Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Şubat '13

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
392
 

Yüzleşme...

Yüzleşme...
 

Yüzleşemiyorsan kayıpsın demektir...

Kendisiyle yüzleşebiliyorsa insan, doğru yoldadır. Kendine varmaya çalışıyordur en azından... Evet, bu yol dikensiz gül bahçesi değildir. Ama geçmelidir; o dar patikaların tümünden sırayla... Kendisiyle yüzleşebiliyorsa biri, dozu ne kadar olursa olsun; adalet duygusunu yitirmemiş, onu önemsiyor demektir. Kendini inşa ederken, doğru malzemeyi bulmaya çalışıyordur. Doğru olmayanları da elemeye... Hepimizin yaşamlarımızı kendimize ve de başkalarına zorlaştıran, insan ilişkileri adına kullanışsız taraflarımız var. Ve bulunduğumuz yaşa gelene kadar aile, çevre, toplum tarafından aktarılan, farkında olmadan sahiplenilen, yine çoğu işe yaramaz kalıplarımız.  

Kendi zihninin yeraltı şehirlerine sıkça seyahat etmeli insan. Edebilmeli... Orada, o kendi zihninin yeraltı şehirlerinde gezinirken, kırmızı halılar serilmesini beklemeden yollarına... Kimi dönemeçlerinde karanlıkta kalmayı, kimi kez de soluksuz kalmayı göze alarak üstelik... Kendini kayırmadan ama kendine haksızlık da etmeden... Elinde, o güne kadar öğrendiklerinin meşalesiyle... Çoğu hatalardan, azı hataya uğramaksızın edinilen...

"Sorgulanmayan bir hayat, yaşamaya değmez." der Sokrates... Kendini, yaşamı, içinde yaşadığı toplumu sorgulamıyorsa biri, akıntıya kapılmış gidiyor demektir. Yüzleşmiyorsa kendinle, kendi içinde kaybolmuş demektir. Ne kadar ertelerse o yüzleşmeleri, o büyüklükte bir 'Berlin Duvarı' örüyordur; kendisiyle arasına. Bilerek ya da bilmeyerek... Yaşamın merkezine kendini koyanlar, kendilerine baktıklarında gördüklerinden pek de hoşlanmayanlar kaçarlar, köşe-bucak kendilerinden... Bir amansız, kör koşuda... Gözü sımsıkı kapalı... Ego dediğimiz sahte benlikler, etiketler, kibirler koşusunda daha öne geçmektir onların tüm çabaları... Bir gün bir duvara, muhtemelen de kendi içlerindeki duvara çarptıklarında dönüp, kaçamak bir bakış atarlarsa atarlar kendilerine... Atarlarsa ne mutlu. Bazıları son nefeslerine kadar ısrarla kaçarlar kendilerinden. Bavullarında kullana kullana yıpranmış önyargıları, geride bıraktıklarına zorlaştırdıkları yaşamların anıları... İyi kılınmayı bekleyen anılar. Özenle içlerindeki hüznü, acıyı sağaltmak gereken... Ve hayaletleri çok geç terkeder böylelerinin, diğerlerinin yaşamını. Yaşarken, kendi hayaletleriyle karşılaşmak istemeyip, başkalarına yüklerler çünkü. Ve miras(!) bırakırlar onları. Kendi egosunu kanun(!) addedenlerden nice zorbalar, diktatörler, yaşam katilleri çıkar da çıkmasına... Ama ya o yıkıcı egolara tepkisiz kalanlar, daha beteri sahte, dev aynaları tutanlar? Onların bu işteki veballerini de yabana atmak olmaz.

Yaşam değerli ise önyargıların hammallığından arındırılmalı... Yaşam değerli ise uzak durmalı kendinle yüzleşmekten kaçanlardan... Yaşam değerli ise özüne, gerçeğine gölge olan tüm duvarlar, birer birer parçalanmalı... Yüzünü kendine dönmek istiyorsan, kendinle bütünleşmek... Özüne en yakın yerde yaşamın paltosunu askıya asıp, bırakmış olmak giderken... O zaman kendinle yüzleşmekten, kendi içindeki çarpışmalardan, kendini sorgulamaktan korkma! Yaşamı sorgulamaktan... Sorgulamaktan...

Elinde bir elek, eleye-eleye yaşam ırmağının getirdiği o tortuyu, eledikçe altın değerindeki parçalar bulacaksın. Özenle al onları... Birleştir... Küçük de olsa kendi sanat eserini yap. Ama kimselerin önünde eğilmesini beklemeden o eserin. Ve sen, cazibesine kapılıp, gölgesine sığınıp da eğilmemelisin kimselerin yaşamlarının önünde.

Kendi içimizdeki ırmaklar, kişisel sorgu odalarımız bir anlamda... Yani vicdanlarımız... Onların aydınlığı kadar aydınlık adalet duygumuz... Onların, yanısıra aklımız, kalbimiz, sezgilerimizin şeffaf kıldığı kadar şeffaf benliğimiz... Ancak kendi aydınlığınca aydınlık kılabilirsin yaşamın kalbini, başka kalpleri... Bizim ışık tutabildiğimiz kadar sevebilir ancak kalplerimiz. Ve kendi aydınlığımızca daha büyük bir aydınlığın parçası olmaya kanat çırpmalı; bir pervane misali yaşamlarımız. 

Özel Not: 'Milliyet Blog'da kendi evimde gibiyim. Yeni yeni alışmaya çalıştığım, 'Radikal Blog'da ise henüz misafir gibiyim. Çok başlıklı, farklı formatta yazılar paylaşıyorum bu yeni adreste... Ziyaret etmek isterseniz, kapı zilinde 'Uzak Bakış' yazıyor... Yine kendi açık ismim (Melike Filiz)i de kullanıyorum... Ziyaretlerinizi beklerim...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 76
Toplam yorum
: 35
Toplam mesaj
: 7
Ort. okunma sayısı
: 867
Kayıt tarihi
: 13.10.10
 
 

Doğal yaşamın korunması, evrensel insan hakları, felsefe, arkeoloji, tarih, sosyoloji, kişisel ge..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster