Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Mayıs '18

 
Kategori
Kişisel Gelişim
Okunma Sayısı
56
 

Yüreğimize Gelen Temizlik Zamanı

          Kaderle başım dertte hep. Ne isyan edebiliyorsun, ne boyun eğebiliyorsun kadere. Hükmedemediğin gibi kontrol de edemiyorsun. Oysa o senin başına ne çoraplar örüyor, her birinden bir haber. Aslında seni yöneten de o. Bu yüzden çocuklara KADER isminin konulmasını hiç sevmem. Zaten hepimiz, bu dünyaya bir kader sonucu gelen birer KADER değil miyiz?

          Çoğu zaman başımıza gelenler için KADER diyoruz biz insanoğlu. Tamam, kaderin günahını alıyoruz ya, kaderimizi de kendimiz yaratmıyor muyuz, kırmızı ışıkta geçerek… “İnsanın başına ne gelirse ya meraktandır YA DA iyi niyetindendir.” İnsanın ömrü anlamakla geçiyor deseler yeridir. Önce insan, kendini anlıyor ve anlamlandırmaya çalışıyor. Sonra karşındakini anlamak… Hayatı içinde ve dışında anlamak mümkün değil zaten. Anladığında ömür bitiyor.

          Normalde canlılar doğar, -ama erken, ama hızla- büyür ve ölür. Bu büyüme süresine çok şey sığdırabilmiş olanlar ya çok şanslıdır, hayatın tadını çıkarabilmişlerdir; ya da çok şanssız, hayatları zehir olmuştur. “Allah beni kahretsin ki diye başlıyorsa cümleleri, o insanın vay haline…”

          İdeallerle doluyum ben de, herkes gibi. İdeallerimden hiçbirisi hayal olmaktan öteye geçemedi. Acizlikten mi, yoksa yaşama sevincinin azlığından mı kaynaklandığını bir bulabilsem. O zaman insafa gelir belki bu katı yüreğim de, kendimi affedebilirim.

          Bazen insan kendini bir şeylere fazlaca kaptırır, bir yerlerde takılı kalır. Sonra bir gün, o takıntısından kurtulmak istediğinde, bir şeyler öne geçer ve izin vermez bu kurtuluşa. İşte o zamanlarda zaten sönmüş yaşama isteği, yerini intiharlara bırakmıştır her nasılsa. Peki, insanı yaşama hakkından vazgeçmeye sürükleyen bu nedenler herkes için aynı mı? Nedenler farklı da olsa, temel mantık bu değil midir?!! Acizlik geride bir yerlerde başlamıştır aslında ve devam etmiştir en son ana kadar.

Eğitim verilmeli, ama neyin eğitimi?

         Önce mücadelenin eğitimi verilmeli. Ama toplum eğitim mücadelesi veriyor şimdilerde, yaşama azmi kalmamışlara. Gösterilen sosyal içerikli ve nitelikli programları izlediğim her gün, yaşadığım hayatı biraz daha anlamlı buluyor ve hayata tutunma isteğim biraz daha artıyor. Bu tür programlarda verilen bu mücadele eğitimini, insanlığımız için önemli bir adım olarak yorumluyorum. Bu toplumda yaşayan bir birey olarak, verilen mesajlarla yaptıklarınız ve yapacaklarınız için sizlere müteşekkirim.

         Bir gün canımız sıkılır. Küflenmiş dünlerden geriye kalan ne varsa; eski, kırık dökük kaldırıp atarız tavan arasına. Ya işimize yaramayacak şeylerdir bunlar, ya da bir türlü kopamadığımız mazilerden bir parça. Uzun yıllardır sakladıklarımızı alır, bir sandığa kilitler ve onları da ekleriz diğerleri yanına. Orada biraz daha yıllanmayı beklerler. Sonra bir gün derinlemesine bir temizlik yapmak isteriz. İlk önce tavan arasından başlarız işe. Orası, hele hele o sandığın içindeki gizli kalmışlar günışığına çıkmazsa asla temizlenemeyecek gibi gelir evimiz. Kokan tavan aramız değil, bizim ta kendimizdir aslında.

 

GÜLDEREN ÇETİN bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 78
Toplam yorum
: 26
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 48
Kayıt tarihi
: 19.04.18
 
 

1980 Adana doğumluyum. 13 yaşında friedreich ataksisi hastası olduğum ortaya çıktı. İlköğrenimi A..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster