Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Ocak '17

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
2543
 

Yüzünü güneşe dönen gölgesini arkasına alır

Yüzünü güneşe dönen gölgesini arkasına alır
 

YÜZÜNÜ GÜNEŞE DÖNEN GÖLGESİNİ ARKASINA ALIR


Dünyada sadece 2 güç vardır. Hangisini takip edeceği tamamıyla kişiye kalmıştır. Ya yüzünü güneşe çevirir gölgeni arkanda bırakırsın, ya da sırtını güneşe çevirir önüne düşen gölgeni takip edersin. 
 
İnsanların çoğu yaşamın sadece fani tarafını görerek sürdürürler hayatlarını. Sadece çok azı dünyada gördüğü her şeyin ölümsüz ve sonsuz tarafının olduğunu bilirler. Bunun farkındalığında yaşayanlar aslında gördüğümüz bu hayatın bizim tüm idrakın ötesinde olan gerçek yaşamın sadece bir gölgesi veya yansıması olduğunu bilirler. 
 
Biz karanlık bir dünyada yaşıyoruz ve karanlığımızı özümüzdeki gerçekliğimizle karıştırıyoruz. Güneşle, aydınlıkla, Yaradan ile aramıza girip gölge düşüren tek şey egomuz, nefsimiz. Egomuz bizi tek olan gerçeklikten uzaklaştırıp dünyaya yerleştirilmiş birçok sanal materyallerle oyalıyor. Gerçekte var olmayan bir realitede sınırsız arzuların, maddelerin peşinden gidiyoruz. Kişi birinden diğerine koşturuyor. Çünkü bir şeyi elde etme hazzını doldurduğu anda arzu kayboluyor. Bize geçici bir tatmin veriyor. Tekrar haz elde etmek için başka bir arzunun peşinde koşuyor. Egomuz her daim haz almak için vardır. Fakat yanlış bir realitenin peşinde olduğumuz için elde etmek istediğimiz materyal ne olursa olsun elde ettiğimiz an hazzımızın kaybolacağı kaçınılmazdır. Aslında burada algımızı ve realitemizi değiştirdiğimizde egomuzu bile avantajımıza çevirebilme gücüne sahibiz. Bunun üzerinde çalışmış ve başarmış bir kişi egosunun onu kullanmasına izin vermez ve kendisi onu doğru yönde kullanır. Eşeğini sırtından indirir ve onu kendi sürmeye başlar. Gerçekliğin güneşini varlığının içinde bulur ve yüzünü ona çevirerek bir daha asla gölgesini görmez. 
 
Gölgesi kayboldu mu peki? Hayır, hala ordadır, kaybolmamıştır. Fakat arkasında kalmıştır. Egomuzu yok edemeyiz, bu bizim varlığımızın diğer parçasıdır. Onu sadece doğru yönde kullanabiliriz. Bu bizim elimizdedir. Varlığımızın tamamı Yaradan’a uyumludur ve Ona hizmet eder. Hangi isim altında olursa olsun, ışık yolunda gidenlerin tüm çalışması bundan ibarettir. Güneşle aramızdaki tek engel egomuzdur, güneşi kapatan bir güneş tutulması gibidir. Aradaki bu engeli aşabilmenin ve egomuzu kontrol edebilmenin tek yolu hiç durmadan onun varlığının pratiğini yapmak, her şeyde onu görebilmekten geçer. 
 
Böylece tüm yaşamımız boyunca kendimizi zincirlerimizden özgür kılarak, hiçbir şeyi saklama ihtiyacı hissetmeden, kimseden utanmadan yaşayabiliriz. Gerçekliğin ışığını içimizde yakıp güneşin ışığının dışarıdaki her bir noktayı aydınlatmasına izin verdikçe, bir kuşun gölgesi bile değemez tenimize. 
 
Güneşin tozları üzerimize düştüğünde
Kalkacaktır Perdeler!
Aydınlığın zerresi tene değdiğinde,
Kalkıverir göze düşen perdeler.
Gökyüzüsün sen! Bulutlarında saklı düşünceler. 
Bulutların olmadığı bir gökyüzünde, sadece bilinç ve güneş nüfuz eder.
Bırak, güneş düşürsün tozlarını üzerine, 
Aç perdelerini, bulutsuz bir gökyüzüne!
Ç.M.
 
Kör Güneş'i görmüyorsa Güneş'in suçu ne?
Eğer vakti gelmemişse Bahar'ın suçu ne?
Güneş yine doğar, bahar yine gelir, çiçekler yine açar. 
Kör göremedikleriyle yaşar
Elbet bir gün fark edene kadar. 
 
Doğru zamanda, hayatı değişir onun da.
Güneş açar, Aşk gelir, Bahar gelir dünyasına. 
İşte o an, doğuverir “Gerçek Adam”.
Ç.M.
 
Aşk'ın Işığı
Sen çekilmiş beklerken karanlığına
Ben Aşkın ışığıyla geldim sana
Ya çırıl çıplak kalırsın karşımda
Ya da köşe bucak kaçarsın benden en uzağa
 
Nafile bu saklanmalar ufacık bedenimden taşan Aşka
Süzülür Evrenin en ufak karanlığına
Bırakmaz seni bir kırlangıç kanadına
Ulaşır içindeki saklı çocuğa
Ç.M.
 
Hayat
Önce unuttuklarını mı unutmalıydı bir başlangıç için, yeniden hatırlamak için?
Unuttukları ve hatırladıklarıyla diktiği giysinin hem terzisi hem mankeniydi, oynadığı sahnede
Gitse miydi, kalsa mıydı?
Çıkarsa mıydı gerçekliğin ona giydirilmiş gömleğini üstünden
Dönse miydi sahnesine, onu bekleyen beyaz zambağına
 
Hatırlamak o kadar da zor değildi 
Unutmak gerçeğinin inkârı olamazdı 
Bakarken ona, tam karşısında gerçeğinin saflığı, 
Zambağının Beyazı
 
Hayat böyle değişken, her saniye yeni bir an
Durmaksızın akar sular, köprünün altından
Kulağını verdi, Yaşam nehrinden akan suya
Onu duymaya, anlamaya
 
Uzun bir yolculuğun derin izleriyle çizilmiş yüzünü gördü yansımasında
Kendine bakıyordu, elinde taşıdığı korkularla dolu çantasıyla
Sonra daldı gitti çocukluğuna... 
Bahçedeki limon ağacının verdiği ilk limonu kim yiyecek kavgasına
 
Kulağına fısıldayan rüzgâr sordu; "Bu kimin masalı?"... "İçinde misin, dışında mı?"... "Hangi gece yarısı masalı?" ..."Yanağını ıslatan, kimin öpücüğü?"... "Bu sıcaklık, kimin nefesi?"...
Küçücük bir damla, 
Kararlı ve hızlı, kalbe giden yolda 
İndikçe buhar olur, ondan öte başka bir nefesin sıcağında
 
Bir tempo tuttu,
Yüreğindeki sözcükler, hayat buldu
Ardarda dizildi, destan oldu
"Hayat" adlı, şiir kitabında.
Ç.M.
 
Günaydın 
Islak bir Pazar sabahına
Bakarken penceremin ardında
Yağmur damlaları vurdu bir bir, gönlümün kırık camına
 
Sigaramın dumanı, karışmış oynak bulutlara
Alıp götürdü beni, sensiz diyarlara
Ulaştığım an oldu, Nirvana
 
En güzel anım, hiçliğin tam ortası
Karışıp gitmek boşluğa…
 
Bulutlar mı gözümdeki beyaz perde,
Yoksa gidişine kaldırdığım rakımın bulanık beyazı mı?
Kesintisiz kapımın zili, çınlatırken kulaklarımı
 
Üşüyorum, artık vurma yağmur üstüme, gönlüme
Ah, tarihimin en cesur kahramanı
Süpür bakalım, bıraktığın enkazın tozlarını
 
En güzel anım, yıkımdan hemen sonrası
Uyanmak yeniden, arsızca doğan Güneş'e…
Ç.M.
 
Gönül Sahnesi
Işığını söndüremediğim bu gönül sahnesi,
Yaşatır asırlardır "Sen"i.
Açsın artık, yeni bir hayata perdelerini
Yoksa vakit hala, "Biz"i yaşama vakti değil mi?
 
Bil ki sevgili,
"Sen"li veya "Biz"li
Maksat yaşamaksa sevgiyi,
Benim gönlüm, alır ikimizi
Ç.M.
 
Güneşim
Her sabah ufuktan 
Şen doğan güneş
Bugün neden böyle
Donuk bakarsın
 
Yâd ellerde kalmış
Eşsiz bir gencim
Bana mı yoksa sen
Dargın durursun
 
Açıl güneş açıl
Dağlar şen olsun
Gözden ırak düştük
Gönül bir olsun
 
Sen açıl ki bahtım
Şen aydın olsun
Her sabah kalktıkça
Gün aydın olsun
Ç.M.
 
Yağmur Kadın
Yağmuruyla gelen kadın, sabahıma
Açar gözlerimi, yeni bir dünyaya
Camıma vurarak, her bir damlasıyla
 
Gel şöyle, fısılda kulağıma
Anlat bana, uzun yolculuğunu
Beni nasıl bulduğunu
 
Açtım penceremi, buyur içeri
Dokun yüzüme, dol ciğerime
Gülümseyelim birlikte, doğacak Güneş'e
Ç.M.
Çağla Meydan
Abbas Oğuz bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Kim vurabilir ki ışığın boynunu? O da nehirler gibi yolunu bulur ve büyük bir hevesle kendi mezarına doğru akar ve hiç bir engel tanımaz doğuşuyla batışı arasında.Aydınlığın cesur bir savaşçısı olmak,insanın hem kendine,dünyasına hem de üstündekilere en kutsal görevi olmalıdır...Yaşamı titretip kendine getiren ve yoğun içerikler taşıyan bir yazıydı!Elinize sağlık Çağla hanım.Selam ve saygılarımla.

Abbas Oğuz 
 06.01.2017 17:44
Cevap :
Sağolun. anlayan ve hisseden gönüllerle paylaşabilmek en güzeli. saygılarımla.  07.01.2017 8:52
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 31
Toplam yorum
: 16
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 244
Kayıt tarihi
: 29.12.16
 
 

Amerika'da finans yönetimi üstüne master eğitimimi tamamlayıp finans ve muhasebe sektöründe, 9 yı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster