Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Ekim '16

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
873
 

Yunus Emre ne demek istedi?

Yunus Emre ne demek istedi?
 

["Taş bağırlı dağlar"dan bildiriyorum(Derebucak, Toros Dağları)]
 
Yunus Emre ne demek istedi?
 
“Bu aklu fikr ile Mevla bulunmaz…”
 
Hem akıl hem de fikrin aynı ifadede yer alması, modern Türkçe açısından düşünülürse, anlatım bozukluğu olduğunu akla getirebilir. Eğer ifadeyi söylendiği zamanın bağlamında ele alırsak, yakın anlamlı iki kelimenin aynı ifadede kullanılmasından doğan bir ifade bozukluğu olmadığı görülecektir. 
 
Hazret burada, akıl ile teorik aklı; fikir ile de pratik aklı kasteder. Meşşâî gelenekte, fikrin karşılığı pratik bilgeliktir. Aristoteles’in “phronesis” kavramı, Fârâbi gibi filozoflarda fikir ile karşılanmıştır. Phronesis ya da fikir, mutluluğa giden yolda kişinin tek tek olaylara karşı davranışlarını ölçüp tartmasını anlatır. İfadedeki akıl, tümelin bilgisini anlatırken; pratik olarak dışa yansıyan davranışlarımızın bilgisini fikir anlatır.
 
Yunus Emre hazretleri burada, ne akıl ile yani teori ile ne de fikir ile yani pratik bilgelik (phronesis) ile Hakk’a ulaşılamayacağını belirterek, tasavvufun temel ilkelerinden birini ortaya koyar.
 
Peki Yunus Emre hazretleri, döneminin felsefi birikimine sahip biri miydi? Bize sunulan tasvir bunun zıddı gibi görünüyor. Ama kendisinin bir şiirine baktığımızda yine onun felsefe ile hayli haşır-neşir olduğu anlaşılıyor:
 
''İlim meclislerinde aradım, kıldım talep. 
İlim geride kaldı ille edep ille edep.''
 
Buradaki edep, yine dönemin felsefesindeki bir ilkeyi anlatır. Bugünün insanın anladığı edep, yani efendilik, terbiyelilik gibi anlamların ötesinde felsefe terminolojisine ait bir kavramdır. Mantıkta edebin teknik ismi teeddüp’tür. Edep, Meşşâî gelenekte, kanıtlanması istenmeyecek bilgilerin bilgisini anlatır. Hangi şeylerin kanıtlanmasının talep edilmeyeceğini bilmeyen edepsizdir (kıllet’ül edep). [Bunu talep eden Sofistler(Safsatacılar)dir. ] Her şeyi kanıtlamaya kalkmak imkansızdır, bu sonsuza gider -ki Meşşâî felsefenin bir başka ilkesi karşımıza çıkar- bilfiil sonsuz imkansızdır. 
Özetle, edep, bilgi edinme sürecinde kanıtlamaz ama yine de bilginin temelini oluşturan, çelişmezlik gibi, ilkeleri kabul etmeyi anlatır. Yunus Emre hazretleri, ilmin kendi ilkelerinin gerisinde kaldığına dair bir vurgu yapmak istemiş olabilir. Ki bu tavır, sufi geleneğin bir tavrıdır: ilmin kendisinden çok ilkelerine güvenmek.
 
Peki;
“İlim ilmi bilmektir 
İlim kendin bilmektir 
Sen kendini bilmezsin 
Ya bu nice okumaktır” dizeleri ne anlatır? 
 
Yine buradaki, ilmin bizzat ilmi bilmek olması ile kasıt Meşşâî felsefesidir. Bu felsefe, ilmin mahiyeti ve imkanını araştırdığı için, ilmin kendisi ilmin ne/nasıl olduğunu bilmeyle sonuçlanır. Yukarıdaki edeb vurgusuyla birlikte okuduğunda, kişinin bilme sürecinde, asıl bilmesi gereken, bilgisinin sınırıdır. Bu da aslında kişinin kendini bilmesidir. Ve kendini bilen, Rabbini bilir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 60
Toplam yorum
: 2
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 315
Kayıt tarihi
: 07.09.16
 
 

SBF-Mülkiye mezunu, TCDD'de Memur. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster