Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Temmuz '13

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
348
 

Zaman ötesi bir hakîkat adamı; "Hâfız Ersoy"

Zaman ötesi bir hakîkat adamı; "Hâfız Ersoy"
 

Kıraat, okuma; "ezber"den değil, "İkrâ!" - "Oku!" idrâkından ola...


Hakîkat yolunun has yolcularını sık sık “Korkma!” hitâbıyla kılavuzlayan o ulu çağrıdan, o en şerefli Hakk pusulasından damıttığı eşsiz idrâkı ile, İslâm’ın zaman ve mekân ötesi bayraktarlığıyla vazîfelendirilen Anadolu askerine cansuyu vermiş, “Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklâl!” nidâsıyla ona pek hayırlı yollar açmış gerçek bir Allâh aşığı, Kur’ân’ın o tevhîdî nûrunu öz rûhu bilip her dâim bu yolda çekiç sallamış hakîkî bir ilim işçisidir o!

İnsanlığın yegâne şifâ kaynağı olan o eşsiz kelâmı, çocuk yaşlarından îtibâren peyderpey okuyup sıklıkla mütâlaa ettikten sonra, birincilikle tamamladığı yüksek tahsil ertesi çok kısa bir zaman diliminde tamâmen hıfzetmekle kalmamış; âdetâ ruh hâfızasına nakşettiği her bir âyeti, her bir emr-i ilâhîyi bitmek bilmez bir aşkla yaşamının tüm alanına taşımış ve hekimlikten vekilliğe, edebiyat ve lîsan çalışmalarından mûsıkîye, öğretmenlikten gazetecilik ve sporculuğa, vâizlikten şâirliğe kadar bütün faaliyet sahalarına “tahkîkî îmân”ın izlerini imrenilesi bir cehd ile şerh düşmüş esaslı bir eylem insanıdır.

Vatan şâirliği de, millî şâirliği de hep hakîkat adamlığından gelir onun! Attığı her adımın, soluduğu her nefesin özü, İslâm’ın o hâlîs rûhudur zîrâ. Sözün özü; tevhîd şuuru ile dopdolu o cevvâl şahsına “Bir Yaşayan Kur’an” denilse, abartı olmayacaktır aslâ…

Edebî, ilmî ve bilimsel anlamda her türlü donanıma fazlasıyla hâiz olmasına rağmen beş yılı aşkın bir süre inzivâ hâlinde üzerinde çalıştığı Kur’an tercümesini yeterli bulmayıp bu özel ve kıymettâr çalışmayı akıl almaz bir tevâzû ile iptâl etmesi ise; yine aynı hassâsiyetin, yüksek İslâm bilincinden doğan o olmazsa olmaz edep ve âdâp hâlinin bir netîcesidir olsa olsa.

O azîz, fevkalâde görkemli, kuşatıcı ve mânâ içre mânâ boyutuyla insanı sarhoş eden haşmetli hitâbın hakkını verememe, ona lâyık bir ürün ortaya koyamama hâlet-i rûhiyesiyle taşınan o kutsal korkunun, ciddî bir muhasebeden kaynak alan o naif çekincenin ve ebedî hürmetin “Ah!” dedirten iç acıtıcı bir aksidir âdetâ…

Ve biraz da, Kur’ân’ın Arapça lîsanla bütünlük arzeden fıtrî yapısının mânâ ve değerini oldukça iyi bilen bir tefekkür ehli olarak, uzun bir zaman emek verdiği bu Türkçe tercümenin “dinde reform” ve “Türkçe ibâdet” çalkantılarına malzeme edilebilecek olmasından doğacak o yüksek vebâl hissinin ürküntüsü gibidir.   

Zîrâ onun Kur’ân’ı hıfzı “ibâre” değil “mânâ”, kıraatı da “İkrâ!” uyarısından gelen o hakîkî “okuma” üzredir. Hâfıza-i beşer her ne kadar nisyân ile mâlûlse de, zihnî değil rûhî hâfızadan doğan diri bir idraktir onunkisi! Çok yönlü ve sıra dışı varlığında tüm parlaklığıyla açığa çıkmış “Yâ Hafîz” esmâsından da güç alan diri ve diriltici, güçlü bir idrak…



Bir insanda hem güçlü bir mütefekkir sıfatı, hem de etkili bir girişimci ruh aynı anda bulunabiliyorsa; işte o, toplum için merhemdir, candır!

Hakk’kın yeryüzündeki biricik temsilcisine, “Hz. İnsan” makâmına namzet eşref-i mahlûka “Uyan!” diyecek, türlü yanılsamalarla parçalanmış ruhları “Sirât-ı Müstekıym”e dâvet edip hakîkat ve “hakîkî istiklâl” adına ses getirecek, çözüm üretecek, kesretten vahdete gidişte yolunu kaybetmiş nice aç ve susuz kervana tevhîdî okumadan kaynak alan bir basîret ve ferâset ile istikâmet verecek parlak bir sîmâdır!

Ve Hâfız Mehmet Âkif, öylesidir işte…     

“Hayır! Hayâl ile yoktur benim alışverişim!

İnan ki her ne demişsem, görüp de söylemişim.

Şudur cihanda benim en sevdiğim meslek;

Sözüm odun gibi olsun, hakîkat olsun tek!”

der ve hakkâniyet adına kitabın tam orta yerinden konuşabilecek engin bir cesâreti yansıtır, irfânî dimağından süzülen o ok gibi sözler!

Kâh “özgüven yoksunu, gereksiz bir Batı düşkünlüğüyle Anadolu rûhunu inciten sahte aydınlar”a çatar gâyet kendinden emin, kâh “kavmiyetçilik” zehriyle, İslâm’ın her dâim birleştiricilikten yana olan tevhîd sırrını çiğneyip çatışma ve kaos üreten câhil takımına çıkışır!

Ve nihâyetinde “En büyük düşmanıdır rûh-i Nebî tefrîkanın,

             Adı batsın onu İslâm’a sokan kaltabanın!

             Şu senin âkıbetin bin bu kadar yıl evvel

             Sana söylenmiş iken, doğru mudur cedel?”

suâliyle de yine O’na, anlam hâfızasına derin bir muhabbetle kaydettiği Kur’ân’a işâret eder! Zîrâ sapmaz pusulası, yaşamına maddî ve mânevî yön veren yegâne haritası, Kur’an-ı Kerîm’dir Hâfız Ersoy’un!

Şâir yönüyle, hakîkî bir çığlığa kulak kesilmiş nice ruhlarda ulvî ufuklar açan bu büyük fikir işçisinin ilk yayınlanan şiirinin “Kur’ân’a Hitap” olması da, yine bir tesâdüf değildir elbet! İlki de, sonu da O’nda bulmuş; maddî ve mânevî bütün varlığını Kur’ânî hakîkatler adına fedâ etmiştir âdetâ.

İstiklâl Marşı gibi büyük bir eseri, başyapıtı olan Safahat’a koymayışını "Çünkü ben onu milletimin kalbine gömdüm!" sözleriyle açıklarken, kendini de her şeyiyle Kur’an ahlâkına vakfetmiştir…

Onun, rûhânî belleğine ince bir dikkatle kazıdığı Kur’an ahlâkından anladığı ise kuru bir ezberden çok ötedir, bambaşkadır! Kur’ân’ı lâyıkıyla hıfzetmek, yaşamak ve yaşatmak; her dâim Hakk adına, tekâmül odaklı bir üretim ve eylemi, her tâze an hakîkat adına bir râbıta ve teemmülü gerekli kılmaktadır çünkü. Ve en önemlisi de, tezkiye edilmiş bir nefsi!

Henüz ilkokul sıralarındaykenSelânikli Esad Dede’den Mesnevî dersleri alıp Fuzûlî’nin “Leylâ İle Mecnûn”unu hatmeden küçük Âkif, her şeyden önce, içinde kendiyle birlikte büyüyen nefsi görmüş, ona uyanmış ve “Cihâd-ı Kebîr” kapısından çok erken yaşlarda girip, yaşamı boyunca bütün adımlarını nefsin hayâtî ve îmânî tehditlerini bertarâf etmek üzerine kurmuştur.

“Beşerin taptığı, bir kendisinin heykelidir;

Dinlemem, etse de Allâh’ı bütün gün takdîs!

Ben bu mel’un putun uğrunda geberdim, hâlâ,

Kabaran kokmuş içimden; “Yaşasın nefs-i nefîs!”

diyerek kendi zulmânî yönüyle yüzleşmiş ve âlî teçhîzâtını, bu ilkel ve baskın tehdit karşısında değerlendirmeden imhâ eden, nice yolundan olmuş insana büyük bir cehd ve iştiyakla bend olmanın o kutsî derdine düşmüştür. İnsanı, içine düştüğü o dev karadelikten kurtaracak biricik devâ kaynağı olan Kur’an rûhunu tüm ruhlara eriştirmenin o asil derdine…



Kelimelerin içinin boşaldığı, “sunî, anlamdan uzak, ezbere, mekanik, çıkara dayalı, kaotik bir yaşam biçimi”nin, sessiz çığlıklar içinde can çekişen ruhlarımızı hızla istilâ ettiği ve tefekkür deryâsının iyiden iyiye örselendiği bir gürültü çağında bu büyük dertliyi, Hâfız Mehmet Âkif’i anmak, anlamak, “okumak”; onun hıfzettiği ne ise, ona bakmak can gözüyle! “Var mı acep böyle bir derdi olan?” diyesi geliyor ya insanın zaman zaman, yanıt yine de yüz ağartıcı, yine de ümitkâr!

Zîrâ mânevî hâfızası, toplumsal belleği ve sosyâl genetiği oldukça zengin, fevkalâde bereketli bir coğrafyanın, dahası bu coğrafyayı fersah fersah aşan onurlu bir dâvânın vârisleriyiz!

Çağın, beyinleri dumûra uğratan o anlamsız debdebesi içinde sendelesek de devrilmeyiz, aslî rotamızı aslâ kaybetmeyiz! Ruhlarımız dengesini yitirip de ayakların kaydığı o tehlikeli an “Korkma! Muhakkak gâlip gelecek sensin!” diye ünleyerek varlığımıza “yeni”den ayar veren o zaman üstü sesi duyar, irkilir, kendimize geliriz!

Zîrâ o zengin târihin ve “âlî bir mesûliyet şuuruyla dopdolu Hâfız Mehmet Âkiflerin, içinde gizli bir inci gibi durduğu silsile-i mânevîye”nin verdiği o gerçek öz-güven bizi müşfik kollarına alır, “ezelî ve ebedî istiklâl” adına sarar, sarmalar; huzurla huzûra gireriz!

Biz hep o bitimsiz kaynağın, “gerçeğe aymış duru ve diri idraklerce ruhlara hıfzedilen biricik hakîkat”in peşinde O’ndan gelir, yine O’na döneriz!

Hakîkate ebeden uyanmak adına hikmetli istiklâl buhranları yaşadıkça yeni hâfızları nöbette bulur; onların, o katıksız, ezelî ve ebedî hakîkati solukladıkları her bir an haşyetle omuzladıkları o onurlu, o edepli korkudan başkasını tanımayan g-özlerine “Aşk”la selâm ederiz…

Ayten Çalış

27 Şubat 2013


 
* Evrensel Hâfızlar Derneği'nin "Hâfız Mehmet Âkif Ersoy" konulu metin yarışmasında

üçüncülüğe değer bulunmuş

ve Temrin Dergisi'nin 60. Temmuz-Ağustos sayısında da yayınlanmıştır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sevgili Ayten Hanım, çok değerli bu derecenizi kutluyor, başarınızın devamını diliyorum. Selâm ve muhabbetle...

Filiz Alev 
 23.07.2013 20:27
Cevap :
TeŞEKKÛR ederim güzel insan... Kur'an ile ilgili bir şeyin içinde öyle ya da böyle bulunmak, hoş ediyor sadrı... Muhabbet ve duâ ile...  25.07.2013 0:01
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 27
Toplam yorum
: 41
Toplam mesaj
: 42
Ort. okunma sayısı
: 1494
Kayıt tarihi
: 19.01.07
 
 

İsmim Ayten Çalış. Tanıyanlar soyadımla müsemmâ olduğumu söylerler, bilmiyorum! Ama "Sen kendini ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster