Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Ağustos '09

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
804
 

yurdumdan izlenimler_2 Yeniköy-İznik arası

Tam tepedeki güneşin gevşettiği asfalt üzerinde ilerlemeye çalışırken klimanın dahi yeterli olamadığı bir sıcaklıkla arabanın içinde bir yandan çevredeki güzelliği seyretmeye çalışırken bir yandan da geride bıraktığımız günün değerlendirmesini yapıyoruz. Azcıkın dedikodu yani.

İznik Gölü kenarına parelel olarak uzanan yol boyunca meyve bahçeleri uzanıyor. Yer yer de birkaç balık lokantası serpiştirilmiş aralara. Daha önceki geçişlerimde bu yol üzerinde bol miktarda şeftali bahçeleri bulunuyordu. Artık o kadar azalmış ki hayal kırıklığına uğradık. Gerçi farklı meyve ağaçları ekilmiş yerlerine ama göz alışmış bir kere o sulu sulu yarma şeftalilerin yetiştiği ağaçları görmeye. Yol kenarına çekip arabayı dalında koparıp da şeftaliyi suları aka aka, üstünüzü de berbat ederek, hele hele her ısırıktan sonra ağzınızdan uzaklaştırdığınızda şeftaliyi ağzınızın dışında çenenizden aşağıya doğru süzülen ve tutamadığınız bir kısmının da boğazınızdan aşağı süzülen şeftali sularını tutmaya çalışmanın telaşı ile yemeye çalışmanın tadı bir başka oluyordu.

Bundan üç sene önceydi yanlış hatırlamıyorsam:

Aynı yol üzerinden İznik’e gidiyorduk. Olgun şeftalileri görünce bahçelerde hemen arabayı sağa çektim ve şeftali bahçesine girdik. Bahçede adamın biri çalışıyordu. Kendisinden izin istedik şeftali toplayabilmek için o da sağolsun tabiki dedi. Biz de bagajdaki iki büyük poşeti çıkardık hemen ve doldurduk en irilerini seçerek her iki poşeti de. Sıra dalından yemeye geldi. Sularını akıta akıda dalından koparılmış mis gibi kokan şeftalilerden de bir güzel indirdik midelere. Yüzümüze bulaşan şeftali artıklarını da elimizin tersi ile temizledikten sonra (yapış yapış oldu her yerimiz ama hiç de şikayetçi değildik) tekrar bahçede çalışan adamın yanına döndük ve topladıklarımızı göstererek biraz da yediğimizi söyledik. Sonrasında da borcumuzun ne kadar olduğunu sorduk. Aldığımız cevapla tam anlamıyla dumura uğradık. Zira ne yediklerimizi iade etmek mümkün ne de poşete doldurduklarımızı tekrar dallara bağlamamız. Adamın aynen söylediği şekilde aktarıyorum:

“ O bahçe benim değil ki! Afiyet olsun. Benim bahçe bu taraftaki “.

Ömrüm boyunca en özen gösterdiğim konulardan biri olan “ birinin hakkını yemiş olmak” düşüncesi ile o an kusasım geldi inanın. Ama adamın suratına baktığımda onun pişkin halini görünce gayri ihtiyarı benim de verdiğim cevap:

“ Eeeeeeeee, ne yapacağız şimdi”

Gelen karşılık da şu:

“ Boşver abi helal-li hoş olsun. O bahçenin sahibi bir fabrikaya toptan satmıştı zaten çıkacak olan ürünü”.

Ya arkadaş, sen kimin malını kime helal ediyorsun? İyice canım sıkıldı ama yemiş ve toplamış olduk bir kere.

“ Ben size parasını bırakayım, siz bahçe sahibine iletirsiniz” dedim,

“ Boşver abi, o parayı zaten peşin almıştı” dedi.

Artık yapacak başka bir şey kalmadı ve kolay gelsin dileklerimizle birlikte elimizde iki koca dolu poşet ve midemizdeki şeftalilerle birlikte bahçeden çıktık. Uzunca bir süre bunun geyiği yapıldı doğal olarak. Ama durun bu hikaye burada bitmedi benim için en keyifli olan kısıma geldik eğer bunu da anlatmazsam karnım şişer. Bakın şimdi:

O sene ki gezi programını tamamlayıp doğup büyüdüğüm yer olan Yakacık’a anneme gittik. Annem de en az benim kadar hassastır “kul hakkı” konusunda ki bana miraz oradan kaldı galiba. Arabanın bagajındaki boşaltıp eve taşıdıktan sonra anneme dedim ki:

“ Anne, bak Allah’ın şeftalilerinden topladık sana da getirdim”.

Doğal olarak kadıncağız bana güvenerek kokukulu koku şeftalilerden hemen bir tanesini höpürdete höpürdete indirdi mideye. Elini ağzını silerken ben de olayı anlattım ve işte olan oldu.

“ Sen masusdan mı yapıyorsun bunu, al götür bunları buradan. Evde kalmasın hemen çıkar evden bunları.” Daha bir sürü şey. Bu muziplik içinde aldığım keyfi anlatamam size. Galiba biraz adi biriyim ben. Her neyse güç bela ikna çalışmaları başarı ile sonuçlanınca şeftaliler de kapı dışarı edilmekten kurtuldu.

Yol da ilerlemeye devam ederken bir yandan bu olayı yad edip bir yandan da gözümüz bir başka şeftali bahçesi arıyordu.

Az ilerde Keramet Köyü bulunuyor. Daha önce köyün içine hiç girmemişti. Yoldan ayrılıp içeriye girmek gerekiyor köye ulaşmak için gerçi uzak değil ama köy merkezine girmek içimden gelmedi. Bu köy yol seviyesinden yüksekte ve bizim gidiş istikametimize göre sol kolda kalıyor. Yüksekli bedeniyle köyde şifalı olarak bilenen ve herkesin faydalanmaya çalıştığı şifalı suyu tepeden yol kenarına doğru boşa akıyor. Köye gelir getirmesi için hemen yol kenarından uzak olmayan bir yere gölet biçimde hazırlanan bir yere toplanan su sürekli olarak akıyor olması nedeniyle göletin diğer kenarından yola doğru ilerliyor. Böylece su da sürekli tazeleniyor. Yoldan geçerken bu şifadan da nasibimizi alalım derseniz eğer hemen yol kenarına yapılan küçük bir kanala akan suyun içine ayaklarınızı sokabiliyorsunuz. Biz işi biraz da abartıp arabamıza da şifa vermesi için silecek suyuna da şifalı sulardan doldurduk. Pek bir sıhhat kazandı arabamız da.

Keramet köyünü geçtikten sonra sırada domates yetiştiriciliği ile geçimini sağlayan Boyacı beldesi bulunuyor. Yol buranın içinde yerleşim yerini ikiye bölerek ilerliyor. Her tarafta domates kasalarını görebilirsiniz. Zengin bir yer burası. Merkezde tam sol tarafta bir çay bahçesi görüyorsunuz ağaçların altında. Eğer canınız isterse burada bir çay molası verebilirsiniz ama biz duraksamadan yola devam ettik.

Sağlı sollu yeşillikler arasında ilerleyen yol en sonunda İznik girişine ulaştı. İznik içine girmeden ilçenin dışından dolaşıyor ana yol. Biz de yol tabelalarını takip ederek sola ayrılan yola girdik. Çünkü bir çok kez gezmiştik İznik yerleşimini.

Yol dar ve virajlı. Bazen bir rampaya tırmanıyorsunuz bazen de düzlüğe ulaşıyorsunuz. Ama eksik olmayan tek şey meyve ağaçları. İnan ki hangi bahçenin yanında duraksarsanız duraksayın mutlaka ama mutlaka eğer bahçede birileri varsa ağacından meyve yemek için izin alabilirsiniz. Aman dikkat.

Amacımız Gölpazarı ilçesine ulaşabilmek ilk olarak. Çünkü Üzümlü bu ilçenin bir köyü. Daha çok görecek ve gidecek yol varmış da biz kendimizi az kaldı diye kandırmış.

Yeniköy, İznik arası; Temmuz 2009

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 71
Toplam yorum
: 48
Toplam mesaj
: 10
Ort. okunma sayısı
: 602
Kayıt tarihi
: 18.12.08
 
 

1967 Yakacık doğumluyum. H.Ü. Edebiyat Fakültesi'nde 2 yıl öğrenimden sonra İ.Ü. Arkeoloji ve San..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster