Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Eylül '12

 
Kategori
TV Programları
Okunma Sayısı
17632
 

Yusuf'un, Havva'nın, Feriha'nın, Yeşim'in kaderleri aynı ya günahları…

Yusuf'un, Havva'nın, Feriha'nın, Yeşim'in kaderleri aynı ya günahları…
 

Son dönemde, şimdiye kadar alışık olmadığımız bir durumla karşı karşıyayız. Dizilerin başrol oyuncuları -sebepleri her ne olursa olsun- kendilerini bir adım öne çıkaran yapımları yarıda bırakarak bilinmeze yola çıkıyorlar.

Yani yepyeni projelerle sevenlerinin karşısına çıkıyorlar. Tutup tutmayacağını bilmeden.  Üstelikte bu projelerin çoğu da reyting rekortmenleri yapımlar ve üçüncü sezona ulaşmış yapımlar. Buna rağmen yapımla yollarını ayırıyorlar. Hiç bilinmeyende mi yer almak, yoksa yepyeni bir belirsizlikte mi var olmak iyidir. Bunu sorgulamak da, yargılamak da bize düşmez.

Ancak, projeden ayrıldı diye cezalandırma yükünü üzerine yıkmak.. İşte burada bir tuhaflık var.

Yahşi Cazibe'nin Cazibe'sinin başına gelenleri hepimiz biliyoruz. Bir anda ters yüz oldu. Oyuncunun diziden ayrılmasından dolayı cezalandırıldı mı sorusu uzun zaman ortalarda dolaştı.

O sorunun tam karşılığını almadan başka dizilere de bu moda sıçramış gibi.

Kalem senaristin elinde olunca, yapımcı da vur abalıya diyorsa, kanal da bunu teşvik ediyorsa, olmazın oldurulması hiç de zor olmasa gerek…

Var olan Cazibe ile aynı kaderin ortağı olan hali hazırdaki yapımlara bakalım birlikte.

Yer Gök Aşk'ın Havva'sı. Yusuf diziden ölerek çıktı ama geriye kalan Havva da birkaç bölüm sonra ayrılacak.  Diziden gitmeden gözden düşürelim kalemi mi çalışıyor hızlıca. Tüm dramın ağır yükü sanki Hava'nın suçuymuşçasına. 

Ve Lale Devri'nin Serenay Sarıkaya ile hayat bulan Yeşim'i. Serenay Sarıkaya'nın kendince sebeplerle diziyle yollarını ayırmaya karar verdiğini, diziyi izleyenler ya da magazin gündemini takip edenler bilirler.

Üçüncü sezon yol almaya devam eden dizi ise hızlı bir şekilde Yeşim karakterini adeta cezalandırır bir tutum içinde.

Şimdiye kadar her platformda savundukları bir karakteri bir anda bu kadar yerlere indirmek, hele hele son bölümünde şiddet uygulamak Yeşim karakterini mi cezalandırıyorlar yoksa Serenay'ı mı sorusunu akla getiriyor ister istemez. Yeşim'i bir kenara bırakalım ve devam edelim, yine döneceğim çünkü Yeşim'e.

Adını Feriha Koydum'un Feriha'sı. Diziden ölerek çıktı malumunuz. Düne kadar ağzı sıkı olan herkes ne hikmetse bir anda konuşur oldu. Hazal'ın kavgacılığından tutun da, daha birçok set arkası muhabbetler "Hazal Kaya"severlerle paylaşılır oldu, hatta bir adım daha ileri gidilip Hazal fanlarıyla kavga edilmeye gidildi. Bunların gerçek olup olmamasından çok, bu davranış şeklinin etikliğinin sorgulanması gerekir.

Diğer yandan Hazal Kaya'nın hayat verdiği onun diziden çıkmasıyla ölen ama seyirci gözünde hâlâ var olan, Feriha karakterinin de yavaş yavaş içi boşaltılmaya başlandı. Feriha'nın ağzından söylenen birçok replik şimdi yerine gelmiş olan oyuncunun ağzından ters çevrilerek söyletilmekte. "Onların yanında onlar gibi olmak istedim. Onlar gibi olmak nasılmış merak ettim." Repliği bunlardan biri.

Oysaki hâlâ dizinin adı Feriha ve üçüncü sezonun ekmeğini bu isimden yiyor. Seyircinin antipatisini kazanmış başka bir oyuncunun ağzından verilen bu repliklerle Feriha aslında içi boş bir karakterdi, yanlışlarla dolu demenin yavaş yavaş yaratılmak istenmesinin adımları mı?...

Gizli ya da aleni bir biçimde yapılan bu hareket, diziden her ne sebeple olsun ayrılan ya da ayrılacak oyuncuların canlandırdığı bu karakterlerle oynanması ister istemez akıllara oyuncu diziden ayrıldığı için bu teknikle intikam mı alınıyor sorusunu getiriyor.

Oysa diğer yanda "Öyle Bir Geçer Zaman Ki" var.  Ali Kaptan'ın izleri yaşatılıyor. Zaman zaman flashbacklerle (geçmişten verilen sahneler), zaman zaman repliklerle. Dizi'nin en başından Ali Kaptan'ın ayrılacağı biliniyordu. Diğer bir değişle Erkan Petekkaya'nın.  Misyonunu tamamlamış Ali Kaptan'ın ne diziye ne de oyuncuya bir faydası vardı ve ayrıldı.  Buna göre hazırlanmış bir senaryoyla da yollarına devam ettiler.  Ali Kaptan'a başka gömlekler giydirilmedi ne devam ederken dizi ne de sonrasında. Doğrusu da budur.  Karakter misyonunu tamamlanmıştır ve ayrılmıştır. Dizi yoluna devam eder. "Öyle Bir Geçer Zaman Ki" de bunu yapmıştır. Yoluna devam etmiştir. Ali Kaptansız Ali Kaptan'ı yargılamadan.

Hayal çalmak;

Ama diğerleri; üçüncü sezona girme kararlılığını alırken, yani devam ederken yoluna hem karakteri, hem oyuncuyu yargılamak gizli ya da aleni bir şekilde yerlere vurmakta, neyin nesi bu tavrı anlamak o kadar zor ki.

Oyuncuyla ayrılan yolun sancılarında seyircinin günahı ne? Seyirci tanımı madem bir tüketen ise tüketici hakkını sorgulamak gerekmiyor mu? Tüketicinin (seyircinin)  verdiği onca emek, hayallerine sundukları ilk karakterlerle dün reyting pastasından pay alırken bu yapımlar şimdi birden aynı seyircinin hayalinde yaratılan karakterlerin ters-yüz edilmesi tüketiciyi sömürmek değil midir?

Yani aslında bizim yarattığımız karakteri siz yanlış anladınız o karakter aslında kötü, öldü, öyle bir aşk yok, yeni aşk var, yollar değişti, beyaz dizi, masaldı aslında her şey, v.s alt başlıklarla yola devam etmek iki sezon zaman ayıran seyircinin (tüketicinin) sömürülmesinden, hayallerinin çalınmasından başka bir ad değildir.

Seyirciye karşı sorumsuzluk…

Gelelim Yeşim'e. Yeşim üzerinden gidilen yolu seyirciye yapılan sorumsuzluğu ve bu sorumsuzlukta ki tehlikeyi değerlendirelim.

Yeşim karakterinin misyonu çoktan dolduğu halde, zorlama yollarla ikinci sezonda da devam ettiren senaristler tam da Serenay Sarıkaya ayrılma kararını açıklar açıklamaz kalemlerini değiştirdiler. Her yaptığını ustalıkla örtbas eden, aklayan, koruma altında olan Yeşim bir anda .... siz doldurun.

Taa en başından beri bu karaktere öyle bir rol biçtiler ki kötünün akıl almaz kötüsü. Eniştesini elde etmek için her yolu deneyen baldız. Sonra bu yetmiyormuş gibi her platformda yarattıkları bu karakteri savundular adına 'aşk için her yol mubahtır' dediler. Dediler de dediler. Tek tek saymayacağım, merak edenler eski yazılarıma bakarlar ya da diziye.

Şimdilerde iki bölüm sonra ayrılacağı kesinleşen Serenay Sarıkaya'nın hayat verdiği Yeşim'in tüm yaptıkları için 'hiçbir sır saklı kalmaz' diyerek Yeşim karakterine yükledikleri anlamsızlıkları savunanlar, bir bir sırlarını ortaya döküyorlar.

Merak ettiğim Serenay ayrılmaya kalkmasaydı bu sırları ortaya dökecekler miydi?

Çünkü aynı sırlar Yer Gök Aşk'ta fazlasıyla mevcut, ancak ne hikmetse Yusuf'umuz ölmeden önce hiçbir şey öğrenemedi. Yusuf'un günahı erken ölmesi miydi?

Hani iki senaryo da aynı kalemler tarafından yazılıyor, sırlar saklı kalmıyorsa, her iki tarafta da kalmamalıydı öyle değil mi?

Zaten sorun da bu değil.

Sorun; 'dizilerde enişte-baldıza hayır' eylemine kadar sebep olan Yeşim karakterine ya da benzeri karaktere biçilen rolün yerle bir edilmesi değil, nasıl yerle bir edildiğindedir.

Sorun; Hâlâ ortada olan enişte-baldıza evet diyen ve de hayır diyen insanların kafalarındaki algıyı kıramamaktır.

Sorun; Yaratılan karakter o kadar kötü yaratıldı ki bir anda ellerinde patlayınca bir Osmanlı tokadıyla şiddet görür hale getirilirken seyirci buna alkış tuttu.

'Hiçbir sır saklı kalmaz' demek işi masumlaştırmıyor. Taa başından yapılan hatalardan da kurtarmıyor.

İşin diğer trajedisi; kadına şiddete her platformda veryansın eden bir takım medya, bu ayrıntıyı es geçip, kötü kadın şiddet görebilir neredeyse demenin gizli tınısıyla Lale Devri'nde Yeşim'in tokadı üzerinden övgüler yağdıran başlıklar attılar.

Karşı gurup seyirci de bu algıyı destekledi. O tokatla her şey hal oldu. Burada seyirciyi suçlayamayız, böyle bir karakteri seyircinin gözüne gözüne sokanları suçlayabiliriz yalnızca. Öyle bir nefret edilesi karakter yaratıldı ki seyirci bir tokada sarıldı. Her şeyi unuttu.

Ve aynı Yeşim'i eniştesiyle düğün yapıp, çocuk doğururken yere göğe sığdıramayan basın, şimdilerde yerlerde sürünmesine, çift tokat yemesine alkış tutan, şiddeti destekleyen yine aynı basın o zaman neredeydi?

Yeşim o zaman kötü değil miydi?

Diziden çıkmıyor olsaydı yaptıklarını hâlâ alkışlar olacaklar mıydı? Ya da o zaman alkışlarken şimdi ne değişti?

Bu mudur?

Tabii asıl hedef Yeşim mi, Serenay mı? Orasını bu tavrı sergileyen uçlara sormak lazım.

Bir de "beyaz-dizi" denilerek işin içinden sıyrılmaya çalışılıyor. Bir yere kadar yapımcının bunu söylemesi anlaşılır, ancak bunun arkasına bu işin eleştirmenleri de girince hiç anlaşılmıyor.

Beyaz mı, siyah mı, kirli mi, tarihi kurgu mu orasının önemi yok. Bu tarz yapımların yayınlandığı saat genel izleyicinin olduğu saatler mi? Evet. Yine aynı yapımların oyuncuları izleyici gönlünde taht kuran ünlü isim yapmış oyuncular mı? Evet. Hayat verdikleri karakterleri seyirciye kabul ettiriyorlar mı? Evet.

İşte o zaman 'beyaz dizi' deyip geçemezsiniz. Çünkü seyirci sevdiği oyuncunun oynadığı karakterle bütünleşir, içselleşir. Kendini âdeta onun yerine koyar ve savaşır.

Bu yer değiştirmeleri en eğitimlisi de yapar, hiçbir şeyden habersiz Ayşe Teyze'de.

Canlı bir örnek ispatlı; Bihter'in geceliğini eşinin üzerinde görmek isteyen bir iş adamı; gecenin bir saatinde bu iç çamaşırı üreticisini arıyor, sipariş veriyorsa yetişkin, çocuk, genç, eğitimli, eğitimsiz ayrımı yapamayız.

Hayal kurmak serbest ve herkesin dizi izleme nedenleri de kendine göre değişiklik arz eder.

Mesele sunulanın nasıl sunduğunuzdur.

Sürekli yapılan savunmalardan biri Yaprak Dökümü ve Unutulmaz dizileri.

Yaprak Dökümü'nü bir kenara bırakıp Unutulmaz'a bakalım.

İki kız kardeş ve bir erkek. Ve oda beyaz diziydi.

Konu aynı ama işleniş farklıydı. Orada ensest ilişki özendirmesi yoktu. Var olan bir hayat gerçeğinin aileleri nasıl parçalayabileceğinin altı çiziliyordu sık sık. Her karakter üzerinde bunun sorgusu yapılıyordu. Her fırsatta bunun altı çiziliyordu. Bu yüzden Lale Devri kendisini enişte-baldız işlenen hiçbir diziyle 'hayatın gerçeğinde de var' bu diye kıyaslayamaz.

Çünkü, hâlâ aynı sorgusuzluk devam etmektedir. Dizinin ana konusunun altı doğruymuş gibi çizilmektedir. Yeşim'in yaptıkları tek tek ortalara dağılırken annesinin ağzından "seninle gurur duyuyorum repliği", Yeşim'in bir tokatla aşağılanmasını mazur göstermiyor ve senaryonun ana konusuna karşı duruşu da aklamıyor. Bana da samimi gelmiyor.

Lale Devri dizisinin başlangıç aşamasında bir dayı vardı, yer yer bu yanlışı Yeşim'e anlatırdı. Bu ilişkinin neden olmazlarını dile getirirdi. Lale'nin varlığı ve sonrasında. Bir anda o dayımız gitti. Geriye kalan karakterlerin ağızlarında hep Yeşim'in eniştesine olan saplantısı bir başarı gibiymiş replikleriyle desteklendi.

Aynı şey Yer Gök Aşk'ın Yusuf'un halasında da aynıydı. O da bir anda yok oldu.

Yani sorgulayan kalmadı yanlışla doğruyu.

Lale Devri'nin son bölümünde birden bir tokatla sırlar yerlere yuvarlandı ama yine aynı son bölümde bir annenin ağzından "seninle gurur duyuyorum repliği" havalara savruldu.

Ensest ilişkilerin bu kadar arkasında duran bir kanalın dizisinde bir tokadın arkasına sığınmayı, hele de böyle bir repliğin arkasından 'hiçbir sır saklı kalmaz' söyleminin samimiyetine bu yüzden inanmakta zorlanıyorum.

Beyaz dizi, roman uyarlaması, şu bu fark etmeksizin içinde toplumun hassas noktalarını konu alan konuları işleyen ancak bu konuları işlerken sorgular yapan, yaptıran, sorgularken içinde düşündüren, özendirmeyi açık ya da gizli yapmak yerine bu özendirmenin tehlikesinin farkında olup bunu kalemine yansıtan ve bundan da ödün vermeyen birkaç kalem var, Türkiye'de.  Onların da eline kimse su dökemez kusura bakmayın.

Yapımlarının yıllarca konuşulması da başarıları da bu yüzdendir.

Bundan sonra nasıl yola devam edilir, nasıl edilmez bilemem. O yapımın kendi bileceği iştir, bildiğim tek gerçek seyirciye yansıyanların göz ardı edildiğidir.

Şiddeti sonuna kadar destekleyen bir seyirci yarattıklarının ne kadar farkındadırlar bu sorgulanmalıdır.

Azar azar içimize işletilen şiddet bir anda bir yerlerden patlak veriyor. Bunun sorumluluğundan kaçan insanlar adına şu bu kılıfını uydurarak sorumluluktan kaçamazlar.

Kaldı ki kadının aşağılanmasına bir yerde hayır diyip bir yerde evet diyorsanız orada sorun vardır?

Bu sözüm de kalemini duruma göre hareket ettiren meslektaşlarımadır.

Şimdi soralım ölmek kurtuluşsa bu karakterlerin suçu ne???...

Bu karakterlerin içi boşalacaksa seyircinin suçu ne???...

oyatekin@gmail.com       

https://twitter.com/#!/oyatekin (@oyatekin)

http://yurthaber.mynet.com/yazarlar/tum/1/o.tekin35        

Not: Burada yazılan tüm yazılarım elektronik imza ve zaman damgası güvencesi altında yasal hakları korunmaktadır. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilmeksizin izin alınmadan kullanılamaz.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 295
Toplam yorum
: 561
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 3654
Kayıt tarihi
: 01.10.06
 
 

Milliyet Bloğa nasıl geldim ve nasıl yerimi aldım bilmiyorum. Sanırım uzun yıllar okuduğum bölüml..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster