Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Mayıs '09

 
Kategori
Kültürler
Okunma Sayısı
8256
 

Yumurta topuk, sivri burun: Behlül

Sivri burun, yumurta topuk ve illâki arkası basık ayakkabılar, eski Osmanlı kabadayılarından geriye kalan son hatıralar. Onlar ki; mahallenin düzenini sürdüren; kadınları ayaktakımından, çocukları kötü alışkanlıklardan, kahvelerden, meyhanelerden, kumarhanelerden koruyan, mahalledeki sorunların çözümünde hakem olan... Sıfır kalıp siyah fesleri, kuşaklı yelekleri, yakası büzmeli gömlekleri ve o meşhur ayakkabılarıyla, bey, efendi, ağa ağırlığındaki, terbiyeli bu eski zaman "şehir şövalyeleri" semtleriyle anılır, külhanbeyleri ile karşılaştırılmak istemezdi. İstemedikleri külhanbeyleri; Yahudilere saldırmaları yasak olan, güç durumdaki küçük çocukları ve kadınları korumakla mükellef, namus bekçisi, kimsesiz, evsiz-barksız, hamam külhanında (ateş ocağında) yatıp kalkan, 10-14 yaşlarındaki çocuklardı. Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyoloji Bölümü'nden Mehmet Doğan'ın yüksek lisans tezinden öğrendiğimiz tanımlarıyla, ne külhanbeyleri, ne kabadayılar kaldı; geride sadece sivri burunlu, yumurta topuklu ayakkabıları var. Yıllara direnen sadece, o eski Osmanlı şövalyelerinin ayakları. Hapishanelerin de ülkelerin de sınırlarını zorluyor bu ayaklar. Cumhuriyet ile yaşıt bir marka, İzmir'in eski "ağır ağabeyleri"nin merkezi Eşrefpaşa'da, o fotoğrafın ayaklarda kalan son karesini yaşatıyor hâlâ. Ürettiği ayakkabılar kâh Urfa'da, Irak'ta, kâh bir cezaevinde, kâh Avustralya'da...

Dükkanını donatıp Cumhuriyet eğlencesine katıldı

Eşrefpaşa'nın merkezinde, tabelasındaki potin resimleriyle civardaki dükkanlardan ayrılan bir küçük ayakkabı atölyesi ve dükkanı, Behlül. Mustafa Gürdallar'ın dedesi Behlül Bey, dükkanı İkiçeşmelik'ten Eşrefpaşa'ya taşımakta haklıymış. Çünkü, Türkiye kabadayılarının İtalyan modasından etkilenerek giydiği sivri burun, yumurta topuk ayakkabıların esas kitlesi buradaymış. Dost sohbetlerinin henüz televizyona esir olmadığı yıllarda Behlül Bey, torunu Mustafa Gürdallar'a anlatırmış: "Dedem vefat ettiğinde 20 yaşındaydım, dedemi iyi biliyordum. Eskiden televizyon yoktu, sohbet muhabbet... Arkadaşları gelirdi dükkana, konuşurlardı. Oradan aklımda kalanları size aktarayım. Dedem İstiklal Savaşı zamanında, mübadeleden önce bir İtalyan gemisiyle Pire Limanı'ndan Alsancak Limanı'na geliyor. Ülke savaştan yeni çıkmış, kalıntıları var. Memleket rayına oturana kadar yaklaşık bir yıl, Şemikler'de bir bahçede bahçevanlık yapmış. 'Behlül' adıyla, İkiçeşmelik Camii yanında ayakkabıcılığa başlamış. İkiçeşmelik'te işlerin zayıf olduğunu görünce merkeze, Eşrefpaşa'ya yerleşmiş. Tarihi bana şöyle veriyor: 'Atatürk Cumhuriyet'i ilan ettiğinde Eşrefpaşa semtinde dükkanım vardı. Dükkanımı bayraklarla, balonlarla, fenerlerle süsleyip eğlencelere katıldım.' Girit adasındaki ustalarının bir kısmının Rum, bir kısmının Türk olduğundan bahsederdi. Ölmeden kısa süre önce Türk ustalarından birinin Güzelbahçe'de ikamet ettiğini öğrenmişti, ona selam yollardı, sağ olup olmadığını soruyordu."

Sicilya tipi mafya ayakkabıları

1977'ye kadar oğlu Cafer Gürdallar'ın yürüttüğü ayakkabı imalatı ve satışını, 1982'de torunu Mustafa Gürdallar devralmış. Aynı yıl kadın ayakkabısı da üretmeye başlayan ve erkek mağazasının karşı köşesine bir de kadın mağazası açan Gürdallar, Behlül'ün çizgisinin hiç değişmediğini belirtiyor: "Sistemimiz diğer ayakkabı imalatçılarından çok farklı. Bizi bu konuda marka yapan, yumurta topuk, basık ökçe, sivri burun, Sicilya tipi mafya ayakkabılarıdır. Rahmetli dedemin imalatı ilk başlarda körüklü çizme, çekme potin, iskarpindi. O zamanın İtalyan modasını uyguluyordu. Aynı sistemi biz devam ettiriyoruz. Bunun da gururu içindeyiz. Kadınlara günün ayakkabılarını yapıyoruz."

Müdavimleri varmış, Behlül'ün. Gürdallar, "1957'den beri başka yerden bir terlik bile giymedi" dediği, Minibüsçüler Odası Başkanının babası Behzat Bostancı'yı örnek gösteriyor: "Kabadayı tarzı giyinir. İçki, sigara içmez, giyim tarzı öyledir. Yelek, sivri burun, yumurta topuk giyer, köstek saati vardır. Elbisesinin rengine göre mübalağasız her ay, en az beş çift ayakkabı yaptırır. Basmane'den de bana çok müşteri gönderiyor."

Irak'a savaşta bile sipariş gitti

Ancak konu müşteri profiline gelince, işte orada değişim başlıyor. Malûm, Behlül Bey'in zamanının kabadayıları yok artık. Behlül'ün eski müşterilerinden farklı ve daha kalabalık bir kitlesi varmış: "Müşteriler daha da kalabalıklaştı. Bugünlerde Eşrefpaşa'dan daha ziyade Doğu insanına hitap eden ayakkabı üretiyoruz. Urfa, Mardin, Gaziantep, Malatya... Hem buradaki Doğululara satıyor, hem de Doğu'ya gönderiyoruz. Doğulu göçmenler alıp memleketlerine de gönderiyorlar."

Bu yolculuk Türkiye'nin doğusunda sona ermiyor; son 10 yıldır, Van Erciş, Gaziantep Nizip, Urfa Viranşehir'de çalışan kamyoncular, petrol işi yapanlar sayesinde Irak'a, İran'a doğru devam ediyormuş. Toptan satış yapmıyor, özel siparişlere ödemeli posta yoluyla yanıt veriyormuş, Gürdallar. Doğulu müşterileri arasında İzmir'de hiç bulunmamış olanlar bile varmış. Behlül bu yolla ayda 100 çifte yakın ayakkabı gönderiyormuş. Öyle ki Behlül'ün üretiminin yüzde 90'ını, İzmir'deki ve memleketlerindeki Doğulular karşılıyormuş. Bu ilginin nedeni, sivri burun-yumurta topuk ayakkabının, şalvar altına yakışmasındanmış. Bu ayakkabıların en kibarını Eşrefpaşa'da buluyorlarmış: "Oralarda bu tip üretim yapanlar olup olmadığını da araştırdık. Bizim yaptığımızın kabasını yapıyorlar, biz biraz daha fantazisini yapıyoruz."

Ayakları başka bir yere basıyor

Behlül'ün ünü, ülkenin doğu sınırında kalmamış elbet. Mustafa Gürdallar'ın, "Nerede Türk varsa, benim ayakkabım oraya gidiyor, inan ol!" cümlesinin peşine; ABD, İngiltere, Almanya, Avustralya, Japonya, Suudi Arabistan'a uzanan bir dünya turu takılıyor. Bir kültürün devamlılığı, nasıl eski kabadayılığın yok olmasıyla, tarihle ve ülkelerle sınırlandırılamıyorsa, taş duvarlar da yetmiyor buna. Çünkü Behlül, kurulduğundan bu yana hapishanelerden sipariş alıyor: "Bizim ayakkabılarımızın yapısı bir parça kabadayı işi olduğu için, Türkiye'nin her yerindeki cezaevlerinden özel siparişler alıp posta aracılığıyla gönderiyorum. Bu siparişler ayda 20 çifti geçmez. Onlar da birbirlerinden duyuyor. Benim zamanımda bu iş çok arttı." Buca Cezaevi başta olmak üzere, Ödemiş, Seferihisar, Dalaman, Sinop cezaevleri, Gürdallar'ın ilk aklına gelenler. Kimi, tahliye olan arkadaşlarından duyup Behlül'le alışverişi sürdürüyor; kimi -geçen ay Dalaman'dan gelen 20 çift sipariş gibi- arkadaşları adına toptan ayakkabı yaptırıyor. Kadınlar koğuşu da var, Behlül'ün müşteri kitlesi arasında. Kadınlar, dört duvar arasından teşekkür hediyesini düşünüyor: Geçen ay Muğla'dan bir grup, Mustafa Gürdallar'ın adını küçük bir kilime dokuyup göndermiş.

"Şimdiki gençeler kabadayılığı başka türlü yapıyor" olsa da, o eski anlamın peşindeler hâlâ. Yani cinayetten yatanlar da pezevenkler de giyiyor, Behlül'ün ayakkabılarını. Belki de avluda volta atan ayaklarını, böyle özgürleştiriyorlar, mahallelerindeki gibi racon kesiyorlar: "Giyime, kıyafete çok önem veriyorlar cezaevinde. Bu insanlar, ayakları rahatsız bile olsa bu tip giyinmeyi tercih ediyor. Çünkü racon öyle! Basık ayakkabı, yumurta topuk, sivri burun giyecek. Cinayetten de yatan da var... Pe... tabir ettiğimiz insanlar, bu tip şeyleri daha çok giyiyor."

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 2
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 6287
Kayıt tarihi
: 25.10.08
 
 

Gazeteciyim. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Halka İlişkiler ve Tanıtım Bölümü 1995 mezunuyum..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster