Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Şubat '08

 
Kategori
Arkeoloji
Okunma Sayısı
755
 

Zaman nedir

Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre zaman ‘Bir işin, bir oluşun içinde geçtiği, geçeceği veya geçmekte olduğu süre, vakit’ anlamındadır ve dilimize Arapçadan geçmiştir. Dilimizde olduğu gibi Arapçada da zaman sözünün karşılığı olarak: tarih, an, miat, vakit, zuhur sözleri kullanılmaktadır. 

Zaman sözünün batı dillerindeki karşılığı ‘time’dir. Date de zaman anlamında kullanılsa da olayın başlangıç zamanı anlamına gelmektedir. Measure ise ölçü anlamındadır. Dilimizde kullandığımız süre sözü ile aynı kökten türemiş bir sözcüktür. Bir olayın başlangıcı ile bitimi arasındaki anı ifade eder ve bu da, şu kadar ayda, şu kadar saatte… vb ölçü birimi ile ifade edilir. 

Tarih sözünün batı dillerindeki karşılığı ‘history’ dir. History sözü ise Sümer Tanrıçası (İshtar) İştar’dan türetilmiştir. Tarih yazının icadı ile başlatılır. Yazıyı icat edenler ise Sümerler olarak kabul edilmektedir. Yazı düşüncenin simgeleşerek kaydedilmesidir. Döneminde ve günümüzde de düşüncenin kaynağı Tanrı – kişi olarak kabul edilmektedir. 

Tarih: Geçmişte yaşamış insan topluluklarının ekonomik, siyasal ve sosyal alanlardaki yaşantılarını neden sonuç ilişkileri içerisinde belgelere dayanarak yer ve zaman göstererek tarafsız biçimde inceleyen ve anlatan sosyal bilim dalı olarak tarif edilmektedir. Bu olayların zamanını belirlemede ise kronoloji bilimi kullanılmaktadır. 

Çağ, binyıl, asır, yıl, ay, hafta, gün, saat, dakika, saat, salise… Zaman dediğimiz soyut kavramın kabullenen - ölçümlenen soyut dilimleridir. Bu ölçümleme matematiksel olmanın yanında bölgesel ve düşünseldir. Neolitik Çağ, Kalkolitik Çağ, Tunç Çağı, Yakın Çağ, Uzay Çağı… Her biri kendi içinde farklı tarihlerde farklı coğrafyalarda oluşan yaşamı tanımlayan kavramlardır. Yapılan arkeolojik çalışmalardan anlaşılıyor ki belirli bir tarihte bir bölgede Neolitik Çağ yaşanırken bir diğer bölgede Tunç Çağı yaşanmaktadır. Bu iki çağ arasında 5000 yıl bulunmaktadır. Günümüzde farklı alan ve bölgelerde Neolitik veya Demir Devri şartlarına göre yaşamlar bulunmaktadır. Bu insan düşüncesinin / eylemlerinin tanımlamasında kullanılan bir ölçü birimidir. Bundan da anlaşılıyor ki kişi biyolojik olarak günümüzde yaşasa da düşüncesi binlerce yıl geride yaşayabilmektedir. Bu duruma her anda her şey var da diyebiliriz. 

İlk dönemlerde zaman ölçümlemede doğal olaylar esas alınmıştır. Dünyanın, güneşin - ayın, dönüşü ölçü birimi olarak kabul görmüştür. Günümüzde ise bu konu belirli bir salınımı esas alan saniye sistemi kullanılmaktadır. Doğal felaketler, savaşlar, doğumlar vb önemli olaylar evrensel olmasa da günümüzde kişisel - bölgesel zaman ölçümleme aracı olarak kullanılmaktadır. 

Zaman denilince aklımıza tarihsel süreç gelmektedir. Tarihsel sürecin batı dillerindeki karşılığı ise (choronology) kronolojidir. Kronoloji sözü, M.Ö 2 bin ile birlikte Egeye göçmeye başlayan Deniz Kavimlerinden Greklerin ulusu, Zeus’un babası Kronos’tan türetilmiştir. Grek Kültürü Kronos ile başlatılmaktadır. Kronoloji; bir olayın, bir eşyanın - nesnenin yaşam çizgisinin sürelerini belirten bilim denebilir. 

Dilimize zaman diye geçen sözün ( ??? ) Arapça okunuşu (peltek ze) d ve z harflerinin karışık okunuşu olup dem an’dır. Dem dilimizde; içki – mey, müsaitlik ‘(o demde), gençlik suyu anlamlarına gelmektedir. Kişi bir erkek ve bir dişinin erlik suyunun birleşmesi ile meydana gelmektedir. Bu olaya divan şiirinde mey / dem içmek denmektedir. Demlemek (çay demlemek) eylemi demi alınacak nesne belirli kap, ısı ve zaman şartlarından geçirilerek hazırlanır. Bu bazı toplumlarda keyfiyet, bazılarında ise bir ritüeldir. 

An, zamanın bölünemeyecek kadar kısa parçası olarak tanımlanmaktadır. Bu sözün Arapçadaki karşılığı ise lahza’dır. Bir nefes alışındaki süreyi tanımlamaktadır. An’da yaşamak: içinde bulunduğumuz çağın - mekânın gerektiği gibi yaşamak anlamı yanında aldığımız nefesin içinde olmak anlamına da gelir. 

Felsefede ve tasavvufta geçmiş ve gelecek olmadığı ‘an’ın’ olduğu ve yaşamsal sürecin an’lar bütünü olduğu ifade edilir. Yaşayan (hayatın - yaşamın an’ları) yaşamı meydana getiren her şey ile yaşamaktadır. Bu şeyler ise farklı zaman boyutlarında ortaya çıkmış farklı formda şeylerdir. Bir ipin ucuna bağlanan taş elimizle çevirdiğimizde elimizin bir çevriliş döngüsü ile taşın döngüsü arasında epey bir zaman farkı bulunmaktadır. Bu eylemi yapmaya karar veren düşüncede en küçük an değeri içinde olup bitmiştir. Bu eylemden dolayı düşüncede herhangi bir değişim olmamaktadır. Ama şekillerde bakın kişinin konumuna göre değişme olmaktadır. Başka bir idrak seviyesindeki düşüncedekinin bakışına göre bu eylem, onu farklı düşünce boyutlarına hareket ettire bilmektedir. Görelilik teorisine göre ışık hızına yaklaşan cisimler için zaman yavaşlar. Yani zaman şekle bağlı bir kavramdır. Öz’de, düşüncede zaman yoktur. Eşya / nesne an içinde vardır ve insana yakınlığına göre değer kazanmaktadır. Kişi de ona bulunduğu şekle ve renge göre isim alır. Düşüncenin eyleme geçmesi o nesne ile ilgili süreci – kronolojiyi başlatmaktadır. Bu süreç de şartlara bağlı olarak (kişi kütle hız) gelişmektedir. 

An, şimdi anlamında da kullanılmaktadır. Herkesin an’ı - algısı, frekans düzeyi farklıdır. İnsanlık bir süreç kişi ise o süreçteki anları canlı olarak simgeleyen kişi olarak tarif edilebilir. Kişinin ufku ne kadar açık ise yaşamın o kadar anlarını temsil etmektedir. An, her kişiye ve olaya göre farklılık gösteren bir formdadır. An’ın bir anlık düşüncesi yüzlerce seneyi ve olayı kapsayabilir. Yüzlerce sene, kişiye ve şartlara göre daha uzaya da bilir kısala da. Bir kişinin bilmediği bir yeri – şeyi arayıp bulması kendi içsel devinimi ve kullandığı eşyaya, şartlara göre zaman alır. Bu süre bir saat veya bir yıl olabilir. Ama o adresi bilen kişi bu eylemi istediği süre içinde yerine getirebilir. Bundan da anlaşıyor ki ölçme sonucu şartlara bağlı olarak değişen bir kavramdır. 

Kültür dünyamız Mezopotamya ve Ortadoğu’da şekillenmiş olup yazının icadı ile kullandığımız sözler kayda geçirilmiştir. Yazılı kaynaklara göre An Tunç Çağında Mezopotamya’da Gök Tanrısı olarak bilinmektedir. Bu kişi aynı zamanda Mari ve - veya Targa kökenli kral olarak da bilinmektedir. 

Kişinin; işçi, memur, asker, milletvekili, başkan, yönetici, akıllı, deli, cömert, katil… vb. kullanıldığı yere göre kıymetlendirilen binlerce sanı bulunmaktadır. Melek, şeytan insan, adam, tanrı da ona ait sanlar olarak kabul edilebilir. Melek gibi - cin gibi insan, insan değil sen bir hayvansın / meleksin… Sen adam mısın? Farkında olalım veya olmayalım dilimizde benzer onlarca söz bulunmaktadır. 

Antik Çağlarda, içinde bulunduğu toplumda düşüncesi genel kabul gören kişi sağlığında veya öldükten sonra Tanrı olarak kabul görmektedir. Günümüzden bir örnek vermek gerekirse Türkiye Cumhuriyetini kuran ve şekillendiren Atatürk’ün düşüncesi toplumunca genel kabul görmüş, onun düşüncesi bir yaşam tarzı olarak benimsenmiştir. Atatürk denilince akla, Türkiye Cumhuriyeti, Onun düşünce ilkeleri gelmektedir. Kendi sözü ile: "Beni görmek, mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız, bu kâfidir”. Bu söz Onun düşünce olduğu ve an’da yaşadığını göstermektedir. Atatürk gibi düşünenler tarihin farklı zamanlarında farklı coğrafyalarda var olmuşlardır – olacaklardır. 

Sonuç olarak zaman ölçü birim olmayıp bir olayın – eşyanın meydana geldiği an’ı (dem’i an) ifade eden bir kavramdır. Sözcük dilimize Arapçadan geçmemiştir. Kendi coğrafyamızda, kendi kültürel değerlerimiz içinde var olmuş birleşik bir sözcüktür. Sözcüğü gerçek anlamında kullanmıyor, kapsadığı kavramların yerinde kullanıyoruz. Tarihsel süreç olan yaşamı isme ve resme göre tasniflediğimiz için yaşamdaki düşünsel bütünlüğü kaybediyoruz. Bu nedenle de an da yaşayamıyor süreçte yaşıyoruz. Konu Niyazi Mısri’nin sözü ile daha iyi anlaşılacağını ümit ediyorum. 

İbn-i vaktım ben Ebul-vakt olmazam,  

Abd-i mahzım ben tasarruf bilmezem. 

Ân-ı dâimdir hakîkat güneşi,  

Ânım ben gitmezem, ben gelmezem. 

Zuhur-ı kainatın madenisin ya Resulallah
Rumuz-ı küntü kenz'in mahzenisin ya Resulallah
Beşer denen bu alem ki senin suretle şahsındır
Hakikatte hüviyette değilsin ya Resulallah
Vücudun cümle mevcudatı nice cami' olduysa
Dahi ilmin muhit oldu kamusun ya Resulallah
Dehanın menba-ı esrar ilm-i min ledünnidir
Hakayık ilminin sen mahremisin ya Resulallah
Ne kim geldi cihana hem dahi her kim gelisedir
İçinde cümlenin ser-askerisin ya Resulallah
Cihan bağında insan bir şecerdir gayriler yaprak
Nebiler meyvedir sen zübdesisin ya Resulallah 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 13
Toplam yorum
: 5
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 594
Kayıt tarihi
: 24.12.07
 
 

Anadolu'da var olan, varlığını Anadolu'nun yaşamına vermiş kişiler için var olanlara. Atatürk Ünive..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster