Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Nisan '11

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
534
 

Yüzde on seçim barajından daha büyük bir baraj var!

Yüzde on seçim barajından daha büyük bir baraj var!
 

Seçimler yaklaşıyor . Milletvekili aday listeleri de belirlendi. Bizi yönetecek, bizim hayatımızı derinden etkileyecek olan yasaları çıkaracak, anayasayı değiştirecek isimler de belirlenmiş oldu aynı zamanda. 

Bu isimlere baktığımızda geleneğin devam ettiğini, yani ülkeyi yönetme hakkının yine yalnızca belirli bir kesime verildiği izlenimini edindim. Bu belirli kesimin kimler olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz. İş adamı ve zengin kesim, ya da toprak ağası ve aşiret reisi olan kesim. 

Öğretmen, sıradan bir memur, asgari ücretle geçinen işçi… Orta ve alt gelir grubundan milletvekili adayı var mı? 

Ben göremedim. 

Oysa ki demokratik bir mecliste her meslek grubundan milletvekilinin olması gerekmez mi? 

Temsil hakkının eşit ve adaletli dağılması gerekmez mi? 

Meclisimiz adeta TÜSİAD ve MÜSİAD gibi iş adamları örgütlenmesi görünümündedir. 

Milletvekili aday adaylığına bile başvurabilmek için ortalama 1500-3000 TL istendi. Bir öğretmen, bir işçi, bir işsiz bu parayı nasıl ödeyebilir? Bu insanlara siz yalnızca seçme hakkı vermiş oluyorsunuz, seçilme hakkı vermiyorsunuz. 

BDP sürekli olarak %10 seçim barajından bahsediyor. Kürtlerin mecliste temsil edilememesinden bahsediyor. Yanlış… Söylediklerine katılmak mümkün değil. Çünkü zengin, aşiret ağası Kürtler ve zengin Türkler mecliste rahatlıkla temsil ediliyor. Fakat, parası olmayana meclise girme hakkı tanınmıyor. Bu durumda seçim barajı %10 değil, %80-90lara varıyor. Yani kanunda yazılı olan baraj, yalnızca kanunda belirtilen, resmen ilan edilen barajdır. Oysa ki asıl baraj çok daha büyüktür. 

Parlamentolarımız sürekli olarak işveren patron kesimden oluştuğu için çıkarılan kanunlar da yine o kesimin çıkarlarına hizmet ediyor. Cüzi bir miktar maaşla ayın sonunu getirmeye çalışan kesimin ise bu şekilde yaşamaya mahkum edildiğini görüyoruz. 

Bir iş adamı Bülent Arınç’a “Allah razı olsun sizden. Biz sizin döneminizde uçtuk.” demiş. Sayın Arınç da bunu övünülecek bir şey gibi anlatıyor. 

Sayın Arınç, ne zaman bir işçi, bir memur, bir emekli size “bizi uçurdunuz. Allah razı olsun sizden” derse siz ancak o zaman övünebilirsiniz. İşçi, işsiz, memur, emekli, öğretmen kan ağlarken, siz, iş adamının sizin döneminizde uçmasıyla övünürseniz, devletin halkçı ve sosyal devlet olma görevini unuttunuz anlamına gelir. 

Sayın başbakan, seçim beyannamesinde 50 milyon turistin ülkeye gelmesini hedeflediğini söyledi. Ben, kendi vatandaşının başka ülkeleri ziyaret etmesini, rahatlıkla turist olarak gidip görebilmesini de hedeflemesini beklerdim. Bir işçi, bir memur, bir emekli bir aylık maaşıyla yurt dışında tatil yapabilecek düzeye gelebilecek mi? Ben bunu merak ediyorum. 

Sayın başbakana üniversite mezunu işsizler sorulduğunda; 

“Ben her üniversite bitirene iş bulmak zorunda değilim” şeklinde cevap vermişti. 

Başbakan bu şekilde konuştuktan sonra, vatandaş nasıl geleceğe ümitle bakabilir? 

Bir hükümetin asli görevlerinden biridir işsizliğe çözüm getirmek. 

Bir devlet bakanına soruyorlar; 

Neden devlet işlerini taşeron şirketlere yaptırıyorsunuz? 

Cevap: “Daha ucuz oluyor.” 

Bu devlet bakanının taşeron şirketlerin işi nasıl ucuza mal ettiklerini bilmemesine imkan yok. Taşeron şirketlere bağlı çalışan işçiler son derece kötü koşullarda, düşük ücretlerle, insan hak ve onuruna aykırı şekilde çalıştırılıyor. Ve devletin bir bakanına göre bu durum çok normal. Patron zihniyetiyle devlet yönetmektir bu. 

Kimin parasını kimden kıskanıyorsunuz? Vatandaş olarak vergiyi ben veriyorum ama sömürülen ezilen de yine ben oluyorum. Ve benim devletimin sömürülen ezilen kesimin haklarını koruması gerekirken, daha da sömürene destek oluyor hatta kendisi sömürüyor. Milli Eğitim Bakanlığı’nın uyguladığı ücretli öğretmenlik sistemi devletin uyguladığı kölelik düzenidir. Öğretmen ataması yapmıyor; açığı ücretli öğretmenlikle kapatıyor. Nedeni; Maliye Bakanı izin vermiyormuş. Maliye Bakanı kendi cebinden mi veriyor öğretmen maaşlarını? Vatandaş, çocuğuna ne mezunu olduğu belli olmayan, hangi branştan olduğu belli olmayan ücretli öğretmen ders versin diye mi vergi veriyor size? Eğitime verdiğiniz değer bu mu? 

Ben vatandaş olarak kimseden çılgın proje filan beklemiyorum. 

Ben refah düzeyi, yaşam kalitesi yüksek bir toplum görmek istiyorum. Devlet asli görevlerini yerine getirsin yeter. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

hepimizin beklentisi aynı.. Ne var ki; milletimiz açlık ve açıkta olmaktan hiç de şikayetçiymiş gibi gözükmüyor. Zira başa gelen tüm aksilikler 'Allahtan'! "Allah ile aldatmak" diyordu ya Y. Nuri Hoca, hah işte ondan! Bu yüzden beklentilerimiz başka baharlara kalacak... Maalesef...

Emine Supçin 
 21.04.2011 11:13
Cevap :
Haklısınız elbette... Önce halk istemeli, istemeyi bilmeli. Bu şekilde yaşamayı kendi kaderiymiş gibi görüp kabullenmemeli. Demokratik yollarla, bizi yönetenlere asıl görevlerinin ne olduğu hatırlatılmalı. Demokrasi bunun için var. Teşekkürler Emine Hocam... Selam ve sevgiler...  25.04.2011 22:08
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 69
Toplam yorum
: 198
Toplam mesaj
: 38
Ort. okunma sayısı
: 1820
Kayıt tarihi
: 13.04.09
 
 

1977 Sakarya doğumluyum. İstanbul Üniversitesi Tarih bölümünden 2000 yılında mezun oldum. Özel bir..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster