Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Mayıs '13

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
83875
 

Zamanda ‘zamansızlığı’ fark edebilmek

Zamanda ‘zamansızlığı’ fark edebilmek
 

fiziksel varoluşunu sürdüren, geleceğini düşünen, yiyen içen, seks yapan, etliye sütlüye karışmayan, araştırma zahmetini aklının ucuna dahi getirmeyen, zihinsel faaliyetleri sınırlı kimselerin düşünemeyeceği şeylerdir


Zaman, güneş sisteminde gezegenlerin, kendi ekseni  ve onun etrafında dönüşümü ile gerçekleşen bir olgu.

Bilindiği üzere gece-gündüz ve yıllar bu şekilde meydana geliyor.

Güneşin de Samanyolu’nda turlaması var. Tam tamına 255 milyon yıl sürüyor. Havsalaların alacağı cinsten bir ölçü değil bu.

Ayrıca yaşadığımız olaylara göre dillendiriliyor zaman. ’…den önce veya sonra’ gibi.

Meselâ kimi süreçler “vakit hiç geçmiyor”der, hayıflanıp dururuz. Bazen de “saatler ne çabuk geçti, bir türlü fark edemedik”yaklaşımları ile mutluluğumuzun doruk noktaya çıktığına işaret ederiz.

Oysa bildiğimiz zaman aynıdır. Ne acıdır ne de tatlıdır. Hiç değişmez. Güneş sisteminde-yeryüzünde yaşadığımıza göre durum budur. Ağır geçtiği dillenir. Yahut fark bile edilemez.

Sıkıntılı, mutsuz olduğumuzda bu halin bir an evvel bizden gitmesi gerektiğine bahane bulunur ve zamana yüklenilir, ağır ilerlediği söylenir.

Ancak neşeli-şen hallerimizde olduğumuz, havalara uçtuğumuz süreçlerde, onu pek aklımıza getirmeyiz. Bu anın asla değişmemesini dileriz.

Hızla akıp giden saatler-dakikalar nedeniyle de  “zaman ne çabuk geçti yahu!”der, hayıflanıp dururuz.

Zamanı çözmek sadece dünya üzerinde yaşanan olaylarla ilgili değil.

Örneğin, Cehennemde zaman var mıdır? Şeklinde akla takılan soruyu ‘evet’ diye yanıtlamak gerekir. Milyarlarca senenin insan havsalasına sığmayacağı düşüncesiyle, Allah Rasulü (s.a.v.) “Onlar ebediyen cehennemde kalıcıdırlar”diye bir tanım getirmiş, zamanın kısa tarihini bize tarif etmiştir.

Zamanın durmasını, ilerlememesini istediğimiz yer var mı?

İşte bu sorunun cevabı da, öte yaşamda “Cennet”boyutudur.

Çünkü Cennette zaman yoktur.

Şayet insan zihni, zamanın yeryüzündeki gezegenlerin kendine has bir işlevi sonucu meydana geldiğini düşünse, bir anlamda kavrayabilse, bedenin içinde bir başka beden olma misali, zamanın bünyesinde de bir başka zamanın olduğunu fark edebilir.

Özetlemek gerekirse, zamanın orijinal olanına inebilse, nasıl bir şey olduğunu tahayyül edebilse, yaşam düzeyindeki sıkıntıları, ağlamaları, oflamaları-puflamaları azalacak, hatta yok denecek düzeye gelecektir.

Bunun devamlılığı halinde insanın “ebedi mutluluğa”erişebileceğini söylemek sanırım yerinde olur.

Cehennemin, kişinin performans düşüklüğü nedeniyle acı çektiren, yerlere savuran olayları ve ışınsal yapısı zamanın varlığına işaret ederken, cennetin kuant boyutu olması ve bu boyutun mekânsallıkla ilgili olmaması gerekçesiyle burada zamanın bulunmadığına da işaret eder.

O nedenle meleklerin ölümü mevzubahis değildir.

Bu açıklamaya istinaden, şu hususu dillendirmek mümkün: Mekân varsa zaman da vardır. Zaman yoksa mekân da yoktur.

Nitekim bu açıklamalar doğrultusunda Efendimizin (s.a.v.) bir sözü konuya ışık tutacak mahiyettedir.

O, “Ölmeden evvel ölünüz”buyruğu ile bir anlamda zamansızlığa işaret etmektedir.

“Zamansızlığın burada, dünyada yaşanması mümkün mü?” Sorusuna verilecek yanıt, elbette “evet”olacaktır. Zira dünyada iken Hakkel Yakıyn hali ile ölenler, bahsini ettiğimiz niteliği yakalıyor.

Kendi halinde, fiziksel varoluşunu sürdüren, geleceğini düşünen, yiyen içen, seks yapan, etliye sütlüye karışmayan, araştırma zahmetini aklının ucuna dahi getirmeyen, zihinsel faaliyetleri sınırlı kimselerin düşünemeyeceği şeylerdir bunlar.

Dikkatinizi çekti mi bilemiyorum. Küçük bir çocuk asla zamandan bahsetmez. Çünkü o geçmiş ya da gelecekle ilgilenmemektedir. Böyle olunca bir yerde ona (taklidi dahi olsa) AN’I içinde yaşıyor demek mümkün.

Aynı düşünceyi Âşıklar için de kullanabiliriz. Âşık da zamanı yaşayamaz. Açıkçası zamanı fark edecek bir durumda olamaz. O daima sevdiği ile beraberdir. Onunla arasına süreç giremez. Bu durumda onu nasıl fark edebilsin ki!

Bunu aklının ucuna bile getirmez. Düşüncesinde sadece Aşk vardır.

Bu anlamda aşığın vakitle bir alışverişi yoktur.

Farklı bir noktaya geçiyorum;

Keşif ve Fetih!

Toplumun dinamik kesimlerinde İslâmî yaşam referansları çok güçlü insanlarda bulunan meziyetlerdir. Bunlar ilim özelliği ile birlikte velayet kemalatının en üst noktalarında görev yapmaya başlarlar.

Keşif, his yönüyle düşünceleri okuma, olaylara hâkim olma veya önceden bilme yetisi.

Fetih ise daha da üstünü, doğru ve sağlam bilgiler yanında,  geçmiş-gelecek, yakın-uzak demeden olayların görme boyutu ile tespiti.

Zamansızlığı yaşamayı da bu değerlere katabiliriz.

Nerde bir boşluk varsa, nerde bir olay doğacaksa önce bu çevrenin haberi oluyor.

Ve onların istekleri doğrultusunda talepler olgunlaşıyor.

 

 

Ahmed F. Yüksel

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Nasıl ki; Mananın manayı GÖRMESİNDE,kesitsel mekan anlayışı ilminde kaybolurken, Varlığında aynı anda SEMİ olanın BASIYR olarak ortaya çıkması...Zamansızlığın adresi olarak gösterilmekte...!!! Bu cahilin yazıdan anlayışı bu şekilde.... Teşekkürler..

Yıldıray Ok 
 21.05.2013 13:05
 

Bu mübarek günde bir kaç yazı okudum ama bu yazı en güzeliydi. Zaman konusunun göreceli olduğunu biliyorduk ama o "göreceleri" nelerin nasıl oluşturabileceğini düşünmemiştim bile. Bu açılım için sizlere teşekkür, Allah'a şükür ederim.

Volkan Tolga 
 16.05.2013 22:51
 

Kendimizi tanımadığımızdan ,her zaman her yerde sanal kimliklerle, dışarıda gördüklerimizi etkileme , bastırma , yerme duyguları icinde, zamanımızı harcarken; bîhaber olduğumuz zaman- mekan kaydında olmayanların, ölmeden önce ölmüslerin ,an da yaşayanların durumlarını ilgiyle okuyoruz ve bilgileniyoruz...Teşekkürler :)

Zeynep Üstüniş 
 15.05.2013 23:13
 

Küçük bir çocuğun zamandan bahsetmeyip, gelecek ve geçmişle ilgilenmeden sadece anını yaşaması çok güzel bir örnek. Özellikle de küçük çocukların beyinlerinin dış dünyadan gelen sinyallere, bir yetişkine göre ne kadar az maruz kaldığını düşününce.Beyin veri tabanı şartlanmalar, göreceli bilgilerle dolmamış olduğu için, geçmiş takıntısı, gelecek kaygısı henüz neredeyse yok denecek durumda. Sadece anı yaşayıp değerlendiriyor. Bu durum da bana yazınızda bahsettiğiniz, kendini fizik beden olarak kabul edip, gelecek kaygısı ile yaşayan, araştırma zahmetine katlanmayıp veri tabanındaki bilgi ile yaşamını sürdüren insan tipinin neden anda kalamadığını daha iyi anlatıyor. Beyin veritabanını maddesel boyut girdilerine açmış bir insanın şuur boyutunu yaşayabilmesi çok zor.

kaan yücel 
 15.05.2013 9:16
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 611
Toplam yorum
: 1977
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 10240
Kayıt tarihi
: 14.12.11
 
 

Akşam Gazetesi, Radikal Gazetesi, Piyasalar Dergisi, Yedi İklim, Türk Edebiyatı, Yeni Dünya, Popüle..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster