Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Temmuz '07

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
285
 

Yüzde kırk yedinin farklı gördükleri

Yüzde kırk yedinin farklı gördükleri
 

Ülke halkı, Cumhuriyet tarihinin en önemli seçimlerinden çıkarak, %47 gibi büyük bir oranla, kimler tarafından ve hangi şartlarda, nasıl yönetilmek istediklerini belirlemişlerdir.

AKPARTİ yönetimini bu başarılarından dolayı, en içten duygularımla kutluyorum.

İşin doğrusu, oyumu AKPARTİ'ye vermedim. Vermemek için de sınırsız sayıda nedenlerim vardı.İşte bunlardan birkaçını alt başlıklarla anlatmaya çalışacağım

a- Yeterli sayıları olmasına rağmen 12 Eylül yasalarını değiştirmek istemediler.
b- Yeterli sayıları olmasına rağmen seçim yasalarını değiştirmek işlerine gelmedi.
c- Yeterli sayıları olmasına rağmen başörtüsü sorununu -ti- geçtiler.Hatta bir adım daha ileriye iderek, başörtüsünün siyasal sembol olduğunu kanıtladılar. Her durumda da bu durumu kullandılar. Şimdi burada bana göre çok önemli bir saptamayı da belirtmek istiyorum.

Hatırlarsanız, 2003 seçimlerinden önce hat safhaya ulaşmış olan başörtüsü eylemleri, AKPARTİ iktidarının ilk yıllarında da devam etmişti.Ve yine hatırlarsanız, bu işin altından kalkmanın kolay olmadığını anlayan siyasi iktidar, pes etmiş gibi görünerek, " Başörtüsü sorununu gündemimizden çıkarıyoruz." şeklinde açıklama yapmışlardı. Hatta biraz daha ileri giderekte"Zaten bu sorun %1.5'un sorunu, uğraşmaya değmez"bile diyebilmişlerdi.

Böyle demişlerdi ama, işin aslı tabii ki böyle değildi.Bu siyasi tercihi ilerki yıllara ertelemişlerdi. El altından da eylemlerine devam eden başörtüsü mağdurlarına da haber göndererek, "Bizim böyle dediklerimize bakmayın. Biz bu meselenin peşindeyiz. Ama şu an için ertelemek zorundayız.İleriki dönemlerde daha güçlü olarak geldiğimizde bu sorunu kökünden halledeceğiz. Sizden ricamız, bu eylemlere son vermenizdir. Çünkü yaptığınız eylemler, iktidarımızı yıpratabilir.Bize bu konuda anlayışla yaklaşınız." biçimindeki duyurular etkili olmuş ve başörtüsü eylemleri bıçak gibi kesilmiştir.

Ey yurttaşlar..Siz son üç yıldır yapılan bir başörtüsü eylemini hiç duydunuz mu? Ben duymadım da...

d- Bu ülkede 10 yıl esnaflık yaptım ve bırakmak zorunda kaldım.Fakat piyasa ile bağlarımı hiç koparmadım. Ne zaman bir esnafa "işler nasıl "diye sorsam, hep ah..lar vah..lar duydum. Hiç kimse işlerinden ve hallerinden memnun değildiler.

e- Ne zaman memlekete gitsem ve çiftçilikle geçinenlere "İşler-güçler nasıl?" diye sorsam, "Yandık, bittik, kül olduk." sersenişleri ile karşılaştım.Bazılarının da ek işlerle geçinmeye çalıştıklarını biliyorum.

f- Hangi memuru dinlesem, hep ahlar..vahlarla karşılaştım. Özellikle de İstanbul'da yaşayanların maaşlarının kirayı bile karşılamadığı sitemlerini duydum.Kredi kartı borcunu ödeyemeyenleri gördüm.

h- Çok düşük olan asgari ücretin altında bir ücretle bile iş bulamayan işsizler ordusunun bir çoğunu tanıyor ve üzülüyordum.Örneğin bir tekstil işçisinin 12 saat çalışarak ayda 350YTL kazandığı bölgeleri ve çalışanları tanıyorum.Büyük kısmının da sigorta primlerinin ödenmediğini de biliyorum.

ı-Ekonomik sıkıntılardan dolayı boşananlara ve dağılan ailelere işim gereği hep şahit oluyordum.

i- Gençlerin enerjilerini boşaltabilecekleri uğraş alanlarının yetersizliği nedeni ile sokaklarda başı boş dolandıkları bir ortamda uyuşturucu kullanımının arttığını, yine çevremdeki gençlerden ve yozlaşmalardan biliyorum.

k- Her gün TV ekranlarında yapılan yardım programlarında yoksulluğun hangi safhalara ulaştığını görüyorum.Hatta işim gereği onların bir kısmı ile de birebir olan ilişkilerimden biliyorum.

l-Vergi dairelerinde, sağlık sisteminde ve özellikle de eğitim sisteminde yapılan kadrolaşma çalışmalarında, kimlerin nasıl atamalarının yapıldığını birinci elden gözlemliyorum. Örneğin, Eğitimde uzman ve usta öğreticiliği saçmalığının nasıl yürütüldüğünü biliyorum. Müdür ve müdür yardımcılığı sınavlarını kazananların "Bizden değil "mantığı ile haklarının nasıl gaspedildiğini biliyorum.Bedava kitap savurganlığının acısını yaşıyorum.

m- TV ekranlarında fındıkların, çayların derelere döküldüğünü, karpuz kamyonlarının yüklerini denizlere boşaltmalarını, süt üreticilerinin dereler oluşturmalarını hep beraber görüyorduk. Üreticilerin perişanlıklarını, ağıtlarını yine hep beraber izledik.

n- Hep mi kötü. Tabii ki değil... Bankaların karlarını katladıklarını, Özel hastanelerin mantar gibi türediğini, Lüks tüketim malları satışı yapanların keyifli reklamlarını, havadan para kazanan sanat dünyasının kirli ilişkilerini, kara para kazananların dolarlar savurarak eğlendiklerini de hep beraber izledik.

o- Kıbrıs ve Güneydoğu da yaşananları her gün izlemekteyiz

ö-p-r-.....

Başta da dediğim gibi bu listeyi sınırsız sayıda uzatmak mümkündür.İşte bu nedenlerden dolayı AKPARTİ iktidarına oy vermedim.

Oy verenlere de saygım var. Ama bu şartlarda da %47'yi aşırı buluyorum.Keşke %36'larda kalsalardı. Neden mi?

Çünkü... Ülke nüfusunun yarıya yakını durumdan hoşnut olduğunu deklare etmiştir. Demek ki üzücü olan herşeyi benim gibilere göstermişler. Bundan sonra benim işsizlikten, enflasyonun düşüklüğüne rağmen hayat pahalılığından, geçim şartlarının zorluğundan, eğitim ve sağlık sorunlarından, kadrolaşmalardan, TV'lerde ağıt yakmalarından, yoksulluk edebiyatı programlarını izlememek ve yoksulların sesini duymamak , üretcilerin tarladaki ürünlerini yakmalarından kısacası her türlü şikayeti duymamak ve görmemek hakkım ortaya çıkmıştır.

Dilerim, AKPARTİ iktidarı ve ülke nüfusunun yarısı, aldıkları vebalin altında da kalmamak için, benim gibilerin gördüğü bu tabloyu izletmeme çabasında olurlar.


Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 15
Toplam yorum
: 10
Toplam mesaj
: 13
Ort. okunma sayısı
: 1451
Kayıt tarihi
: 19.05.07
 
 

Merhabalar. Uzun yıllardır ailemle birlikte İstanbul'da yaşıyorum. Bir süre özel sektörde çalıştım. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster