Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Ocak '11

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
1959
 

Yürek yanığı Sarıkamış

Yürek yanığı Sarıkamış
 

Kara karışan şehitlerimiz


Sarıkamış Destanı

Ürperten tarih yazıldı,
Sarıkamış dağlarında.
Buzdan mezarlar kazıldı,
Sarıkamış dağlarında.

Gökten uzanır kökleri,
Gökkuşağının renkleri,
O kardelen çiçekleri,
Sarıkamış dağlarında.

Mehmet’in karla yarışı,
Titretiyor her karışı,
Osmanlı ve Rus savaşı,
Sarıkamış dağlarında.

Kalmadı ekmeği aşı,
Yanar yüreklerin başı,
Dökülür Türkün gözyaşı,
Sarıkamış dağlarında.

Kutsal yükseği, engini,
Şehitten almış rengini,
Çiçeklerin en zengini,
Sarıkamış dağlarında.

Soğanlı’da katar katar,
Nabızlar bir başka atar,
Binlerce kahraman yatar,
Sarıkamış dağlarında.

Yol, yokuş bitmez biliyor,
Kar, tipi, boran geliyor,
Ayaz bağrını deliyor,
Sarıkamış dağlarında.

Kuru ekmeği bölüyor,
Kurşun sıkmadan ölüyor,
Ölüm yüzlere gülüyor,
Sarıkamış dağlarında.

Okunuyor daim kuran,
Zikrediyor diller her an,
Ne bir feryat, ne bir figan,
Sarıkamış dağlarında.

Aslan Mehmet’im üşüyor,
Karlar üstüne düşüyor,
Şehitler ölmez yaşıyor,
Sarıkamış dağlarında.

Memleket aşkı kavurdu,
Düşman değil, tipi vurdu,
Şehitlerin asıl yurdu,
Sarıkamış dağlarında.

Fırtına yolu bağladı,
Acılar yürek dağladı,
Düşmanlar bile ağladı,
Sarıkamış dağlarında.

Kış şartları yolu kesen,
Deli rüzgârlarla esen,
Bin bir çiçek, bin bir desen,
Sarıkamış dağlarında.

Acıma acı katıyor,
Buzlar içinde yatıyor,
Kalpleri hâlâ atıyor,
Sarıkamış dağlarında.

Bu felâket geldi başa,
Bu ne iştir Enver Paşa,
Muhtaç ettin ekmek aşa,
Sarıkamış dağlarında.

Ezelden yüzleri yunmuş,
Başına ay yıldız konmuş,
90.000 Mehmet’im donmuş,
Sarıkamış dağlarında.

Yazlık idi senin urban,
Koynunda bayrağa kurban,
Tarihteki bu acı an,
Sarıkamış dağlarında.

On beşliler nöbet aldı,
Kar tipi demedi daldı,
Şehidim kefensiz kaldı,
Sarıkamış dağlarında.

Türk askeri övünç demek,
Coşku coşku sevinç demek,
Anlatılmaz, kıvanç demek,
Sarıkamış dağlarında.

Peri Kızı şehit olsa,
Cennetten bir müjde alsa,
Vatan için o da solsa,
Sarıkamış dağlarında.

05.09.2011-Ayşe Paslanmaz

*

Kuru ekmek ve kavurga, III. Ordu’nun azığı…

Kuru ekmeklerini günlerce kemirerek yediler. / Kavurgayla beslenip savaşmaya çalıştılar. / Tıpkı yılanın toprağı tasarruflu yemesi örneği, / Azıklarını tüketmemek için olanca çaba harcadılar. / Çıkar hesabı yapmayan Sarıkamış şehididirler. MD

*

“Sarıkamış üstünde kar
Kar altında Mehmed'im yatar
Gülüm donmuş kara dönmüş
Gören sanmış yârini sarar.

Kimi Yemen, kimi Harput
Üzerinde ince çaput
Avut yiğit, gönlün avut
Yar sarmazsa Mevla’m sarar”

Özhan Eren

Sarıkamış Dayanışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Bingür Sönmez’in duygu ve düşüncelerini aktaralım:

“Ağıtlar, geleceğe kalıcı mesajlar bırakan tarihi belgelerdir. Gençlerimiz, Çanakkale’yi biliyorlar; İçinde aynalı çarşısı var, Yemen’i biliyorlar; yolu yokuşmuş, geri dönen olmamış. Ama bugün Galiçya nerede, Kanal hangi kanal, bilen yok. Galiçya ‘da 17.000 şehidimiz var. Birinci Kanal Seferi’ne 22.000, İkinci Kanal Seferi’ne 16.000 mehmetçik gitti ve geri dönmedi.

Sarıkamış, bilinmeyen nedenlerle 90 yıl üzeri karlar ile örtülmüş olmasına rağmen unutturulamamış. Çünkü ağıtları varmış. Keşke Galiçya’nın da, keşke Kanal’ın da ağıtları olsaydı da geleceğimizi emanet edeceğimiz çocuklarımız, o şehitlerimizi de öğrenseydiler. Ne mutlu Sarıkamış ağıtlarını, gerek ağızdan ağza gerekse yazılı olarak gelecek nesillere taşıyan ozanlarımıza!

22 Aralık 1914 ile 5 Ocak 1915 arasında (iki hafta içinde) Sarıkamış’ta kaç yiğidimizin öldüğünü bize en iyi bu ağıtlar öğretmiştir. Rakamları tartışırken siz 95 yıldır ‘Sarıkamış diye kırıldı doksan bin evin ocağı’ diyen ozana mı inanacaksınız, yoksa son yıllarda çok konuşulduğu için etkilenerek ilgilenmeye başlayan tarihçilere mi?

Bu çalışmayı büyük bir özveri ile gerçekleştiren Sevgili Recep Ergül biliyor ki, her şehide bir ağıt yazsak onlara olan borcumuzu ancak ödeyebiliriz. Ne mutlu şehitlere hizmet eden ozanlara, ne mutlu şehitlere hizmet etmenin ibadet olduğunu fark edenlere… Ozanlar, iyi ki varsınız, iyi ki tarihimizde hep var oldunuz!”

***

Halk Edebiyatı Araştırmacısı, Radyo Programcısı ve Halk Müziği Sanatçısı Recep Ergül bu konudaki düşünce ve duygularını şu sözcülerle ortaya koymaktadır:

“Sarıkamış’a varamadan Çocukluğumun Sarıkamış’ında yaşlıları dinlerken, Sarıkamış uğruna donarak can veren askerlerin dramları, bir film gibi gözlerimin önünden geçerdi. Şehitlerimizin donmuş bedenleri belleğimde öylece kalakalmış film kareleriydi,

Bu gün de öyle. Sonra şehit askerler için yakılan türküler dondu kaldı kulaklarımda ve benliğimde. Birkaç kez çocuk gözlerle gözlemlediğim ‘Çobanoğlu Kahvesi’n de, Âşıkların meydan sazlarında inleyen Sarıkamış’ı en yalın biçimi ile türküler anlatıyordu. Öyle yanık, öyle hüzünlü, öyle sitemli ve öyle kederliydi. Sarıkamış Harekâtı, dönemin basın yayın organlarında bilinmezliğini korurken bile,

Anadolu insanının binlerce yıllık yazgısının aynası olan türküler gerçeği tüm çıplaklığı ile anlatıyordu. Örneğin; Bardızlı Âşık Nihani’nin sazının ve yüreğinin tellerinden Sarıkamış süzülüyor, dilden dile, ilden ile gönülden gönle akıyordu. Soğanlı'da nice alaylar dondu, Pervane olup da Kars uğruna yandı, Nice bin hanenin ocağı söndü, Yine derler zulmüm çoğu daldadır.

Türk milleti şair bir millettir. Padişahından çobanına kadar yüreği yanmaya görsün, öyle şeyler düzer, öyle şeyler yazarlar ki değme şairler, değme âşıklar söyleyemez. Sarıkamış’ta birçok gececik fidanını kaybeden Sarız’ın Kemer köyünden Emiş Bacı, öyle bir feryat etmiş ki, bu gün gök kubbede yankılana yankılana bu güne ulaşmış, yürekleri dağlamayı sürdürüyor! Sarıkamış algan oldu Zalim Urus murad aldı Sahipsiz kaldı gelinler Gara giyip saçın yoldu.

Sarıkamış Harekâtı, bu güne kadar askeri ve tarihi yönleriyle gündeme geldi. Ben bir başka yönüyle huzurlarınıza getirmeyi amaçladım. Uzun yıllardır çok titiz çalışmalar sonucu, görüştüğüm yüzlerce insan ve dolaştığım onlarca şehirde doğruluğunu teyit amaçlı görüşmeler yaptım. Aslına sadık kalarak bu aşamaya getirdiğim ağıtlarımızı şehitlerimizin yüce anısına adıyorum.

Öte yandan, doğup büyüdüğüm, ekmeğini yediğim, suyunu içtiğim Sarıkamış için yapılmış ilk müzik albümü olması, bana buruk duygularla birlikte onur veriyor. Bu çalışmaları yaparken ve albümü oluştururken içimden hep "ne böyle bir facia olsaydı ne de böyle türküleri’...’ sözleri geçiyor.

Bu eserlerin araştırılması aşamasında Rize’nin Güneysu ve güneyce ilçelerinde söylenmiş: Başımız bağlıdır aziz Kuran’a İnşallah yıkılmaz Erzurum hana Çağırın büyükler gelsin meydana Tel çektim de telin aynı gelmedi. Deyişlerini dinlerken vatanseverlik duygularıyla doldum. Aslen Erzincanlı olan ama İstanbul’da oturan genç teğmen Ziya Efendi’nin revir çadırında ölürken söylediği: Nişanlıma deyin yanıma gelsin, Muratsız gidersen helallik alsın. Gurbette ölürsem kimler ağlasın? Söyle doktor söyle ölecek miyim? Ölmeden sılayı görecek miyim? Ezgisiyle boğazım düğüm düğüm oldu, gözyaşlarımı tutamadım.

Sarıkamış Harekâtı’nın insani yönleriyle de değerlendirilmesi ve mutlaka bu konunun sanatsal olarak da anlatılması gerektiğine, iyi tahlil edip ders çıkarılarak yarınlara aktarılmasına bir katkı sağlayabilirsem emeklerim boşa gitmemiş olur. Türküler, binlerce yıllık Anadolu yaşanmışlığına ilişkin ipuçlarını tüm çıplaklığı ile sunan, hepimizin ortak değerleri olan büyük kültür mirasımızın yapıtaşlarıdır. Sarıkamış Şehitleri anısına gönülden bir iş yapmış olmanın kıvancını bir ömür boyu taşıyarak manevi dinginlikle yaşayacağım.”

***

I. Dünya Savaşı sırasında Sarıkamış’ta Allahuekber ve Sarıkamış dağlarında yaşanmıştır, Tarihimizin acı olayı Sarıkamış! “Rus işgali altındaki Kars, Batum ve Ardahan’ı kurtarmak amacıyla, Osmanlı ordusunun başlattığı Sarıkamış Harekâtında yazlık giysiler içerisinde on binlerce askerimiz silah atmaya bile fırsat bulamadan dağlarda açlık ve soğuktan şehit olduğunun acıklı görüntüsüdür!

Enver Paşa, Doğu Cephesi Komutanlığını üstlenerek harekâtı yönetmiştir. Dağları aşan 60.000’den 10’e düşen askerimiz Sarıkamış’a girmişse de bu başarı bir iki saat sürmüş ve 9. Kolordu teslim olması sonrasında Enver Paşa da geri çekilmiştir. Ardından Ruslar, Erzurum ve Erzincan’ı ele geçirerek Doğu Anadolu’yu baskı altında tutmuştur. 1917 Rus Devrimi’nin gerçekleşmesi sonucunda Ruslar geri çekilmişlerdir.”

Kaynak:http://www.kenthaber.com/Haber/Genel/Kose/erdem-yucel/kubilay-olayini-ve-sarikamis-faciasini-toplum-yeterincebiliyor-mu-/a9e4b51c-da4a-4d2c-82af-267a50c0be98

***

Sarıkamış olayını 'kader' deyip geçiştiremeyiz. Binlerce Mehmed’in vebalini bir kişi çeker. O da hırsının kurbanı olan Enver Paşa’dır. Bahaneler kara kışa, şiddetli soğuğa ve Rus’a indirgenemez. Bir taarruz yapılıyorsa, elbette komutan bunun bilincinde olmalıdır.

***

Sorumluluk ve önlem, komutan için gereken koşullardır. Tıpkı Mustafa Kemal gibi akılcı olunsaydı yenilgi en az olurdu. 28 Aralık 1914’te, 11. Kolordu Erzurum yakınlarında Rusları oyalarken, 9. ve 10. Kolordularımız, mevcutlarının yüzde 90’ını soğuktan donarak şehit verdikten sonra bugün Sarıkamış önlerinde kalanlarla toplanmışlar ama taarruz performansları kalmadığından umarsızlıktan çırpınarak can vermişlerdir. Türküler yakılan 15’liler kar ve buz altında erimişlerdir. 100 bine yakın vatan evladı birer heykel gibi kaskatı kesilmişlerdir.

Tarihçi şair Ekrem Şama: “Kaderimiz karmış: Sarıkamış!” başlıklı şiirinde bu olayı daha net yansıtmaktadır:

Sarıkamış’a düştü onbeşlilerin yolu,
Hiç belli olmaz Enver Paşa’nın sağı solu
Uçtu gitti Üçüncü Ordunun iki kolu.
Kar askeri yutarmış, öğrendik Sarıkamış!

Hazırlanmış kefenler, biçilmiş kar beyazdan,
Yol dondu, hedef dondu, rüya dondu ayazdan,
Çarık delik, elbise yırtık, ta geçen yazdan,
Kış fidanı yakarmış, anladık Sarıkamış!

Vatan tehlikedeydi, evlatları seferber,
Yol verirse geçeriz şanlı Allahüekber!
Dereler cennet oldu çalı dipleri makber,
Mevla’mız böyle yazmış, kadermiş Sarıkamış!

Şehitlik arzusu var her birinin kalbinde,
Vasiyetini yazmış, son mektubu cebinde,
Heykel gibi duruyor bir ağacın dibinde.
Bizim bahtımız karmış, burası Sarıkamış!

Ciğere akar sıla hasreti ılık ılık,
Allahüekber diye çıkmışlar bölük bölük,
Sarı tüyler buz tutmuş, çehreler soluk soluk,
Buz neleri yıkarmış, bildik ey Sarıkamış!

Onbeşli gençlik kurban seçilmiş nesildir ya,
Kadermiş şehitlikle sürgün ikisi bir ya,
Soğuk bir mezar gibi, sıkar bizi Sibirya,
Mevla’m bunları yazmış, kadermiş Sarıkamış!

Bir yiğit tanımıştın, Özdemiroğlu Osman,
Bir Ahmet Muhtar Paşa gibi gerçek kahraman,
Bizler şehidiz lakin durmayacak hiç zaman...

Yiğitler harmanıymış tarihin Sarıkamış!..

http://www.edebiyatdefteri.com/siir/424438/kaderimiz-karmis-sarikamis.html

***

“Soğuktan Ölen Askerler...

'Kuvve-i Külliye mahvoldu' Aralık 1914, Sarıkamış ' Yirminci yüzyılın sonlarında Sovyetler Birliği dağıldığında Türkiye Cumhuriyeti'nin önde gelen simaları Adriyatik'ten Çin denizine kadar bir Türk Dünyası"nın doğduğundan sıkça söz etmeye başlamışlardı.

Bu kadar geniş bir coğrafyada etkin bir güç olmak bir hegemonya sağlamak düşüncesi hemen herkesi heyecanlandıran bir hülya idi. Daha sonra bunun hiç de kolay bir iş olmadığı görülecekti. Ama aynı hülyayı yüzyılın başında daha büyük bir inançla görenler de vardı ve çökmekte olan Osmanlı İmparatorluğunu böylesine bir coğrafyaya yayılan bir Türk-İslam İmparatorluğu olarak yeniden ihya etme hayaliyle yanıp tutuşuyorlardı.

Hiç kuşkusuz bunların başında İttihat ve Terakki'nin askeri lideri Enver Paşa geliyordu ve hayallerinin bedelini de Türkistan'da can vererek ödeyecekti. Balkanlar'dan Kafkasya ve Türkistan'a uzanan bir imparatorluk kurma hayalinin nasıl bir fiyaskoyla sonuçlanabileceğinin ilk işareti aslında Aralık 1914'te Sarıkamış'ta ortaya çıkmıştı. Ama Osmanlı İmparatorluğunun 34 yaşındaki Başkumandan Vekili Enver Paşa'nın bunu kavraması mümkün değildi. Enver Paşa ve ordunun başına geçmiş genç subaylar açısından Almanlarla ittifak halinde girilen Birinci Dünya Savaşı işte bu hayallerin gerçek olması açısından büyük bir tarihsel fırsat olarak algılandı.

Savaşın kazanılması çökmekte dağılmakta olan Osmanlı İmparatorluğunu kurtarmakla kalmayacak çok daha geniş bir coğrafyada çok daha büyük bir Türk-İslam devleti doğacaktı. Oysa bu savaş aralarında Osmanlı devletinin de olduğu bazı devletlerin topraklarının paylaşılması için çıkmıştı ve öyle de sonuçlanacaktı. 29 Ekim 1914'de iki Alman savaş gemisi Yavuz ve Midilli adını alarak Karadeniz'deki Rus limanlarına saldırınca Osmanlı devleti hem Birinci Dünya Savaşı'na fiilen girmiş hem de Rusya ile savaşa başlamış oluyordu.

Ruslar Karadeniz filosuna saldırıya yanıt vermekte hiç gecikmediler. 1 Kasım'da Kafkasya'daki Rus ordusu Türk sınırını aşarak Erzurum'a doğru saldırıya geçti. İşte Enver Paşa açısından da beklediği tarihsel fırsat ayağına gelmişti. Karşı saldırıya geçerek Rus ordusu imha edilecek ve ardından hızla ilerlenerek Orta Asya'ya doğru gidilecekti. Bu arada Enver Paşa'nın yeğeni Halil Paşa da İstanbul'dan yola çıkıp iyi eğitilmiş ve donatılmış bir tümenle İran'a girecek Tahran ve Tebriz'i zapt ettikten sonra Azerbaycan'a doğru ilerleyecek karşısına çıkan orduları her defasında yenilgiye uğratarak bir diğer koldan yine Türkistan'a doğru yoluna devam edecekti.

Büyük İskender'i kıskandıracak bu muhteşem askeri sefer için de hemen hazırlıklara başlandı. Ancak bu muhteşem zaferlerin kazanılmasından önce halledilmesi gereken ufak bir iş kazanılması gereken mütevazı bir zafer vardı! Erzurum'a doğru saldırıya geçen Rus ordusunun durdurulması ve imha edilmesi gerekiyordu. Öncelikle bu iş başarılmadan Turan hayallerinin gerçekleşmesi mümkün değildi.

Nitekim Enver Paşa da bunun farkındaydı ve kendisini bütünüyle bu işe verdi. Sarıkamış üzerinden saldırıya geçen Rus ordusunun karşısında bizim III. Ordumuz bulunuyordu ve bu ordunun savaş planları saldırıdan çok savunma ağırlıklıydı. IX. X. ve XI. kolordulardan ve Kürt aşiretlerinin Hamidiye alaylarının kalıntıları durumundaki bir tümenden oluşan III. Ordunun komutanı Hasan İzzet Paşa geri çekilip Erzurum müstahkem mevkilerinde bir savunma savaşı verilmesi gerektiği düşüncesindeydi.

Nitekim birliklerine bu doğrultuda emirler verip buna göre hazırlığa girişti. Bölgede kış mevsimi olanca şiddetiyle sürüyordu ve bu koşullarda Rus ordusunun saldırısının da çok etkili bir şekilde gelişmesi kolay değildi. Bir savunma savaşına girişildiğinde "General Kış" Türk ordusunun yanında yer alacaktı. Erzurum'da cephedeki Hasan İzzet Paşa böyle düşünüyordu ama Harbiye'den öğrencisi olan Başkumandan Vekili Enver Paşa İstanbul'da çok farklı düşünüyordu.
Enver Paşa'nın Turan hayallerinin ve hırsının yanı sıra Almanlar da savaş halinde oldukları Ruslara karşı güneyden Kafkasya'dan etkili bir savaşın açılması için Harbiye Nezareti üzerinde baskı yapıyordu. Bu cephede ne kadar şiddetli bir savaş cereyan ederse Ruslar da batıdan Avrupa'daki kuvvetlerinden buraya güç kaydırmak zorunda kalacaklardı. Onun için zaten Osmanlı ordusunu yönetmekte olan Alman subaylar ve Alman Genelkurmayı Enver Paşa'yı destekliyor, Kafkasya'ya saldırıyı kışkırtıyordu.

İşte bu koşullarda Enver Paşa İstanbul'dan Erzurum'a emirler yağdırıyor Hasan İzzet Paşa'yı savunma değil saldırı ağırlıklı bir savaş vermeye zorluyordu. Erzurum civarındaki iki kolorduya ilaveten Samsun'da bulunan X. Kolordu da cepheye sevk edildi. Böylece toplam mevcudu 150 bin askere ulaşan III. ordunun muharip asker sayısı da 100 bine yaklaşmıştı. İstanbul'da yapılan planlara göre bir "çevirme-kuşatma-imha hareketi" gerçekleştirilecek ve ardından ileri yürüyüşe geçilecekti. Bu emir ve zorlamalar sonucunda Türk ordusu 27 Kasımda karşı saldırıya geçti. Rus ordusunun bulunduğu mevkiinin adı dolayısıyla Birinci Köprüköy Muharebesi denilen bu saldırıya bütün kuvvetler katılmadı ve Türk ordusu başarılı olamadı.

Tam tersine Rus ordusu bir miktar daha ilerleme olanağı buldu. Bunun üzerine ordu kurmay başkanı Alman Guze'nin de ısrarıyla cephede ikinci bir saldırı planlandı ve bu kez mevcut bütün birliklerin savaşa girmesine karar verildi. Aslında geri çekilme yanlısı olan ordu komutanı Hasan İzzet Paşa bu ikinci saldırıda elde edilecek bir başarının sağlayacağı moralle geri çekilmenin daha uygun olacağına ikna edildi. İkinci Köprüköy Muharebesi adı verilen bu ikinci saldırıda da aslında ciddi bir başarı kazanılamadı ama bu kez Rus ordusu biraz geri çekilmek zorunda kaldı. İki taraf da ağır kayıplar vermişti ama İstanbul'da Enver Paşa bu ikinci saldırıyı bir zafer gibi ele aldı ve kendi düşünce ve planlarının doğrulanması olarak gördü.

Oysa ağır kış şartlan askeri çok zorluyor ve ordu yavaş yavaş eriyordu. Ordu komutanı Hasan İzzet Paşa bu durumu görüyor ama İstanbul'a dert anlatamıyordu. Enver Paşa da İstanbul'da tedirgin ve öfkeliydi. Cephede işlerin tam olarak kendi istediği gibi gitmediğine ordunun iyi yönetilmediğine inanıyordu. Bunun üzerine İstanbul'da Genelkurmay İkinci Reisi Miralay İsmail Hakkı Beyi Karadeniz üzerinden Erzurum'a cepheye gönderen Enver Paşa onun vereceği rapor çerçevesinde hareket etmeye karar verdi.

Enver Paşa ile aynı hayaller peşinde olan İsmail Hakkı Bey tabii ki Enver Paşa'nın duymak istediklerini söyleyen bir rapor gönderince Enver Paşa da karargahıyla birlikte 6 Aralık 1914'de İstanbul'dan yola çıktı. Önce Trabzon'a ardından Erzurum'a ulaştı. Başkumandan Vekili ile beraber Alman subayları Genelkurmay Başkanı Bronzar von Shellandorf ve Harekât Şubesi Başkanı Albay Feldman da Erzurum'a geldiler. Enver Paşa, Ordu Komutanı Hasan İzzet Paşa'ya: “Hatalı hareket ettiniz, Rus ordusunu şimdiye kadar imha etmeliydiniz.” Deyince ummadığı bir yanıt aldı. Bölgeyi iyi bilen ve askeri tanıyan Hasan İzzet Paşa "Kış bastırmış durumda bu koşullarda karşı saldırı iyi sonuç vermez. Bu konuda ısrar etmekle yanlış yapıyorsunuz. Kış şiddetini kaybettikten sonra saldırıya geçmemiz lazım" dedi.

Hiddetlenen Enver Paşa "Eğer hocam olmasaydınız sizi idam ettirirdim" diyerek Hasan İzzet Paşa ile diğer bazı komutanları görevden aldı ve kendisi de doğrudan ordunun komutasını üstlendi. Ve hemen ardından da yeni ve büyük bir saldırıya geçildi. İsmail Hakkı Bey ve İhsan Paşa'nın komutasındaki iki kolordu Rus ordusunu Sarıkamış'ta kuşatacak ve yok edecekti. Sıfırın altında 25 derece soğukta ve bir buçuk metreyi aşan karla kaplı dağlık arazide yürütülen saldırıda Rus ordusundan çok "General Kış"ın etkili olması kaçınılmazdı. Ruslar her şeye rağmen bölgenin koşullarına alışık ve daha donanımlıydılar.

Oysa bu saldırıya büyük önem veren Enver Paşa, güneyden sıcak bölgelerden bile buraya asker getirmişti ve bu ağır kış şartlarına hiçbir şekilde alışık olmayan ve uyum sağlayamayacak durumda olan birliklerin erimesi için Ruslarla karşı karşıya gelmeleri gerekmiyordu. 2500–3000 metreye ulaşan Allahü Ekber Dağlarında soğuktan açlıktan kırılıp gittiler. Enver Paşa'nın karargâhı dâhil olmak üzere pek çok komutan ve birlik yollarını kaybediyor birbiriyle haberleşemiyor ve karların içinde donuyordu. Hatta bu kargaşada iki Türk tümeni saatlerce birbiriyle çarpışmaya bile girdi. Narman'ın ilerisinde 31. ve 32. Tümenler 4 saat boyunca birbirleriyle savaştılar ve 2 bin kadar Türk askeri de bu çarpışmada can verdi.

Savaşın dördüncü günü iyice yıpranmış erimiş birliklere bir de gece yürüyüş emri veren Enver Paşa hala zafer kazanacağını hayal ediyordu. Oysa 90 bin askerle başlayan saldırıda zaten birliklerin neredeyse yarısı erimişti. Tipi ve fırtına altında şaşkın yolunu bile bulamayan birliklere Ruslar ummadıkları noktalarda saldırılar düzenliyordu. Örneğin 29 Aralık'ta 17. Tümenin sayısı 300 kişiye IX. Kolordunun sayısı ise 1500 kişiye kadar düşmüştü. Enver Paşa ise hala yayımladığı emirlerde düşmanın dağılmak üzere ve zaferin yakın olduğundan söz ediyordu. 3 Ocak günü Rus ordusu tam anlamıyla karşı saldırıya geçti. Türk birliklerinin tutunacak dayanacak mecali yoktu. 10 gün kadar süren Sarıkamış Muharebesi sonucunda 90 bin kişilik ordudan geriye birkaç bin kişi ancak kalmıştı. 8 Ocak günü her şeyin bittiğini kabul eden Enver Paşa İstanbul'a dönmeye karar verdi.

Ordunun komutasını Tuğgeneral yaptığı İsmail Hakkı'ya devrederek 11 Ocakta İstanbul'a doğru yola çıktı. İran ve Azerbaycan üzerine yapacağı muhteşem sefer için yola çıkarak o sıralarda Urfa'ya gelmiş olan yeğeni Halil Paşa'nın da hevesi kursağında kalmıştı. Sarıkamış faciasından sonra bu seferden de vazgeçildi. Yeğenini Urfa'dan yanına çağıran Enver Paşa Ulukışla'da buluşarak İstanbul'a birlikte dönmelerini uygun görüyordu.

Çünkü bu yenilginin sonuçlarının ne olacağını tam kestiremiyor, Başkumandanlık makamının tehlikeye girebileceğini düşünüyordu. Yanında güvenilir birileri olmalıydı. Ulukışla tren istasyonunda karşılaştıklarında şaşkın ve üzgündü. İlk sözü "Kuvve-i külliye mahvoldu" olacaktı, yani bütün kuvvetler tükenmişti. Ama aslında bu henüz bir başlangıçtı, çünkü daha sonra bütün bir memleket mahvolacak, Enver Paşa ve arkadaşları da bir Alman denizaltısıyla memleketi terk etmek zorunda kalacaklardı!”

Kaynak: http://www.izafet.com/genel-tarih/329843-soguktan-olen-askerler.html

***

Bir Yemen, bir Sarıkamış. İnsanlarımız, ağıtlarla bu faciayı sözlü tarihimize aktarırlar.

Sarıkamış

Mehmet yetim Mehmet âşık
Potini var delik deşik
Anası elinde beşik
Mehmet yatar kar altında

Sarıkamış kar altında

Mehmed’im karlar altında
Yüreğinde sevdiceğim
Memleketi kor altında

Anama demeyin sakın
Tüfengi omzuma takın
Bu yüreği benden sökün

Yatamam toprak altında

Son bir nefes Memed dayan
Zalim uyku gel de uyan
Ölen beyaz bir kardelen

Tahammülüm zor altında.

Ahmet Şafak

Ana sana bu mektubu Allahuekber dağında yazıyorum galiba veda vakti geldi hakkını helal et anam Elif kıza selamımı söyle o cepheden bu cepheye atıldık Aşk makamında bir türkümüz olmadı bu yüzden sevdamız gazi aşkımız şehittir bizim Elif kızın üstünden elim kalkmıştır gayrı hakkını helal etsin. Üzülme ana ağlama: Sarıhanlı nere Sarıkamış nere deme. Sarıkamış için ölmeyi bilmiyorsa bir adam Sarıhanlı için nasıl yaşar. Her seher vakti secde aydınlığındaki ak alnını öptüğümü bil ama beni öldü bilme. Ne diyor Yunus Baba Ölürse ten ölür canlar ölesi değil ana.

 

 

http://www.portal.web.tr/ahmet-safak-sarikamis.html#more-450

***

Enver Paşa, biraz Alman hayranı idi. O’nun hatası türkülere bu şekilde konu olmuştur.

Sarıkamış

Oltu'dan girdik de Sarıkamış'a
Akıl ermez orda yatan üleşe
Askeri kırdıran Enveri Paşa
Kitlendi kapılar, mekân ağladı

Yüzbaşılar, yüzbaşılar
Tabur tabura karşılar
Yağmur yağıp gün değişin
Yatan şehitler ışılar

İbrişimin kozaları
Battın Avşar kazaları
Sarıkamış'ta kırıldı

Gonca gülün tazeleri Halk Türküsü - Ruhi Su http://arifegulsun.blogcu.com/sarikamis-belgeseli/1205802

**

1914–1915 Osmanlı-Rus Harbi dâhilinde, -40 derece soğukta, Sarıkamış Allahüekber dağlarında donarak şehit düşen 90.000 sembol rakamı ile anılan askerlerimizin ardından ailelerinin yaktığı türküleri dinlerken ürperecek, duygulanacak ve gözyaşlarınıza hâkim olamayacaksınız. Çetin kış koşulları, açlık, hastalık ve yazlık kıyafetlerle verilen mücadelenin tüm çarpıcı yanlarını en iyi Türküler anlatıyor.

Onbinlerce Osmanlı Askerinin dramatik öyküsünü türkülerin yalın diliyle duyacaksınız. Halk müziği sanatçısı Recep Ergül’ün derleyerek albümler haline getirdiği bu eşsiz proje, albüm ve konser olarak tarihi birer vesika niteliği taşımaktadır. Sunum ve şiirleri; Mesut Mertcan, Türkçe, Çerkezce, Gürcüce, Lazca ve Kürtçe olarak tümü Sarıkamış üstüne yakılmış Türküleri; Recep Ergül ile birlikte Muammer Ketencioğlu, Bayar Şahin, Havva Karadaş, Doğan Özden, Mustafa Tatlıtürk ve Gülseven Medar yorumlarıyla ağıtlaştırılmıştır.

İşte bana ulaşan Faruk Anbarcıoğlu'nun Sarıkamış Dağları şiiri:

SARIKAMIŞ DAĞLARI

Ben Allahuekber Dağlarındayım ana oğlun Murat

Omuzlarımızda silahlar sırtımızda kaput

Dudaklarımızda sımsıcak kelime-i şehadet

Yalvarıyoruz vatan için yüce Yaradanımıza

Allahım sen yardım et bu Kahraman Ordumuza

Ben Allahuekber Dağlarındayım ana oğlun Samet

Bembeyaz karda bembeyaz doksan bin yürek

Yürüyoruz korkmadan ölümlerin üzerine gülerek

Rusa değil ana Kadir-i mutlak Allah’a teslim olarak

Koşuyoruz şehadete ana babaya veda ederek

Ben Allahuekber Dağlarındayım ana oğlun Z

afer Bir kahpe Rus kurşunu göğsümüzü deler

Bir de şakaklarımı kamçı misali tipiler deler

Ölüm vız gelir bana sevdan dolar damarlarıma

Yıkılmak yok senin duaların derman olur yüreğime

Ben Allahuekber Dağlarındayım ana oğlun Selim

Karda yürümek ne zor ne güçmüş bilemedim

Aç mıyım susuz muyum farkında bile değilim

Ölüme selam olsun ölmek artık zor gelmiyor bana

Bayrağa adanmış doksan bin şehit feda olsun vatana

Ben Allahuekber Dağlarındayım ana oğlun

Bahtiyar Açlık var, susuzluk var, kar var, tipi var, ölüm var

Gel ey şehadet gir koynuma göğsümde sanki yar var

Üzerinden aşılacak daha çok yalçın dağlar var

Göğsümde vatanımın bitmeyen yüce sevdası var

Ben Allahuekber Dağlarındayım ana adım Muzaffer

Yüreklerimizi düşman değil kar bora fırtına deler geçer

Cansız bedenlerimiz kara topraklara değil karlara düşer

Ağlama canım anam ağlama kar çiçekleri karda gezer

Sarıkamış Dağlarından şehitler şimdi sana tebessüm eder

Ben Allahuekber Dağlarındayım ana adımı sen bilirsin

Al yıldızlı bayrağım gelir aklıma bir de sen gelirsin

Sen sağ ol canım anam yeter ki vatanım sağ olsun

Doksan bin şehitten şanlı bayrağıma selam olsun

Bir ülkem bir bayrağım bir ezanım var olsun diye

Ben Allahuekber Dağlarındayım ana adım TÜRKİYE

23.01.11

Faruk ANBARCIOĞLU

*

Videolar:

http://www.youtube.com/watch?v=ThTGPM-6fdQ&feature=fvw

*

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 351
Toplam yorum
: 371
Toplam mesaj
: 44
Ort. okunma sayısı
: 1324
Kayıt tarihi
: 18.08.08
 
 

Kırşehir Erkek İlköğretmen Okulu’nu, İzmir Buca Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümünü, İstanbul Çapa M..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster