Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Kasım '14

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
59
 

Yüzleşme

Birine, bir adama, ruhen ve bedenen  ait olabilmek mümkün müdür bilmiyorum,üstelik  seçimi siz yapmamışsanız. Yani sizin yerinize başkaları karar vermişse ve sizde bir zavallı gibi boyun eğmişseniz, her daim topun atıldığı suçlandığı kadere kaderinize, vallahi geçmiş olsun yüreğinize.

Her insan bir kalp taşır ya sol yanında, aşkın tohumlarının  ekildiğine inandığımız kalp, oysa günümüzde beyinde başlıyor deniliyor aşk, komutu beyin veriyormuş, yani sol yanımızdakinin ritminin sorumlusu beyinmiş öyle diyor uzmanlar. Tohumların ziyan olması da ondan sanırım.

Etten ve kemikten mevcut bedenimde ne beynime hükmedebildim ne de yüreğime kuralları hep başkaları koydu yaşamım üstüne . Buna izin verende bendim yine, bunu sonra sonra anlıyor insan.

Ta çocukluğumdan beri günahkar sayıldım, bilmediğim duyguları deniyorken insanım çünkü yanıldım. Bu çok normaldi aslında bilmeyince yanılır insan. Deneyerek öğreniliyorsa hayat nasıl daha çocukken günahkar sayılabilir ki insan.

Suçluluk duygusunun gölgesinde geçti çocukluğum ve ergenliğim. Cezalandırıldım çoğu kez bana göre yanlış değildi ki yaptıklarım aşkı öğreniyordum sevmek en büyük nimet diyenlerin kulağımda gizlenmiş tınılarında deniyordum sevmeyi öğreniyordum sevilmeyi.

Çocukluk aşkıyla,  o muhteşem duyguyla koyuldum yola ilk öpücüğüm beni, annemin değimiyle günahkar yapmıştı bile. Ve o ilk öpücük hemen  masal dünyamda sorumluluk yüklemişti bana, sanki ben  büyümüş, sorumluluk almış, bir kadın olmuş  gibi hissediyordum masal dünyamda. Oyunlarıma yeni sahneler ekliyordum İncir yapraklarının üstünde pişen akşam yemeğiyle anne oluyordum mesela çubuktan yatağa yatırdığım odun parçacıklarına yemeklerimden yediriyordum babalarına aşk ile bakarken. İşte bütün bunlara sebep dudaklarıma değen öpücüktü.

Evcilik oyunlarında değil miydi bütün keramet doktor olan, anne baba olan, hasta olan çocuklar kimler oyunlarla öğrenmedi ki hayatı bende çocuktum benim ne farkım vardı ki! bende çocukken öğrenmeye başladım hayatı ve günahkar! olmayı.

Sevdim, ilk öğrendiğim şeydi sevmek, bir erkeği sevmek acı çekmek ve daha çok sevmek daha çok acı çekmek, çocukluğumdan bugünüme kadar hala deniyorum ve hala üzülüyorum öğrenemedim mi öğrenilmiyor mu  onu da bilmiyorum.

Her dönemin aşk acısı da farklı oluyor buda bir başka tecrübe, ama acı mutlaka oluyor, insanoğlunun genetiğinde acı mutlak başrolde yer alıyor.  Hesaplaşmalar denemeler denemeler ve korkularla öğretilmiş kuşaktan kuşağa geçen değersiz değerler.

Utanmak ve ayıp saymak sevgiyi,  günahlarının temizliği olarak öğretiliyor. Suç ve ayıp sayılıyor birine ait olmak çünkü onunda bir zamanı var ve o zamanı büyükler belirlemeli mutlak.

Gülünç olan yanlış olan aslında bu, birilerinin sizin hakkınızda üstelik en kutsal sayılan sevginizin hakkında karar verecek olması ve o kararı doğru verdiğini düşünmesi ve sizin doğuştan kurban seçilmiş olmanız ilkel değerlere.

Nil burak’ın  bir şarkısı vardı ‘sevmiştim seni on üç yaşımda’’ titrerdim bana dokunduğunda’ diye başlayan ilk aşkımdın sen on üç yaşımda ve beni öpen ilk erkek yumuşacıktı dudaklarımız, ve sıcacıktı öpücükler, bana göre masum bana göre kıyaslanmayacak kadar özeldi.

Ne ayıp olduğu ilgilendiriyordu beni nede günah olduğu, bütün masumiyetimle sana teslim oluyordum ama kaçamak ve kuytu köşelerde. Sonra korkuyor utanıyordum senden, ve utanıyordum annemden.

İlk aşkımdın sen dedim ya hani tenime dokunan ve bana sevgiyi öğreten, ne annemin sevgisine benziyordu nede babamın. Özlüyordum seni her gün ve her an, ve yine  öğreniyordum ki yıllar içinde sevgiler azalır çoğalır ve bitermiş bir gün, sonsuza değin diye bir kavram yokmuş işte o günlerde öğrendiğim şeylerden biride budur. Sonsuzluk diye bir şey yok bir gün her şey bitecek aşkta ömürde.

Çocukluk aşkları çok önemliymiş bunu bugün daha iyi anlayabiliyorum çocuk onlar gelir geçer sözleri de yine havada asılı kalan başı  boş balonlar gibi gereksizmiş.

Ben ilk kişilik mücadelemi aşk ile verdim, direnişim dayatmalara aşk ile oldu çünkü duygularımı benden başka hiç kimsenin bilmesine imkan yoktu. Hisseden yalnızca bendim salya sümük ağladığım zamanlarda kendimi ele verdiklerimi saymıyorum. Fakat yine içimde sırlarım dolu sevgiye dair bana ait olan ve asla kimseyle paylaşmayacağım.

Yasakların ve dayatmaların bende bıraktığı izlerden biridir ruhumun firarda olmayı seçmesi İlk sevgilim hayatıma girdiğin ve bana sevmeyi öğrettiğin için teşekkürler  şimdi uzaktan da olsa bir nefes gönderiyorum sana günah değildi sevmek .

Yıllar sonra izleri yavaş yaş azalıyordu yüreğimde, yeniden denemek istiyordum bir başka sevgiyi fakat tutuyordu beni saygım yaşanmışlıklara. Sevmek en güzeliydi duyguların genç kızlığımın o korkusuz şehvetiyle hayranlık duyuyordum karşı cinse ve tabiri uyar diye düşünüyorum yeşil ışık yakıyordum yeniden sevmelere ama olmadı yapamadım gidenin bıraktığı duyguyu kirletemedim.

Kararsızlığımın beni içine düşürdüğü çıkmazına yeniliyordum sürekli. Her başlangıç kafamın içine sokulmaya çalışılan öğretilerde son buluyordu canlı canlı ölüyordu aşk.   Asiliğimin yalnız kalıp boyun eğdiği, örf ve adetlere de  yenildim.İtiraz etmemeyi tercih ettiriyordu sevgiye olan inançsızlığım. Artık fazlalıktım evin içinde gitmeliydim üstelik bunu annem söylüyordu.

 Ait olmam gereken erkeğin kararını veriyordu büyükler görücü usulüyle yer değiştirdi özgürce sevmek, habersiz ve sorgusuz bir başka yolculuğa hazırlanıyordum ve boyumdan büyük sorumluluklara. Evcilik oyunları bitmişti güya, ama ben hala oyunlar oynuyordum giden sevgilimle. Rüyalarımda buluşuyor planlar yapıyordum gizlice. Aşk bitmişti belki, ama izleri silinmiyordu ki hiçbir yaşanmışlığın, sadece üstü örtülüyordu gönülsüzce ve ben bir ayağım geride bir ayağım ileride bir başka adama ait oluyordum yıllar içinde bedenimle.

Ruhum işte o günler de acımasızca öğrendi firar etmeyi tıkılamadı bir kafese, zorla ait olamadı başka birine. Asiydi ve aşkı bir başına öğrenmişti deneyerek ve yanılarak ve terk edilerek.

Minneti yoktu ki kimseye ben kendime  aitim diyordum sadece, ruhumda bedenimde benim, ama hep başkalarının hizmetinde. Çünkü öyle öğretiliyordu yaşamı deneyimlediklerini düşünen büyüklerce.

DEVAM EDECEK

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 111
Toplam yorum
: 33
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 140
Kayıt tarihi
: 24.12.11
 
 

1965 Zonguldak doğumlu ve halen Zonguldak'ta yaşamaktayım.Yazarım ve çeşitli platformlarda sunucu..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster