Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Mukaddesçe konuşan satırlar

http://blog.milliyet.com.tr/blog.mukaddes

07 Şubat '15

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
108
 

Yüzleşi

Yüzleşi
 

Sıradan bir gündü. Gözlerimi kapadım. Fonda “Fesuphanallah” şarkısı, hem hüzne dahil hem de iç titreten neşeyle hayatın tüm tınılarını almış giderken, melodinin karşı konulamaz etkisi yüzleştiriyordu. 
 
Alemin keyfi yerinde yine maşallah
Bize de bir gün kader güler güler inşallah
Böyle gelmiş böyle gidecek korkarım Allah
Yok mu çaresi dostlar fesuphanallah 
 
O kadar çok şey yaşıyoruz ki içimizde. Yüreğimize ağır gelenlerin yansımalarıdır dışa vurduklarımız. Yüzleşmek için samimiyet ve dingin ruh gerek. Kişinin kendisiyle yüzleşerek sakladığı gerçeklerin farkına varması hiç de kolay değil. Narsisizmin yakıcı, kavurucu etkisi sızmışsa içeriye, yürekte görülenlerin dile getirilmesi neredeyse imkansız. 
 
İç alemin belirginliğine ve renkliliğine rağmen belirsizliklerin dışa vuruşları yağmur damlalarının yere çarpması gibi öngörülemeyen darbe bırakıyor. İnsan yüreği karanlık ve gizemini her daim saklayan sokaklar kadar karmakarışık. Bir tarafımız uyku haliyle sersemlerken gecelerde yaşanan keyfe, kedere sokaklar tanıklık ediyor. Bir tarafta hayatın akışı mola verirken diğer tarafta ölesiye yaşanıyor. Savaşlar devam ediyor, yalnızlıklar gittikçe artıyor, aşklar başlıyor, bitiyor. Doğanlar, ölenler derken iz bırakanlar yaşamı bir uçtan diğerine sürüklüyor.
 
Aydınlandığında pırıl pırıl parlayan sokaklar da esrarengizliğini gün boyunca koruyor. Ne kadar cilalanırsa cilalansın zifiri karanlıkta yaşananlar ancak yüzeysel olarak kapanıyor. Devinimlerin karşı konulamaz gücü karşısında ne güneşin, ne ayın, ne de yıldızların hükmü kalıyor.
 
İç ve dış dünyamızın gittikçe karmaşık hale gelmesi korunma olanaklarını da artırıyor. Dışarıdan gelecek tehlikelere karşı önlem almak, emniyette olduğumuza inanmak için kapatıyoruz kendimizi. Çelik kapılar, kamera ve alarm sistemleri, gün boyu kapıda bekleyen güvenlik elemanları, güven duygumuzun gittikçe yara aldığını gösteriyor. İç dünyamızda korunmaya muhtaç. Antidepresanların, ağrı kesicilerin giderek artması yalnızlığa ve mutsuzluğa doğru ilerlediğimizin en büyük göstergesi belki de. Çektiğimiz acıları bedenimizi ve ruhumuzu uyuşturarak geçiştirmeye çalışırken çağın en dişlisi stres çarklarını döndürmeye devam ediyor. Bir tarafta açlık, sefalet ve savaşlara rağmen yaşamak adına cılızca direnen Asyalı, Afrikalı çocuklar diğer tarafta çokluğun yokluğuna yenilerek ölümü seçen ergenler. Don Kişot’un yel değirmenlerine saldırısı gibi kazanamayacağını bile bile yaşama diş bilemek, yaşamın en kazançlı öğretisi sanki.
 
“Sorgulanmamış bir hayat, yaşanmaya değmez.” İfadesiyle Socrates yaşamın amacına sihirlice dokunmuş. Sorgulanmayan yaşamı değersiz ve anlamsız gören sofistik öğretiye karşın, yaşadığımızı sanan biz karşı karşıya kalırsak, haklı olanı aramalıyız. Haklı olanı bulmak için öncelikle düşünmemiz gerekli. Düşünürsek, düşündüklerimizi sorgulayabiliriz. Sorgularsak ancak birçok değerli öğretinin farkına varabiliriz. Farkına vardığımızda yaşam anlamlanmıştır. Geriye kalan süreç yaşamak adınadır.
 
Yüzleşmekten korkmamızın bir diğer nedeni de zaaflarımızın, yanlışlarımızın gün yüzüne çıkmasıdır ki sorgulamanın amacı da budur zaten. Dürüstçe, cesaretle dokunamadığımız yanlarımıza dokunabilmek biteviye sessizlikten de sakladıklarımızı ört bas etmekten de faydalıdır.
 
Düşünmek bizi diğer canlılardan ayırırken birey olmamıza olanak sağlar. Birey olduğumuzun en büyük ispatı, düşündüklerimizi sorgulamaktan geçer. Sorgulamak diğer taraftan neticelerine rağmen tarafsızca, cesaretle yüzleşmeyi gerektirir. Gerçek anlamda yüzleşmek kendimizi tanımamızı sağlar. Kendini tanıyan birey diğer bireylerle ilişkilerini sorgulayarak gerçeklere çok daha kolay ulaşır. Gerçeklerini arayan kişi diğerlerinin de farkına varır. Farklılıklara saygı ile bakan birey yaşamı yaşanılır kılır. Yaşam, yüzleşenin yanında değerli ve anlamlıdır. 
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Tüketim ve gösteriş odaklı sahte-kopuksu mutluluklar peşinde koşanlar bir tarafta, savaş ve karmaşa içinde açlık ve perisanlığın pençesinde varoluş dramı yaşayanlar öte yanda...Bir de arada kalanlar... Cağımızın insanlık dramını bir blog yazısı sınırları içinde mükemmelce tanımlayan bir yazı okudum duyarlı kaleminizden, Yüreğinize sağlık! Paylasiminizactesekkur ve selamlarimla...

Ersin Kabaoglu 
 07.02.2015 17:42
Cevap :
Değerli yazarım, sahte mutluluklar peşinde koşarken yaşadığımızı söylüyorsak riyakarlığımızı haykırıyoruz. Bir tarafta kent yaşamından bıkıp doğal yaşama koşanlar diğer tarafta kentlerin albenisine yenilip onca güzelliği bırakıp kent yaşamına tutunmaya çalışanlar. Yokluklara rağmen direnenler, varlığına rağmen ölümü seçenler. Kısacası yaşadığımız hayatı beğenmeyip hep diğerini istiyoruz. Yaşamı amaçtan öte yaşadığımızı kanıtlayan araç olarak görmeye başladık. Yorumunuz için teşekkür ederim. Güzel günler dileklerimle, sevgi ve selamlar...   08.02.2015 10:02
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 127
Toplam yorum
: 913
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 981
Kayıt tarihi
: 31.01.13
 
 

Doğuştan bedensel engelli olup, işletme fakültesi mezunuyum. Kamu sektöründe çalışmakta iken malu..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster