Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Mart '13

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
523
 

Yunus, alıç, buğday ve nefes…

Yunus, alıç, buğday ve nefes…
 

                

 

 

 

 

 

 

 

 

         

                                  "Aşkın şarabından içem                                                     

                                  Mecnun olup dağa düşem                                                     

                                  Sensin dünü gün endişem                                                     

                                  Bana seni gerek seni."                                                                

                                          Yunus Emre    

                          

                                 İlköğretim okulunda  ders kitaplarından okuduğum ve kimi kaynaklandan da edindiklerim ışığında; Yunus Emre, sıradan bir çiftçi olmanın ötesinde onu yeni bir hayata taşıyan olay onun Hacı Bektaş kapısına gitmesiyle başlar. Önce duyduklarımıza kulak verelim:           

                                Hacı Bektaş Veli, Horasan diyarından Anadolu'ya gelerek yerleşmesi sonrasında veliliği ve kerameti çevreye yayıldı. Her taraftan gelenlerle büyük meclisler oluşmaya başladı. Yoksul durumdaki kimseler, gelerek nasip aradılar.           

                               O zaman Sivrihisar'ın yöresinde Sarıköy’de Yunus derler, bir kimse vardı. Yoksuldu ve çiftçilik yapardı. Bir zaman geldi köyünde kıtlık oldu. Ürün yetişmedi. Yunus, erenlerin güzel niteliklerini duydu. Kimsenin ulu kapıdan boş dönmemesi nedeniyle bir bahaneyle gidip uygun ölçüde istekte bulunmayı düşündü. Öküzlerine dağdan alıç yükleyip eli boş gitmedi, Suluca Karahöyük'e doğru yola koyuldu.           

                              Sulucakaracahöyük'e(şimdiki Hacıbektaş ilçesi) varınca Hacı Bektaş-ı Veli’nin huzuruna çıktı. Armağanını sunup:           

                             —Yoksul kimseyim, bu yıl ekinimden ürün alamadım. Ümidim şu ki, bu yemişi kabul edip karşılığında buğday verirseniz, sevinirim." dedi.           

                            Hacı Bektaş:           

                           —Öyle olsun, diyerek abdallara işaret etti, alıcı alıp paylaştılar, yediler. Yunus birkaç gün orada eğlendi. Gidecek olunca, Hacı Bektaş'a haber verdiler.        

                          —Sorunuz bakalım ne ister, buğday mı, himmet mi? dedi. Yunus geri dönmek için acele ediyordu. Buğday istedi. Ne yaptılarsa razı edemediler.           

                         Yunus:           

                        —Bana buğday gerek, diye ısrarda bulundu.        

Ben nefesi neyleyim, dedi. Razı olmadı.   Hacı Bektaş, buyurdu, buğdayı verdiler. Yunus da Dergâhtan çekilip gitti.        

                        Yunus, biraz uzaklaştıktan sonra hatasını anladı ve pişman oldu! Derhâl geri dönerek af diledi. Fakat Hacı Bektaş:           

                       —O iş artık olmaz. O kilidin anahtarını Tapduk Emre'ye verdik, varsın nasibini ondan alsın, dedi. 

                      Yunus isteksiz de olsa oradan uzaklaştı.

 

                                                                                    * 

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 684
Toplam yorum
: 480
Toplam mesaj
: 45
Ort. okunma sayısı
: 1362
Kayıt tarihi
: 18.08.08
 
 

Kırşehir Erkek İlköğretmen Okulu'nu, İzmir Buca Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümünü, İstanbul Çapa M..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster