapsayan tümevarım prosesinin binlerce yıldır tedavülde olmasına; bunun da ona olan ihtiyacı kısmen karşılamasına bağlanabileceğini düşünüyorum.

Bu denemenin, teklif ettiği felsefi kavramsallaştırmanın yanı sıra, medhalinde de işaret edildiği üzere ‘İndirgemecilik İdeası'nın lengüistik replikasının (simulakr)’

ezelden beri yaşadığı 'ruh ikizi arayışı’ndan kurtarılmasına yardımcı olması ve 'Varoluş Kümesi'nde her şey zıddıyla kaimdir' şeklindeki kadim argümanın icabının ve amir hükmünün yerine getirilmesine sağladığı katkı bakımından da değerlendirilmesini dilerim.

dipnotlar:

(i): Post-postmodernizm, ya da metamodernizm için bnz.

(ii): 'Kâinatta her şey zıttıyla kaimdir' kadim argümanına verilebilecek çok sayıda örnek, bu iddiaya dair yapılabilecek olan sayısız analoji vardır. Burada, kozmolojiden bir argüman paylaşılacaktır. 

Bilindiği üzere, 1 hidrojen atomu, çekirdeğinde 1 proton ve bunun etrafında dönen 1 elektrondan oluşur. Hidrojen atomunun elektronunun hızı, ışık hızının 1/137'si mertebesindedir. Burada cari olan 137 büyüklüğü enteresandır. Zira, fiziğin diğer birçok sürecinde de karşımıza çıkar bu nicelik. Kuantum elektrodinamiğinde (QED), elektronlarla fotonların gireceği etkileşimlerin olasılığına 'alfa' denir. Alfa çok önemli bir kozmolojik antitedir. Öyle ki, bahse konu nicelik (alfa değeri) evrenin ölçeğinin şekillenmesinde, atomlarla atom altı parçacıkların boyutu ve bunların faaliyetinin ölçeklendirilmesinde, söz konusu süreçlerin yoğunluğunda (yeğinliğinde), ışık tayfının yapısında, manyetizmanın şiddetinde ve organik süreçlerin hızında sürekli olarak parmak izini bulduğumuz bir sayıdır. Bir diğer deyişle alfa değeri, evrende gördüğümüz hemen her şeyi kontrol eden kozmolojik kod, evrensel pindir.

1 sayısını alfa kodunun niceliksel karşılığı olan 0,007297'ye böldüğümüzde, ortaya çıkan netice ise, yukarıda bahsettiğimiz 137'dir! Paul Dirac'ın (1902 - 1984) 

Richard Feynman

geliştirdiği, hem elektronlar (parçacık) ve hem de fotonlar (dalga) için cari olan QED kuramının ortaya çıkardığı 137 büyüklüğünün bu yaygın geçerliliği ve merkezi konumu, bilim camiasını heyecanlandırmış ve mistik ve metafizik spekülasyonlara kapı açılmasına neden olmuştu. Hatta öyle ki, dönemin en parlak bilimcilerinden olan Astrofizikçi Sir Arthur S. Eddington (1882 - 1944), cazibesine kapıldığı bu '137 temelli nümeroloji' etrafında bir 'Pisagor Tarikatı' kurulmasına ilham bile vermişti. 137'nin 'derin kozmik sırrı'nı çözmeye ciddi emek ve mesai harcayanlar arasında Wolfgang Pauli (1900 – 1958) ve Carl Gustav Jung da (1875 – 1961) vardı. Richard Feynman (1918 – 1988), yıllar sonra 'fiziğin en büyük gizemlerinden biri; insanlar tarafından anlaşılmayacak şekilde ortaya çıkan bir büyülü sayı' şeklinde tanımladığı 137 için ''Tanrı'nın eli' bu sayıyı yazdıysa, kalemi nasıl kullandığını bilmiyoruz' diye eklemeyi de ihmal etmemişti. 

Carl Gustav Jung


Sir Eddington'ın Cambridge'de 1930'larda kurulmasına fikri zemin oluşturduğu Pisagorcu nümerolojist (hurûfi) oluşumdan bu yana geçen 80 yıl boyunca, gerek bilim insanları ve gerekse de ontolojik ve epistemolojik kurgularını mistik ve metafizik argümanlar üzerine bina eden spiritüalist çevreler, 137 sayısını dekode etme çabalarını sürdürmüştür. Bu çevreler, şu sıralarda, CERN'de yapılan çalışmalar neticesinde bulunan Higgs Bozonu'nun (Tanrı Parçacığı) parçacık fiziğine ve kozmolojiye kazandırdığı yeni ufukları ve imkânları, 'Tanrı'nın elini görmek' için enstrümantalize etmeye çalışmaktadır (Tanrı Parçacığı için bknz. http://ziyaversencan.blogspot.com.tr/2014/12/2013-nobel-fizik-odulu-higgs-bozonu.html).

Arthur Eddington

 

Onca Nobel Ödüllü bilim insanının ve insanlık tarihinin en yetenekli ve kapasiteli simalarından bazılarının 137 etrafındaki tutku ve sabır dolu bu mistik, nümerolojk ve hurûfîce mesailerinden ve bunun neticesinde ortaya çıkan müktesebattan aldığım cesaretle, bir spekülatif argümantasyon da ben yapacağım: 137 sayısını oluşturan rakamların toplamı 11'dir. 11 sayısını oluşturan rakamların toplamı ise '2'dir. Ortaya çıkan 'iki' sayısının tesadüf olmadığını sanıyorum. Bu nicelik, bu dipnotun başlığı niteliğindeki 'Kâinatta her şey zıttıyla kaimdir' kadim argümanına referans veren bir keyfiyet olsa gerektir. Bir diğer deyişle, QED çalışmaları sonunda bulunan ve bilimsel ve mistik çevrelerde Kozmik Kod ve Evrensel Pin olduğu şeklinde fikirlerin oluşmasına yol açan 137 niceliği, her antitenin mutlak surette zıt mahiyette ve karakterde bir ikizinin olduğuna; bu ikili yapının ise varoluş dairesinin temelini ve esasını teşkil ettiğine işaret ediyorsa şayet, buna şaşmamak gerekir diye düşünüyorum.

Wolfgang Pauli


İndirgemecilik metodu mevcut olduğuna göre, yukarıdaki akıl yürütme üzerinden şu argümana erişilmesi kaçınılmazdır: 'yükseltgemecilik metodunun varlığı zorunludur; müstakilen formüle edilmemiş olması, onun diğer metotlar, tanımlar ve formüller içinde gizli olmadığı anlamına gelmemektedir. Atılması gereken adım, onu gömüldüğü (saklandığı, örtüldüğü) yerden çıkararak, bağımsız bir şekilde teorize etmektir (137 sayısı için bknz. 'Sonsuzluk Yapbozu, Kuantum Alan Kuramı ve Higgs; Yazan: Frank Close; Çeviren: Irmak Kamçez; s. 40 - 43; Alfa Bilim, İstanbul, Eylül 2014).

(iii): Bengi Dönüş (sonsuz döngü) bir taraftan Nietzsche’ye; öte yandan da kendi kendisine gönderme yaparak çoğalan ses, söz ve grafik unsurların yarattığı sonsuz tekrar algısına dayanan kavram.

(iv): Bach’ın Toccata and Fugue’ü için bknz.

(v): Gödel, Escher, Bach için bknz.

(vi): Escher’in Bengi Dönüş içeren grafik çalışmaları için bknz.

http://ziyaversencan.blogspot.com.tr/2011/09/escherin-resim-sergisi-tablosuna.html

Escher'in birbirini çizen elleri deseni kendisine gönderme yapan grafik çalışmaların en popülerlerindendir.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 295
Toplam yorum
: 148
Toplam mesaj
: 11
Ort. okunma sayısı
: 1495
Kayıt tarihi
: 29.08.11
 
 

1958 Fatih / İstanbul doğumlu. Etiler Lisesi ve İTÜ Maden Fakültesi Petrol Mühendisliği Bölümü me..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster