Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Eylül '09

 
Kategori
Bayramlar
Okunma Sayısı
388
 

Zaman, insan ve bayram!

Zaman, insan ve bayram!
 

Bayram promosyonu


Zaman kendini tekrarlıyor.

O hep aynı kalırken, ağaçlar ve insanlar yaşlanıyor.

Ayağımızın altından kayan zemin, yürüyen bir merdiven gibi, bizi mütemadiyen bir uçtan öbür uca taşıyor. Hepimiz, başlangıçtan itibaren son basamağa doğru hızla akıyoruz.

Yol boyunca sıralanmış mevsimler, aylar, yıldönümleri, bayramlar, vs...

İlkbahar, yaz, sonbahar, kış...

Ocak, şubat, mart, ... aralık. Sonra, sil baştan...

- İyi ki doğdun Can!

- Sen de, iyi ki doğdun Canan!

- Yoksa Can bekar kalacaktı...

...

- Can'ım, bugün evlilik yıldönümümüz, yoksa unuttun mu?

- Hiç unutur muyum Canan'ım. Dalgınlık işte, hediyen ofiste kaldı. İş yoğunluğu insanda kafa mı bırakıyor? Bir koşu gidip alayım... desem, trafiği biliyorsun. Hatırlattın ya, artık yarın unutmam.

Can burada, zorunlu olarak pembe bir yalan uydurmuştur. Çünkü çalışma şartları, evlilik yıldönümünü hatırlayacak esneklikte değildir. Her gün, neredeyse hiç ara vermeden saatlerce rakamlarla boğuşmaktadır.

- Zaten sana kırgınım; "sevgililer günü"nde bana bir gül bile almadın!

- "Anneler günü"nde annene aldığım gül, gül değilmiydi gülüm...

...

- Eyvah polis! Durmamı işaret ediyor.

- Dur o zaman!

Araba yavaşlıyor ve gösterilen noktaya geldiğinde zınk diye duruyor. Yan cama doğru eğilen görevli, nazik bir uslupla söze giriyor:

- İyi bayramlar beyefendi! Ehliyet ve ruhsat lütfen.

- Bayram, bayram! Ne bu yahu? Her bayram eş, dost ve akraba için şeker, çikolata masrafı yapmaktan, yol parası vermekten imanımız gevriyor.

-Buyrun, ehliyet ve ruhsatınız beyefendi. Lütfen dikkatli sürünüz. İyi yolculuklar. Galiba bayram ziyaretine gidiyorsunuz?

- Hayır!.. Bodrum'a...

- Ha, öyle mi?

- Bayramdan kaçıyoruz kardeşim.

- Anladım da Bodrum'a bedavaya mı gidiliyor? Üstelik aynı bayram orada da var! Bari Paris'e gitseydiniz...

...

- Canan!

- Ne var Can'ım!

- Yarın bayram. Çocuklar gelecek ya, hadi şöyle çıkıp torunlar için hediye alalım.

- Tamam Can'cağızım.

Zırrrr...

- Can, telefona bakar mısın?

- Alo!

- Nasılsın baba?

- İyiyim oğlum.

- Annem nasıl?

- Annen de iyi! Sen nasılsın?

- Ben de iyiyim. Şey... hani bayramda size gelecektik ya!

- Eee

- Biz aniden Antalya'ya gitmeye karar verdik.

- Eee

- İnşallah bir sonraki bayramda görüşürüz baba!

- Tabi! Kısmet olursa evlâdım... hadi güle güle...

Can, sessizce ahizeyi yerine koydu. Sonra, kapı önünde bekleyen eşine seslendi:

- Canan! Dön geri, hediyeye gerek kalmadı...

Bayramdan beklediği umutlar ve kurduğu hayaller saman alevi gibi sönmüştü. Kırılan kalbinde meydana gelen deprem, oğlunun verdiği bir sonraki randevuyu riske sokmuştu. Kendini zorlukla cam kenarındaki koltuğa attı.

Geçmiş, beyninden anlık çakmalarla bir bir akıp gitti. İşte o zaman, bir zamanlar kendisinin de bayramlarda yolunu bekleyen bir babası olduğunu hatırladı. Sonra, "acaba bedel mi ödüyorum" diye düşündü. Pişmanlığın ve özlemin harman olduğu ruhunda büyüyen acı giderek arttı. Sanki her şey kararıyordu.

Yüreğinde taşıdığı onca sevgiye karşılık bulamamanın getirdiği hüzün yapacağını yapmıştı. İçindeki her şeyi kırıp dökmüş, gönül dünyasını paramparça etmişti. Artık hareket edemiyor ve konuşamıyordu. Eşi Canan odaya girdiğinde onu, katılaşmış bir beden ve kaymış bir çift göz olarak gördü. Aceleyle telefona sarıldı ve doktor çağırdı. Bir kaç gün sonra, mahalle camiinin minaresinden müezzinin sesi duyuldu:

- Essalâtu vesselâmü aleyyyk.... Mahallemiz sakinlerinden Can bey vefat etmiştir. Cenazesi...

Evet, şimdiki nesil ebeveynine, "sadece bir telefon kadar!" yakındır. Bu yakınlık, zaman kaybını önlemekte ve ziyaretleri kolaylaştırmaktadır. Belki onların, cep telefonlarını fetiş (put) haline getirmelerinin sebebi de budur. Ne var ki, bilinmesi gereken bu değildir. Asıl bilinmesi gereken, ölümün insana telefondan daha yakın olduğudur.

Bayramlar hep aynı kalır, yalnızca kendilerini tekrarlar. Ancak insanlar farklıdır, onlar zamanla yaşlanır. Bazıları, bir sonraki bayram ziyaretçilerini mezarlıkta karşılar.

Bu nedenle, sonradan pişman olmamak, sevgi besleyen/sevgi bekleyen gönülleri kırmamak için, bayramları aile ve akraba ziyaretine vesile kılmalıdır. Büyüklerin gönlünü hoş etmelidir. Yaşayan her insanın zamanla, ihtiyar bir dede veya nine haline dönüşeceği unutulmamalıdır.

Not: Başta Milliyet mensuplarıyla blog yazarları olmak üzere, tüm müslümanların Ramazan Bayramı'nı kutlar, bu mübarek günlerin bütün insanlık için hayır ve bereket getirmesini dilerim.

Resim: hurriyet

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bir kişi bebekliğinden itibaren büyüyünceye kadar neler öğrenmiş, neler öğretilmişse onunla yaşar. Hatta bu da yetmez ana babaya büyüklere saygı sevgi kavramı bizzat yaşanılarak, yaşatılarak öğretilir. Bizler bunu yapmıyoruz. Sabri Tandoğan'ın bir sohbetinde duymuştum. Küçüklüğünde paşa dedesini ziyarete gittiğinde paşa dedenin tüm ziyaretçilerine 1- 1.5 yaşındakine bile ilgi gösterir, elinden tutup sohbet eder, ağırlarmış. Diğerleri paşa babacığım bu daha çocuk ne anlar ağırlanmaktan dediğinde, evladım şimdiden insanlara nasıl davranacakları bir fiil öğretilmezse o çocuk saygıyı öğrenemez. Ben şimdi ona öğretiyorum, büyüyünce de o bana gösterir. dermiş. Bizler çocuklarımızı bu şekilde yetiştirmedik, dolayısıyla ana baba çocukları ile telefonla bile iletişim kurabiliyorsa o ana babaya “şanslıymış, hayırlı evlatmış” dendiği zamanı yaşıyoruz. Hoş gör onları da, ne öğretildiğiyse öyle davranıyorlar. Selam ve saygılar.

akar 
 20.09.2009 10:59
Cevap :
Doğrudur. Başlangıçta çocuklarımıza verdiklerimiz, gelecekteki alacaklarımızdır. Daha microsoft (isterseniz djital) bir ifadeyle, yüklediğimiz yazılım, almayı hedeflediğimiz verinin şablonu demektir. İyi bir ahlak ve görenek eğitimi, verdiğiniz örnekte de anlatıldığı gibi, umumiyetle müsbet sonuçlar verir. O günleri yaşamış biri olarak gençleri anlıyorum. Atalarımız, "her kuş kendi alayı ile uçar" demişler. Esasen, yaşanan, algılanan ya da görünen ne olursa olsun, gönüller farklı telden çalmaktadır. Yani realiteye karşı durmaktadır. Sanıyorum her ana baba, arada bir evlatlarını ve torunlarını görmek, onlarla bazı şeyleri paylaşmak ister. Bu da onları mutlu eder ve yaşama sevinçlerini artırır. Yorumunuz için teşekkür eder, sağlık içinde nice bayramlara erişmenizi temenni ederim.  21.09.2009 14:52
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 462
Toplam yorum
: 719
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 687
Kayıt tarihi
: 28.04.07
 
 

Emekliyim. Herkes gibi benim de bir dünya görüşüm var. İnsanların farklı fikir ve inançlara sahip..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster