Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Temmuz '11

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
455
 

Zamanda yolculuk ve aşk

Zamanda yolculuk ve aşk
 

Sıfırın altındaydı sahip olduğum bütün duygular, acımasızca dondurulmuş ve geriye kaskatı kesilmiş olan son halim kalmıştı. Zamana karşı saplantılar kuşatmıştı etrafımı ve sonu gelmek bilmeyen paradokslar arasında kendi ölümüne sebep olan bir katil rolüne bürünüp duruyordum her defasında. Yaşam ve ölüm arasındaki o ince çizginin çizmiş olduğu sınırlar içinde devam ediyorken hayat, gökyüzünün yeryüzüne olan uzaklığı aramızda meydana gelen mesafenin had safhalara ulaştığını gösteriyordu zihnimin her bir noktasında. Bir anda susuyordu gözlerim ve gökyüzünün derinliklerine konmuş olan yıldızların sessizliğini dinliyordu. Düşünüyordum ve uzak mesafelere dalıp kendimce anlayamadığım sorular soruyordum: 

Gerçekten ulaşılmazım sen misin ya da gerçekten senin ulaşılmazın ben miyim? Biliyor musun belki de ikimiz de birbirimizin ulaşılmazı değilizdir. Belki de, kozmik bir olayın etrafında kümelenen farklı zaman dilimlerinin farklı mekanlarında biraraya gelişimizdi bize bu hatayı yaptıran. Zamanda meydana gelen bir yolculuktu bizimkisi ve ulaşmaya çalıştığımız nokta gelecek değildi, sadece geçmişin ta kendisiydi. Geçmişe doğru yol alıp nesli tükenmiş olan dinozorlar misali yok olmanın yollarını arıyorduk adeta. Ve kısmen de olsa bunu başardık sanırım. Tek taraflı da olsa hayatı kendimize zehir edip, cehennem ateşini yakmıştık birden tüm gemileri yakar gibi. Bu sayede cehennem boşaltılmıştı ve bütün şeytanlar toplanıvermişti üzerinde yaşamış olduğumuz dünyada. 

Aşkın gözü kördü ve bulaşıcı bir hastalık gibi tüm virüslerini yaymıştı vücüdumun her bir noktasına. Tüm kusurlarını örtbas etmiş ve mükemmel bir yapıya bürünmüştün gözlerimde. Tüm kusurlarını üstlenmiş ve yapmış olduğum her hatayı “onlar benim doğrularım” diyerekten kabullenmiştim. 

Oysa ki, zamanda yolculukta aslolan geçmişe değil, geleceğe yolculuktu. Gerektiği zamanlarda ışık hızına yaklaşıp yüz yıl sonrasına gitmenin olanaklı olduğu durumlarda yaşamaktı. Mantığı duygulardan, duyguları mantıktan ayırmadan dengeyi sağlayan geleceğe ulaşmaktı bize yarar sağlayacak olan. 

Değişen dünyanın değişen koşulları çerçevesinde değişmeliydi insan ve eskiyi değil, her daim bıkmadan, usanmadan yeniyi aramalıydı umarsızca. 

Sıfırın üzerine çıkmaya başlıyordu sahip olduğum bütün duygular ve eriyip yok olmaya başlıyordu içimde, sana karşı hissettiklerim. Kabuk bağlamış yaralarımın iyileşme zamanıydı şimdi. Gözlerini dünyaya, yeni açmış bir bebek gibi yeniden doğarak kucaklamaya başladım hayat seni. Söndürmeye başladım dünya üzerinde yakmış olduğum cehennem ateşini ve içimde inşa etmeye başladım cennet bahçelerini. Cennet boşaltılmıştı ve bütün melekler toplanıvermişti üzerinde yaşamış olduğumuz dünyada. 

Aşk, her daim var olmuştu hayatımda ve artık aşkın gözü kör değildi. Aşk, görüyordu her şeyi tüm çıplaklığıyla ve ortada yanlış olan doğrular yoktu. Geride sadece yaşanmış olan anılar vardı ve her yıkımın ardında bir yaratıcılık baş göstermişti. Düşünceler değişmiş, algılar doğru yönde şekillenmişti ve yaşam felsefesi “her son yeni bir başlangıçtır” diyerekten son noktayı koyup geleceğe doğru hızla yol almıştı. Ve artık aşk, geçmişte yaşananlarla değil, gelecekte yaşanacak olanlar üzerine kurgulanmış, zamanda yolculuk çoktan başlamıştı. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 102
Toplam yorum
: 27
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 1381
Kayıt tarihi
: 24.06.11
 
 

Çukurova Üniversitesi Maliye Bölümü mezunuyum. 8 Nisan 1987 doğumluyum ve Adana'da Seyhan ilçesin..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster