Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Mayıs '12

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
12149
 

Yunus Emre - 2

Yunus Emre - 2
 

Gerçi en az on ayrı yerde türbesi olduğu söylenir;

“Ölür ise ten ölür, Canlar ölesi değil” diyen bu sesi bir mezara sığdırmak mümkün olursa tabii!..

Yunus, kendi deyimiyle Tapduk’un koluna konan bir doğan olmuş, mânevi yolculuğuna onun feyziyle devam etmiştir. Yolun başındayken

“Bu dünya bir gelindir, yeşil –kızıl donanmış

Kişi yeni geline bakı banı doyamaz”

diyecek kadar dünyaya bağlıyken, ilerledikçe mücâhededen müşâhedeye, mecazi aşktan gerçek aşka erişir,

“Canlar canını buldum, bu canım yağma olsun

Assı ziyandan geçtim dükkânım yağma olsun!”

diye seslenmektedir artık. Sözden öze, ayrılıktan vuslata, şeriatten hakikâte, kulluktan sultanlığa ulaştığında,

“Benem ol aşk bahrisi denizler hayran bana

Derya benim katremdir zerreler umman bana”

sözleri gelir dile...

Renkten renge boyanır Yunus o durakta... Kâh Adem’le Cennet’ten kovulur, kâh Nuh’la gemiye biner. Miraca çıkar kimi zaman... Ateşte İbrahim olur, kimi zaman da ateş olur İbrahim’e... Mansur’la asılır; ama ona urgan olan da kendisidir...

Her sözün aşktan dile geldiğini, kendisinin ne kara ne de akı okuduğunu bildirir. Bazıları, bu sözlerden okuryazar olmadığı mânâsını çıkarırlarsa da o,

“Dört kitabın mânâsın okudum hâsıl ettim

Aşka gelince gördüm, bir uzun hece imiş”

diyerek, bütün bilgilerini aşk ateşinde yakıp yok ettiğini anlatır. Gerçekte Yunus Emre, okuma yazma bilmenin ötesinde, devrinin hayli bilgili, aydın kişilerindendir. Ümmilik ile cahilliği kesin çizgilerle ayırır ve “cahilleri sohbetten her dem süresim gelir” ifadesiyle hakikâtin cahili olmadığını ilan eder.

Ya şu dizelere ne diyelim?

“Ben bir kitap okudum, kalem onu yazmadı

Mürekkeb eyleyeydim yetmeye yedi deniz.”

Âşık olmayanların onu anlaması çok zordur.  “Sevgilinin yüzünü gördüğünde ikiliği yağmalamıştır, can dost mihrabında secdeye varmıştır. Beş vakit birikmiş, bir yere gelmiştir, Âşıkların namazı, el suya banmadan, el ayak deprenmeden, baş secdeye gitmeden kılınır. Aşk milleti, her milletten ayrıdır, onların Âyetleri dünyada da ahirette de bambaşkadır. Bu yolda, küfür de imân da perdedir artık....”

“Dini terk edenin küfürdür işi,

Bu ne küfürdür imândan içeri! ”

Sözlerini şeriata aykırı bulup kınayanlara cevabı şöyledir:

Hakikât bir denizdir, şeriattir gemisi

Çoklar girdi gemiye, denize dalmadılar.

Kaynayıp coşar Yunus, “Âşık olan arı namusu neyler! deyip... Dolup taşmak üzere olduğunu da 

Behey Yunus sana söyleme derler

Ya ben öleyim mi söylemeyince!” dizeleriyle anlatmak ister gibidir.

Aşk yolunda riyâya, gösterişe yer yoktur, sahte dervişliğe karşı dilini sivriltir:

“Dervişlik olaydı tac ile hırka

Biz de alırdık otuza kırka”

Kaba zahidlik, ham sofuluk da yergi oklarından kurtulamaz. “Dört kitabı şerh edenin, mânâsını bilmedikçe hakikâtte âsi olduğunu bildirir ve

“Bir kez gönül yıktın ise,

Bu kıldığın namaz değil;

Yetmiş iki millet dahi

Elin yüzün yumaz değil”

İfadesiyle İnsan gönlünün Kâbetullah olduğunu hatırlatır.

Yunus Emre’nin Risalet’ün Nushiyye adlı didaktik eserinin yanında, büyük bir Divanı bulunmaktadır. İçindeki şiirlerin tam sayısı belli değildir; kendisinden sonra ‘Emreler’ adı verilen bir ekol oluşmuş ve birçok şiir ona mal edilmiştir; zira Yunus, artık yer aldığı sonsuzluk makamında Mevlânâ gibi, ariflerin gönlünden seslenmeye devam etmektedir.

Halk arasında anlatılan rivayete göre; “Yunus üç bin şiir söylemiş. Bunlar divan haline getirilmiş. Yunus’tan sonra bu divan, Molla Kasım adlı birinin eline geçmiş. Divanı alıp bir su kenarına giden Kasım, daha ilk şiiri okuyunca “şeriate uymuyor” deyip koparıp yakmış, iki, üç derken bin şiiri böyle yakmış. Bin birinci şiiri de şeriata aykırı bulmuş; ama yakmaktan bıktığı için suya atmış. Suya attığı şiirler de bini bulmuş. Üçüncü binde şu şiire rastlamış:

Derviş Yunus bu sözü eğri büğrü söyleme

Seni Sigaya çeken Bir Molla Kasım gelir.”

Bu beyiti okuyunca Molla, hatasını anlamış divanı öpüp başına koymuş. Bizim elimizdeki, işte bu kalan bin şiirdir.”

Efsane de, mecaz da olsa düşündürüyor insanı... Molla Kasımlar bugün de var, her zaman da olacak, ama o sesleniş her an gönüllerde esmeye devam etmekte...

Duyabilirsek!..

Ahmet F. Yüksel 

 

 

KAYNAKÇA

GÖLPINARLI; A.; Yunus Emre ve Tasavvuf, İnkılap Kitabevi.
--------------------; Yunus Emre, Altın Kitaplar.
--------------------; “Yunus Emre” Türk Dili Dergisi, Türk Halk Edebiyatı Özel Sayısı.
ERGÜVEN , A.R. ; Yunus Emre, Yaba Yay.
VAKASOĞLU, A.V.; Gönül Çağlayanı Yunus Emre, Yeni Asya Yayınları.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sayın Yüksel, her ne kadar yorumlara cevap vermiyorsanız da (ki ben bunu büyük bir saygısızlık olarak görüyorum), Yunus'a belki bir diğer pencereden bakmak isterseniz diye, 10.02.2012 tarihinde "DOST" başlıklı 'Yunus Emre' ile ilgili yazdığım bir yazıyı okumanızı size salık veriyorum. "Yunus Emre der: Hoca /Gerekse bin var hacca /Hepisinden iyice /Bir gönüle girmektir"... Hacca, bin kere de gitsen `hacı`olamazsın; ama, bir 'gönül' yaparsan, hacı olursun...Burada, Yunus'u, bildiğimiz 'gönül-kalp' anlamından ziyade, yaşayan İNSAN -AKIL - DOST - BU DÜNYA - olarak değerlendirmek gerekir, diye düşünüyorum. Yunus'un O DÜNYA ile işi yoktur.Bütün işi BU DÜNYA ve EVRENdeki İNSANlarladır. Yazımı okursanız ne demek istediğimi daha iyi anlayacağınıza eminim. Saygılar...(yine de:))

Alaettin Morgül 
 16.05.2012 1:07
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 541
Toplam yorum
: 1704
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 11338
Kayıt tarihi
: 14.12.11
 
 

Akşam Gazetesi, Radikal Gazetesi, Piyasalar Dergisi, Yedi İklim, Türk Edebiyatı, Yeni Dünya, Popü..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster