Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Ağustos '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
1092
 

Yuvadan kopuş adlı hikaye ve blog okurlarına bir teşekkür

Yuvadan kopuş adlı hikaye ve blog okurlarına bir teşekkür
 

Milliyet Bloğun değerli yazarları, benim yazdığım yazılara gösterdiğiniz ilgi ve samimiyet nedeniyle sizlere olan minnetimi en güzel şekilde hikâyemi sizlerle paylaşarak göstereceğimi düşündüm ve Garanti Mini Bank 4. Uluslararası çocuk filmleri festivali 27- 30 Nisan 2007 “ Filmimin Hikâyesi” adlı kitaptaki ( okuyan us yayın ) “ Yuvadan Kopuş” adlı hikâyemi sizlerin beğenisine sunmaya karar verdim.Umarım beğenirsiniz.

Yuvadan Kopuş

Zamanın birinde ulu çınarlar, meşe ağaçlarıyla kaplı bir orman kenarında yaşayan bilge bir çiftçi varmış. Küçücük kulübesinde yıllar öncesinde yitirdiği eşinin hatıralarıyla tek başına mutlu bir hayat sürermiş.

Bilge çiftçi, ormanda yalnız geçen uzun yılların ardından her nasılsa her çeşit hayvanın, bitkinin ve doğadaki diğer cansız varlıkların dilini öğrenmiş onlarla konuşmanın bir yolunu bulmuştu. Önceleri sıkıntılarından uzaklaşmak için başlamıştı bu oyuna. Fakat sonraları bunun bir oyun olmadığını çevresine gösterdiği ilgi ve sevginin karşılığını fazlasıyla aldığını hayretle gördü.

Soğuk, dondurucu bir kış gününde pencerenin dışına bırakılan ekmek kırıntılarını sevinçle gagalayan serçe, ertesi sabah yine pencere önünde utangaç ötüşleriyle yiyecek bir şeyler arıyordu. Yaşlı bilgenin artık kış mevsimi boyunca ağırlayacağı bir misafiri vardı. Minik serçe havaların ısınmasıyla birlikte yiyeceklerini bulmak için uzaklara gitmişti. Fakat oradan ayrılmadan önce kendisine bunca yardım eden ihtiyar adama minnet borcunu ödemek için O’na şöyle bir hikâye anlatmıştı;

O gün yuvadaki yavrularım için ağzımda bolca yiyecekle geri dönmüştüm. Fakat yavruların büyümüş yuvamız onlara artık dar gelmeye başlamıştı. Sevincimiz uzun sürmemiş, içlerinden biri kardeşiyle çekişirken dengesini kaybederek yere düşmüştü. Korkuyla yanına indiğimde şaşkın şaşkın, etrafına bakınıyor, ürkek ötüşleriyle benden yardım istiyordu. Şükür ki büyükçe bir susağın yaprakları üzerine düşmüş, yara bere almadan kurtulmuştu. Henüz uçamadığından yuvaya gelemiyordu. Ben de çaresiz kalmış onu burada kaderiyle baş başa bırakmıştım. Biricik yavrum tek başına savunmasız öylece kala kalmıştı.

Yuva’dan Ayrı Geçen Günler

Anne serçe yaşlı bilgeye hikâyesini, sadece kendisinin görebildiği kadarıyla anlatıyordu. Hâlbuki o gece minik serçe yaşamının en zorlu sınavını vermişti. Havanın karamasıyla birlikte gökyüzünde kocaman, parıldayan yüzüyle ay ışıldıyordu. Akşamın serinliği esen rüzgârla dalga dalga serçenin bulunduğu çayırlığa savruluyordu. Derken, az ötedeki ağaçtan tiz, korkunç bir çığlık boşluğa yayıldı. Bu anne serçenin, yavrularını dikkatli olmaya çağırdığı sesin sahibi idi. Bu, karanlık gecelerin hâkimi baykuştu. Minik serçe korkuyla çarpan kalbinin atışını bastırmak istercesine susağın dibine iyice sindi. Küçüldü küçüldü, hareketsiz bir heykel gibi taş kesildi. O sırada, tarla faresi çok zor bir durumdaydı. Yine de son bir ümitle koşmaya başlamış fakat üzerine doğru gittikçe yaklaşan karaltıyla arasındaki mesafeyi açamamıştı. Farenin son hatırladığı şey; göğsünde şiddetli bir basınç ve ayaklarının yerden kesilişi olmuştu. Gerisini hatırlaması imkânsızdı. Ama minik serçe olan biten her şeyi görmüştü. Baykuşun pençelerini tarla faresine geçirişini ve onunla birlikte havalanışını. Hatta baykuşla bir ara göz göze bile gelmişlerdi. O an farenin yerinde bulunmadığı için ne kadar şanslı olduğunu düşündü. Yanlış zamanda yanlış yerde bulunmanın kendisi için ne kadar ölümcül sonuçları olabileceğini gördü. Doğadaki yasaların dalgınlık ve hatayı affetmediğini anladı.

O gece minik serçe artık az önce yaşadıklarıyla meşgul oldu. Ne uzaktan gelen kurt ulumaları ne de kirli gri renkli bulutlar arasındaki elektrik boşalımları ilgilendirmişti onu. O korkularıyla baş başa iken anne kuş ve diğer yavrular yuvada endişeli bir gece geçirmişlerdi.

Anne serçe hikâyesine kaldığı yerden devam ediyordu;

Sabah şiddetli bir yağmurla uyandık. Kanatlarımı ıslanmasınlar diye yavrularımın üzerine germiştim. Ama aklım aşağıdaki zavallı yavrudaydı. O’nun için yapabileceğim hiçbir şey kalmamıştı. O’nu son gördüğümde bir susağın üstündeydi. Sel suları arasında bata çıka hızla gözden uzaklaşıyordu.

Emir can, göl kenarında babasıyla dolaşırken az ileride kayaların arasında soğuktan donmak üzere olan minik serçeyi gördü. Küçücük yüreği şefkat ve acıma ile doldu. Yalvaran bakışlarını babasına yönelterek;

_ ‘ Babacığım nasıl da titriyor, bir baksana!’ dedi.

Babası tam ‘ Emir can, dinle!’ diyecekti ki, Emir can ısrarlarına devamla;

_ ‘ Kim bilir ne zamandır bu durumda? Söz veriyorum ödevlerimi aksatmayacağım. Ne olur izin ver!’ dedi. Babası;

_ ‘ Peki, ama bilgisayar oyunlarına sınırlama getireceksin, bu bir. İkincisi minik serçenin bakımını aksatmayacaksın ve son olarak kuş iyileşir iyileşmez itiraz etmeden onu doğaya bırakacaksın. Anlaştık mı?’

_ ‘ Evet’

_ ‘ O halde onu alabilirsin.’

Akşam eve döndüklerinde Emir can koşarak bodruma indi. Çevreye savrulmuş öteberi arasından önceki yıl oraya attığı kuş kafesini buldu. Ablasının yardımıyla kafesi temizledi ve minik serçeyi içine bıraktı. Şimdi artık huzurluydu. İçinde tarif edemediği bir mutluluk duymuştu. Yaklaşık iki saatini alan bu uğraşın ardından en ufak bir yorgunluk dahi hissetmiyordu.

Emir can’ın güleç yüzünde birden bir endişe belirdi. Çünkü gördüklerine bir anlam verememişti. Minik serçe Emir can’ın düşündüğü gibi kafesindeki yemleri iştahla yemek yerine çıldırmışçasına kendisini oradan oraya vuruyordu. Korkmuştu Emir can. Kuşun kendisine bağlanacağını ummuştu. Ya da en azından yemi yiyebilir ve sevinçle öterek kendisine teşekkür edebilirdi. Acaba durumu babasına açmalı mıydı? Kafası karışmıştı. Tuhaf duygularla oradan ayrıldı. O gece erkenden yattı.

Minik serçe kendisine gösterilen iyi niyeti anlayamamıştı. O, başından geçen olayların etkisiyle farklı şeyler düşünmüştü. En çok ta özgürlüğünü kısıtlayan tel örgünün içine bırakılışına üzülmüştü. Alışık olmadığı bir ortamdaydı şimdi. Başını hangi yöne çevirse ne güneşi görebiliyor ne de gecenin karanlığında parıldayan yıldızları seçebiliyordu. Ormanın derinliklerinden gelen tanıdık sesler yerine şimdi, kara bir kutuda birden ışıklı görüntü ortaya çıkıyor ve tanımlayamadığı garip sesler, yaşadığı odanın duvarlarında yankılanıyordu. Benzerlerine göre daha küçük yapıda olan bir canlı, her gün tel örgüye yem ve su bırakıyordu. Ormanda böyle bir canlı gördüğünü hatırlamıyordu serçe. Ama hiç değilse kendisine zarar vermiyorlardı. Bu arada yaşadığı kafeste iyice semirmiş, günler günleri kovaladıktan sonra kanatları gelişerek güç toplamış, özgürlüğüne kavuşacağı o günü hissetmişçesine uçmak üzere tetikte bekliyordu.

Serçenin eve getirilişinin üzerinden yaklaşık bir hafta geçtikten sonra babası Emir can’a;

_ ‘ Oğlum artık vakit tamam. Kuşu serbest bırakmalıyız.’ Dedi.

Emir can, verdiği sözü yerine getirmenin gururuyla bir koşuda kafesi getirdi. Babası ile birlikte pencerenin önünde kafesin kapısını açtılar. ‘ Pırrr’ diye duydukları kanat sesinden sonra Emir can, yüreğinde ince bir sızı hissetti. Üzülmüştü. Bu arada babası şefkatle oğlunun başını okşuyordu.

Minik serçe masmavi göğe doğru atıldı. Olabildiğince çırpıyordu kanatlarını. Rüzgârın yardımıyla yükseldi, yükseldi, yükseldi. Tanıdığı, bildiği her şey tam karşısındaydı şimdi. Güneş ışınlarının tatlı sıcaklığını vücudunda hissediyor, meltem esintileri tüylerinin arasında akıp gidiyordu.

Minik serçe özgürlüğüne kavuşmanın ilk şaşkınlığını üzerinden atar atmaz alçaldı. Emir can’ın başı üzerinde küçük bir daire çizdikten sonra ufukta kaybolup gitti. Emir can bu deneyimden sonra doğada ki yabani güzelliğe ait öğreneceği pek çok şeyin bulunduğunu anlamıştı artık.

17. 03. 2007

Yazan;

Kübra AKDENİZ

Mehmetçik İlköğretim Okulu 5/D Sınıfı

BALIKESİR

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yazılarını sevinçle okuduğumu bilmeni isterim.Akıcı yazılarının içinde bende başka bir boyuta akıyorum.Yazılarının güzel olması senin zevkli bir insan olduğunu anımsatıyor.Sevgilerimle Cemre...

'TUĞBA' 
 14.08.2007 19:03
Cevap :
Sevgili arkadaşım Cemre,benim yazılarımı beğendiğin için çok mutluyum. Senin yazılarını bende keyifle okuyorum.Sevgiler, canım arkadaşım  14.08.2007 20:59
 

Milliyet blog üyesi olmanın en büyük ödülü: üstün kurgu kabiliyetine sahip, yormadan anlatırken insanın kalbine kalbine uzanan kelimeleri de ustalıkla seçebilen ünlü bir yazarın ilk öykülerini okuyabilmek herhalde ! Kolay gelsin prenses

Ellyph 
 03.08.2007 1:50
Cevap :
Benim için çok değerli olan iki yorumunuzu beğiniyle okudum. İyi ki varsınız. Sevgiler.  03.08.2007 15:28
 

valla diyecek söz kalmadı. Ödülü boşuna haketmemişsin. Kaç tane karakter kullanmışsın hikayende farkındaysan. Çok renkli olmuş. Başarılarının devamı dileğim. Sevgilerimle.

Işıl 
 02.08.2007 17:19
Cevap :
Beğenmeniz gururumu okşadı,teşekkür ederim  02.08.2007 21:09
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 25
Toplam yorum
: 65
Toplam mesaj
: 14
Ort. okunma sayısı
: 3701
Kayıt tarihi
: 23.07.07
 
 

İlk öğretim beşinci sınıf öğrencisiyim. Okumayı yazmayı seviyorum. Sanırım aranızdaki en küçük blo..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster