Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Haziran '12

 
Kategori
İlişkiler
 

Zafir, zehir ve zahir

Zafir, zehir ve zahir
 

Bir zafir mi bu yoksa bir zehir mi?


Mavi bir taştır zafir. Mavinin cazibesi, duruluğu, şeffaflığı, göz alıcılığı ile seslenir ışıltıları. Göz alıcı olan her şeyde olduğu gibi onu görünce de, ondan uzak kalmak istemez göz bebekleriniz. Tıpkı diğer kıymetli taşlar gibi o da gizemli güçlere sahiptir. O güçleri doğadan aldığı gibi sunar.

Biz doğadan neler aldık? En değerli taşlar aldıklarımızın yanında nedir ki? Öyle bir enerji ile yoğrulmuşuz, lakin içimizde öylece sıkışıp kalmış. Bir kristal gibi onu yansıtamazken, dağların derinliklerinden en nadide kristalleri bulup çıkarmış, onlara göz alıcı bir şekil verip vitrine koymuşuz. Parası olanın erişeceği vitrinleri sıkı sıkıya kapatmışız. Ona erişebilmek için nicelerinin bir ömürlük emeği yetmez.

Değer vermek, nedir sizce?

Örneğin bir zehrin değeri var mıdır sizin için? Zehiri bedava verseler alır mısınız? Bir zafir ve zehir bir arada verilse, biri diğerinin görünümünde olsa ve hangisinin hangisi olduğunu bilmeden bir seçim yapmanız istense... İkisinin de maddi değeri aynı, buna mukabil yaşamınızdaki değeri tamamen size bağlı olsa, hangisini seçerdiniz?

Karar, görünmez bir ağın içinden zihnimizin bize sunduğu “en iyi” değil midir? Biz en iyi olanlar ile yaşamımızı kuran varlıklarız. En iyi seçimler, en iyi görünenler. İlla ki görünen kısmı iyidir. Görünmeyen kısmı ise bizim kararımız sonrasında karşımıza çıkacak kısmıdır. Biz bir seçim yaparız, yaşam o kararımızla yeniden şekillenir ve görünmeyen kısımlar da zahir olur. O sebeple belki de dilimize yerleşmiş bir söz var: Hayırlı olsun. Başlangıçlarda hep bir hayır dileriz bu sözümüz ile... devamında da kolay gelsin der, başlanılan işin akın gitmesini dileriz.

Dilekler dil ile tasdik olununca; dil hem zafirdir, hem de zehir. Bir bakarsınız kalplerin mührünü çözer bir çift tatlı söz, bir gülümseme. Zafir olan da, zehir olan da, zahir olduğunda özünü yansıtır, bir kristal gibi. O sebeple belki de özünde en iyiyi barındıranı bulup çıkarmak gibi, en kötü olanı anlamak da insanın bu dünyadaki görevlerinden biri olmuş, cevherler bizden türlü şekillerde gizlenmiştir.

İnsanoğlu kendi özünden uzaklaştıkça ne göründüğü gibi olabilmiş, ne olduğu gibi görünebilmiş. Bunu yapabilmek en büyük erdemlerden biri olmuş. Çünkü bilmiyoruz özümüzde olanı kendimiz dahi, zafir de zehir de aynı yerden zuhur ediyor, kendimizden.
Hacı Bayram-ı Veli’nin bir dörtlüğü ile özetlersek:
Görünen sıfâtındır,
O’nu gören zâtındır,
Gayri ne hâcetindir,
Sen seni bil, sen seni.

Muhabbetle kalınız.

Not: 27 Haziran 2012 tarihli Manisa Haber Gazetesi'nde yayınlanmak üzere kaleme alınmıştır.

 
Toplam blog
: 149
: 652
Kayıt tarihi
: 07.04.10
 
 

Sazsız söze ezgiler diziyoruz, birer birer. "Kim" olduğumuzun belli olmadığı bu dünyada K..