Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Şubat '07

 
Kategori
Blog
Okunma Sayısı
2510
 

Yuvarlak sayı bağımlılığı ve 100. blog

Yuvarlak sayı bağımlılığı ve 100. blog
 

Araplar yuvarlak sayıların uğursuzluk getirdiğine inanırmış. Rivayete göre, bu yüzden Farsçada “Hâzar Efsânâ” (Bin Efsane) olarak bilinen masalları kendilerine uyarlarken üzerine bir tane daha ekleyip “Binbir Gece Masalları” haline getirmişler. Batı dillerine de Arapça derlemeden çevrildiği için bugün bütün dünyada Binbir Gece Masalları olarak biliniyor. Arapların bu yaklaşımına karşılık bugün dünyada bir yuvarlak sayı bağımlılığından söz edilebilir. Artık hayatımızda on, yüz, bin, milyon, milyar gibi bir’in arkasına getirilen sıfırlarla uzayıp giden sayıların çok büyük önemi var. Uygarlığımız bir anlamda “sayı uygarlığı” olarak da adlandırılabilir.

İnsanlığın sayıları nasıl bulduğu pek bilinmiyor. Ancak yakın geçmişte yaşayan ilkel kabilelerin sayı kavramı yaklaşımlarına bakılarak bazı tahminler yürütülebiliyor. Bazı kabileler sadece çocuklarını sayabiliyor, ancak başka hiçbir şeyi sayamıyorlarmış. Bazıları ancak dörde kadar sayabiliyorlarmış. Kimi kabileler ona kadar saymayı biliyor ancak bu sayma işini sadece saydığı nesnelere dokunarak yapabiliyorlarmış. Bazılarının da sayarken mutlaka vücudunun bir yerine dokunması gerekiyormuş. On'a kadar saymak için el parmaklarını, ondan sonrası için de ayak parmaklarını kullanıyorlarmış. Biz de gündelik hayatımızda bazen parmaklarımızı kullanarak yaparız bunu. Hepimiz o aşamalardan geçmiş olmalıyız.

İnsanlık sayılarla bitmez tükenmez bir maceraya girmiş durumda. Hurufiler, insanın vücudundaki kaş, kirpik, saç, bıyık gibi hatları çeşitli hesaplarla toplayarak Kuran’ın yirmisekiz ya da Farsçanın otuz iki harfine karşılık getirmeye çalışır. Ayrıca, namazı, orucu, haccı, zekâtı bütün hükümleri yirmi sekiz ve otuz ikiye uygulayıp bu harflerin insanda bulunduğunu öne sürer. Yahudilere özgü bir mistisizm olan Kabala’da sayılara çok hayati anlamlar yüklenir. Kabala’da “10” herşeyi dile getiren bir sayı olarak kabul edilir. 7 sayısı birçok inanç sisteminde kutsaldır. Gökkuşağında 7 renk, müzikte gamda 7 nota, haftada 7 gün vardır. 13, bugün birçok kişinin uğursuz olduğuna inandığı bir sayıdır. “Triskaidekafobi” (on üç korkusu) diye bir fobi bile var. “1” in ayrı bir yeri var zaten. Tektanrılı dinlerde çoğu zaman tanrıyı işaret ediyor “bir”... 40 da önemli bir sayıdır. “Kırkından sonra bağlama çalınmaz” diye atasözümüz var mesela. İçinde “kırk” sayısını geçtiği efsane, yer ismi, batıl inanç, atasözü ve deyimleri sıralamaya kalksak ayrı bir blog yazmak gerekir.

Bütün bunlara rağmen matematik anlamda genel bir sayı kavramı yok. Çeşitli sayı türleri var sadece. Doğal sayı, tamsayı, kompleks sayılar, ordinaller, kardinaller vb gibi... Zamanı, emeğimizin karşılığını, yaşımızı, devletimizin kuruluş tarihini, kazancımızı vs herşeyi sayılarla ifade ediyoruz. Sonra bunlardan birer anlam çıkarıp bazı sayılara daha büyük önem atfediyoruz. Geçmişteki, 3,4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 12, 17, 40, 70, 72 gibi sayılardan ziyade günümüz uygarlığı daha çok yuvarlak rakamlar üzerine yoğunlaşmış durumda. 10, 100, 1000..... çok önemli duraklar. Mesela, bu bağlamda “100” en önemli bir sayılardan biri. Bir devletin kuruluşunun yüzüncü yılı büyük şenliklerle kutlanıyor. Bir insanın yüz yaşına kadar yaşayabilmesi çok büyük bir başarı olarak görülüyor. Asırları yüz yıl olarak ölçüyoruz. Yaşlarımızın onlu, yirmili, otuzlu, kırklı yılları gibi onluk dilimler özel anlamlara sahip. Her zaman bir şeyleri ona, yüze, bine, milyona... vs tamamlamaya çalışıyoruz. O eşiği geçtiğimizde büyük bir manevi tatmine ulaşıyoruz. Mesela 100’e çok önem veriyoruz da ondan daha büyük olan 102’nin ya da 108’in pek öyle havalı bir hali yok nedense! Bilmem kaç milyar yaşındaki dünyada miladi takvime göre 2000 yılını büyük şenliklerle kutladık!

Biz blog yazarları da bu yuvarlak sayı bağımlılığının dışında değiliz. Birçok arkadaşımız yüzüncü ikiyüzüncü blogu tamamladığı zaman buna ilişkin bir blog yazma gereği duyuyor. Şu anda benim yaptığım gibi!

Yüzüncü blog... Ben de dalya demişim yani! Milliyet Blog’a katıldığım tarihten bu yana 237 gün, ilk yazımın yayınlandığı günden bu yana 233 gün geçmiş. Yazmaya başladıktan sonra sonra ayda bir düzine blogdan aşağı düşmeme, yirmi blogu geçmeme, üç günden fazla ara vermeme, bir günde iki blog girmeme gibi düşüncelerim vardı. Geriye bakınca küçük istisnalar hariç aşağı yukarı bu ölçülere sadık kaldığımı görüyorum. Devam ettiğim sürece de böyle olmasına çalışacağım. Bu bloglarda, gözlemlerimi, düşüncelerimi, acılarımı, üzüntülerimi, kararlarımı, öfkemi, sevincimi, anılarımı, şaşkınlığımı, mutluluğumu, bildiklerimi, bazen bilemediklerimi dile getirmeye ve sizlerle paylaşmaya çalıştım. Bunda ne kadar başarılı oldum bilemiyorum. Umarım, okuyanlar tümünden olmasa da bazılarından tad almıştır. Ben burada içimi döküp kendimce bir şeyler anlatırken okuyanların az da olsa düşünmesine, bildiklerinden kuşkulanmasına, bazen kuşkularının ortadan kalkmasına, şaşırmasına, gülmesine, eğlenmesine, esinlenmesine, merak etmesine, okumasına, araştırmasına yardımcı olabildiysem ne mutlu...

Yuvarlak sayılar, hesaplamada kolaylık sağlama işlevinin yanı sıra, galiba biraz da tekdüzelikten kurtulmak, rutinin bir nebzecik dışına çıkmak için birer bahane de oluşturuyor. İşte ben de “100”ün bu özelliğinden yararlanarak bugün böyle bir konu seçtim.

Yazımı içinde pek yuvarlak sayı geçmeyen ama sayılarla ilgili bir şiirle bitirmek istiyorum.

11
Oyuncak bebeğin oğlu uyuyor
bir merdiven altında
yirmi sekiz hanımefendi görüyor
sıraya dizilmiş
ilk hanımefendi
şöyle diyor dokuz hanımefendiye
oğlanın dudakları su içiyor
ama yüreği şarap içiyor
onuncu hanımefendi
şöyle diyor dokuz hanımefendiye
zincirlenmesi gerek yemeğinin
çünkü bilekleri gereğinden zarif
on dokuzuncu
şöyle diyor dokuz hanımefendiye
siz oğlanın ağzını alın
çünkü gözleri benim.
Oyuncak bebeğin oğlu uyuyor
merdivenin altında
çünkü ayakların gittiği her milde
yürek dokuza vuruyor.

E. E. Cummings (Toplu Şiirler- Çev. Gökçen Ezber)

Not: Sayılar konusunda kaynak olarak 2002 yılında yayına başlayıp birkaç
sayı sonra yayınına son verilen üç aylık edebiyat ve sanat dergisi Aries’in 2. sayısından yararlandım. Cummings’in şiiri de aynı dergiden aktarılmıştır.


Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Celal bey, sanırım ben de sizi okumakta geç kaldım. Ama geçte olsa yetiştim. Sizi takip edeceğim. Saygılarımla

Ömer ÖZDAMAR 
 09.03.2007 23:01
Cevap :
Merhaba Ömer Bey, ben de sizin yorumunuzu cevaplamakta biraz geciktim ama malum, haftasonu tatili. Güzel yorumunuz için çok teşekkür ederim, eksik olmayın. Selamlar, saygılar.  10.03.2007 16:20
 

blog yazmalara diyeceğim bende...Sanırım ilk kez bir yazınızı okudum,bundan böyle okunacak sanırım;))

Gülden Işık 
 27.02.2007 20:18
Cevap :
Şimdiye kadar okumadıysanız geç kaldınız Gülden hanım :)) Şaka tabii, yorumunuz ve güzel dileğiniz için çokteşekkür ederim. Saygılar, selamlar..  27.02.2007 20:59
 

''Unut gitsin demek kolay'' ya unutmak başlıklı yazınla tanımış ve sonrasında blog habercime eklemiştim. Bugüne kadar ki tüm yazıların birbirinden güzel, mesaj içeren, bazen güldüren bazen hüzünlendiren genellikle düşündüren nitelikteydi. Hiç aklımdan çıkmayan, hala etkileyense, 30 eylül tarihli ''Eylül takvim ve lösemili çocuk'' oldu. ''boğazına kiltlenen hıçkırıkları'', mucize beklentisiyle, saçsız başını okşadığın lösemili çocuk'' 'u öyle güzel anlatmıştın ki, ortak oldum hislerine, gözyaşlarına, iyi dileklerine.Sanki ben de o otobüsün içindeymiş gibi,sürekli gözlerimin önüne geldi saçsız başını okşadığın o çocuk. Nereden nereye. 1000., 2000. , nice güzel paylaşımlara sevgili Celal. İçtenlikle kutluyorum.

Tuğba 
 26.02.2007 0:55
Cevap :
Sevgili Tuğba, beni eski günlere götürdün şimdi o blogları sayarken. Evet, bazen hüzünlerimizi, bazen sevinçlerimizi dile getiriyoruz burda. Sonuçta geriye o anların heyecanı ve samimiyetle yazılmış güzel satırlar kalıyor. İlgin ve güzel yorumun için çok teşekkür ederim. Sevgiler, selamlar...  26.02.2007 10:40
 

Değerli dostum, dalyan kutlu olsun öncelikle... Nice yüz yazılara... Aslında tek bir sayı var biliyorsun: Bir... Diğer sayılarsa, birin katları... yüz diye bir sayı yok. Yüz tane birin toplamı o... Yani her şey tek... Birbirinin aynı hiçbir şey yok doğada sanırım. Diğerleri ötekinin benzeri yalnızca... Selam ve sevgilerimle...

Ahmet YILMAZ 
 24.02.2007 22:41
Cevap :
Çok teşekkür ederim Ahmet Bey dostum, hep beraber daha çok yazıda görüşmek üzere.. Sevgiler, selamlar..  25.02.2007 15:32
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 431
Toplam yorum
: 4967
Toplam mesaj
: 287
Ort. okunma sayısı
: 3708
Kayıt tarihi
: 30.06.06
 
 

Anahtar kelimeler: Antep, İstanbul, Haziran, İkizler, Beşiktaş, MÜ İletişim Fakültesi, Gazetecilik. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster