Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Temmuz '14

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
112
 

Yürekler yanar tutuşur

Yürekler yanar tutuşur
 

Madımak, yalnızca oyunu, türküsü olan, yemeği yapılan bir bitki adı olarak belleklerde yer etseydi keşke.


Ankara'dayken şair ve Tan Yayınevi'nin sahibi Mehmet Taner ve eşiyle tesadüfen tanışıp, ahbap olmuştum. Mehmet Taner'de de "gerçek şair" duyarlılığına sahip her insandaki gibi, erkeklerde görmeye alışık olmadığım bir duygusallık vardı. 1990'ların ortalarında bir yaz günü, Kızılay'da karşılaştık ve Mülkiyeliler'de (Mülkiyeliler Birliği Lokali'nde) oturup, söyleşmeye karar verdik. Ağlamaklıydı, konuşmaya başlarken bile gözleri dolu doluydu. Sokakta bir kedi yavrusu görmüş, yüzü şair dostu Metin Altıok'u çağrıştırıyormuş... (Şaşırdım; o an, Metin Altıok'un yüzünü gözümde canlandırmaya çalıştım, beceremedim. İnsanların sevdiklerinin yüzün, özlediklerinde her yerde görüyormuş gibi olduklarını biliyordum; filmlerden değil ama, deneyimlemiştim...) Söyleyecek söz bulamadım.

 

Yaşamın türlü koşuşturmacası, derdi, sıkıntısı içerisinde, Sivas Madımak Oteli'ndeki katliamı nasıl unuttuğuma şaşırdım. Yaşama, olaylara ve insanlara yabancılaşmış olduğuma da... Sanki robotlaşmıştım! Üstelik Sivas benim doğduğum ve yaşamımın ilk 6 yılını geçirdiğim yer. Küçücük bir çocukken "Madımak"ın oyununu ve türküsünü öğrenmiştim. (Keşke yalnızca türkülerde ve oyunlarda kalsaydı.) Müdahil avukatların sözcüsü Şenal Sarıhan, çok yakın arkadaşım Meltem'in halasıydı ayrıca... Ve ben henüz 2-3 yıl önce yaşanan, yıldönümü yaklaşan Madımak'ı unutmuştum! Tıpkı şimdilerde birçok yurttaşın unuttuğu gibi... 2 Temmuz 1993'de, güzel yurdumun Sivas ilinde, Madımak Oteli'nde erkeklerin, kadınların ve çocukların yanarak, dumandan boğularak ölmesine neden olan gözü dönmüş, vahşi, yobaz, kışkırtılmış, kışkırtan şeytanlar, üstelik bunu Allah ve din adına yaptılar. Orada ölenler, onları katledenlerden çok farklıydılar.Yazıları, şiirleri ve türküleriyle dünyamızı değiştirmek, güzelleştirmek, aydınlatmak isteyen aydın, yazar ve ozanlardı, çocuklardı, (2 otel çalışanı dahil) gencecik insanlardı... O geri gelmeyecek yitirdiklerimize mi yanarsınız; olaya adeta göz yuman kamu görevlileri ve devlet yetkililerinin varlığına mı, yargılama sürecine, en ağır cezaları alan suçluların elini kolunu sallayarak dolaşıp, güya kolluk güçlerince aranırken bile memleketlerinde düğün dernekle evlenmelerine mi?

 

Sorumluluk hepimizde

 

Geçenlerde, Metin Altıok'un kızı Zeynep Altıok Akatlı'nın, Sivas Katliamı'nda hayatını kaybedenler anısına 2 Temmuz günü Madımak Oteli önünde her yıl düzenlenen anma etkinliğine valiliğin izin vermeyeceğinin açıklanması üzerine yazdığı, 1 Temmuz 2011'de Oda TV sitesinde yayımlanmış yazısını okudum. Yazıyı, facebook duvarımda şu yorumla paylaştım: "Nasıl ki; Aşık Veysel'den ötürü Sivas doğumlu olmaktan gururlanıyorsam, 2 Temmuz 1993'de işlenen insanlık suçu sayılan o büyük vahşet ve katliamdan ötürü utanç duyuyorum. Ama, en büyük utanç başkalarının... Siyasiler, devlet ve hükumet yetkilileri, yargı, hukukçular, yazarlar, gazeteciler, din adamları, alevi olan - olmayan yurttaşlar...Hepimizin bu tür suçların bir daha işlenmemesi, suçluların yakalanıp, yargılanıp, cezalandırılması için sorumlulukları var. Ve bunu Şair Metin Altıok'un kızı Zeynep Altıok Akatlı başka söze yer vermeyecek biçimde açıklıyor."

 

Hep derim; "Şair yaşadıklarını, hissettiklerini yazmak ya da yazdıklarını duyumsayıp, yaşamak zorundadır." Bir şair dostum da yıllar önce "Ozanlar 'Bilici (medyum)' olur" demişti. Zeynep Altıok'un üç yıl önce yayımlanan yazısına "Son Söz" olarak eklediği, babası Metin Altıok'un dizeleri, benim de yakın zamanda yaşanan Soma faciasından ötürü dikkatimi çekti (Yazıyı bu yıl yazılmış gibi algılamama neden oldu):

 

"Bağırsam neye yarar, nasılsa duymazlar.

Ben bir kömür ocağının onulmaz göçüğüyüm;

İçimde cesetler ve daha ölmemişler var."

 

İnsan, aydın ve gazeteci olmanın sorumluluğunu bu yazıyla yerine getirmeye çalışıyorum. Çünkü, 33 kişinin katledildiği Madımak'ı, aslında 400'ün üzerinde işçinin can verdiği Soma'yı, Güllük'te 7 canın yittiği sözde iş kazasını unutmanın, insanlığımızı unutmakla, bu tür ölümlerin, faciaların, katliamların ve haksızlıkların biz dahil herkesin başına gelmesini baştan kabullenmemizle eş anlamlı olduğunu düşünüyorum. Bu olayları, anımsamak, düşünmek, tarihsel ya da macera türü bir filminden, televizyon dizisinden kesitler olmadığının ayırdına varmak, canımı ve yüreğimi yakıyor, hırslandırıyor ve bazen de karamsarlaştırıyor beni. Hele Sivas katliamını gerçekleştiren ve buna göz yuman zihniyetin iktidarda olduğunu görmek... Ama, "bu böyle gitmez"; onu da biliyorum.

 

Birkaç hafta önce, Enver Aysever'in Aykırı Sorular programına Zeynep Altıok Akatlı ile birlikte konuk olan, babası Nesimi Çimen'i Sivas katliamında yitiren Mazlum Çimen, "Biz kin ve öfkeyle, öc alma duygusuyla sağa sola saldırmadık, bunu yapmayacağız..." şeklinde konuşurken, gerçek insana ve "müslüman"a yakışır tavrı sergiliyordu aslında. Ama, adaletin yerini ("er ya da geç" demeyeceğim) artık bulmasını istiyorum. Yoksa, devlete, hükümete, siyasilere, Yargı'ya, hukukçulara, basına olan güven ve saygı duyguları iyice sarsılmış halkı kimse tutamaz! Kimileri yapıcı, kimileri yıkıcı, olumlu ya da olumsuz duygu, düşünce ve eylemlerle, süregideni mutlaka değiştirir. O zaman da yaşananları bir televizyon dizisi ya da filmi gibi seyredebilecek misiniz?


 

Gülçin ERŞEN – 1 Temmuz 2014 / Güllük (Ülkemiz ve dünya da güllük gülistanlık olsaydı...)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 134
Toplam yorum
: 101
Toplam mesaj
: 12
Ort. okunma sayısı
: 808
Kayıt tarihi
: 06.07.11
 
 

Ankara Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu (İletişim Fakültesi) Radyo ve Televizyon Bölümü mezun..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster