Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Mart '07

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
532
 

Zamanı yendim!

Zamanı yendim!
 

Öyle hayaller kurmuşum ki imkânsıza yakın olduklarını anlamak geç oldu. Aklımın ucundan geçmeyenler gerçek oldu. Hayat tam tersine akmaya başladı bir anda. Zamanı bir yerlerde kırsam da farklı bir devamına atlayabilsem diyorum şimdi. Geriye bir yerlere dönebilseydim değiştirmek istediğim hangi noktası olurdu acaba? Değişik bir soru bu. Aslında geçmişe gitmek teknik olarak mümkün değil ama diyelim ki geçmişte bir noktaya anlık bir müdahale etmek mümkün olsaydı neler olurdu. Yani zaman yaşanmış ve sen gidip bir noktasına müdahale ediyorsun şu anda yaşadığın hayatı sonsuzluğa akıtıp zamanın akışını müdahale noktasında kırıp farklı bir sonsuzluğa akmasını sağlıyorsun.

Vayyy.. Değişik bir konu, düşünmesi bile heyecan veriyor. Yani babamın hayatının bir noktasına geri dönüp annem dışında bir kadınla evlenmek istemesi durumunda benim bu satırları yazma şansım olurmuydu acaba?.. Evet ben yazacaktım babamda yanımda olmaya devam edecekti ama önemli olan şu ki babamın müdahale ederek devam ettirdiği diğer zaman dilimi de olmaya devam edecekti tabii ki bensiz!

Yani ışığın aktığı bir kanal düşünün. Bu kanala yeni bir yatak açıyorsunuz ışık o yönde de akmaya devam ediyor. Başka kanallar, başkaları, başkaları daha.. Yani ışığı sonsuz paylaştırmanız mümkün o zaman zamanı da sonsuz paylaştırabilirdik. Yani sonsuza doğru giden sonsuz sayıda kırılmış zaman dilimleri. İşte bu durumda her kesin kendi dünyasını yaşaması mümkün olurdu. Düşünsenize bu durumda beğenmediğiniz hayatınızı akışına bırakıp, daha önce yaşadığınız bir noktaya geri dönüp o noktadan hayata devam ediyorsunuz. İki adet siz farklı hayatlarda devam ediyor. Birisinde çocuklarınız ve aileniz var diğerinde yalnız bir bilim adamı, yada efsane bir pop yıldızı.

Uçtum yine.. Pekala toparlayarak devam edelim. Zaman kavramı yaşanmış olan ve yaşanacak olandır. Tabiî ki bunun tam ortasında kalan “şu an” da bu kavramın en can alıcı noktası. Zamanı yaşanmışlar, yaşanacaklar ve şu an olarak ayırıyoruz o halde. Bakalım hangisi en önemlisi olacak.

Önce bir soru sormakta fayda var. Eğer hatırlayabilen veya kayıt edebilen bir beynimiz olmasaydı zaman kavramı nasıl olurdu?.. Ama hatırladığımıza göre geçmiş dönemlerde yaşananları bir şekilde hatırlıyoruz ve kayıt altına alıyoruz. Tüm bu yaşanmışlıklara müdahale etme şansımız olmadığına göre geçmiş artık tarih olarak geride kalıyor. Gelecek ise tam bir muamma. Fakat bilimsel olarak geleceğe seyahat geçmişe seyahatten daha mümkün. Işık hızının karesi kadar bir hıza ulaşan maddenin enerjiye dönüştüğünü Einstein izafiyet teorisinde kanıtlamıştı. Yani şu ünlü e=mc2. Buradaki e, yani enerji , bu hızda hareket edebilen bir cisim, tekrar aynı noktaya döndüğünde, referans noktasındaki zamanın çok sonrasında geri döndüğünü görüyor. Yani geleceğe gidiyor… Ama geri dönüş yok.

Pekala, geleceğe gittiğimizi düşünelim. Hemde şimdiki görüntümüz ve aklımızla. Hmm… Fark etmiyor yine “şu an” yaşanmaya devam ediliyor kaldığımız noktadan ilerisine. Yani insan farkındalığını yaşadığı ana borçlu. Her şeyini hatta!. Yani “şu an”a. O zaman bu döngü içerisinde çok önemli bir kavram çıkıyor karşımıza. İşin bizim için iyi yada kötü olması veya gitmesi yanında farklı şeyler de var “şu an”ın tam ortasında. Biz olmak. Bunu bilimsel, dinsel, felsefi, maddesel vs olarak açıklamak farklı noktalarda birleşimler sunabilir insanın önüne. Burada insanın değiştirebileceği şeyler olduğu gibi değiştiremeyecekleri de var elbet. Ama işin zaman kavramının bilimsel döngüsünü bir yere bırakırsak bana ait olanını değiştirebileceğim kesindir bu durumda. Çünkü zamana müdahale edebildiğim tek an “şu an” ve oda bana ait olduğuna göre zamanı yendim demektir.

Pekala bu şartlar altında artık daha akıllı hayaller kurmaya başlamanın ve zamanın en değerli noktasını planlamanın zamanı geldiJ

“Şu an” planı…

Sevgiyle kalın..

….

Bir insan kendini adadığında ilahi taktir de o yönde hareket edecektir
Tüm olaylar diğer bir olayı desteklemek için oluşur ve aksi taktirde hiçbir zaman ortaya çıkmaz.

Bir akarsu boyunca oluşan tüm olaylar sadece bir karardan doğar.
Hiçbir insanın hayal edemeyeceği tüm umulmadık durumlar, oluşumlar ve maddi destek bu şekilde elde edilebilir.

Elinizden geleni ve hayal edebileceğiniz her şeyi yapmaya hemen başlayın.
Cesaret; deha, güç ve büyüyü de içinde saklar.
Şimdi başlayın.
Goethe

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

içime sular serpildi. serin derelerde yüzmüş gibi oldum. hele sonunda goethenin cümleleri. zaman konusunda ben de çok düşünürüm. ve zamanı geçmiş, gelecek diye ayırmayacağımızı sanıyorum. her ikisi de birer düştür çünkü. sadece akıp gitmekte olan bir şu an var o da "şu an" dediğimiz anda yokolup gidiyor.geriye ne kaldı? sadece biz ve hayallerimiz.

Başak ALTIN 
 04.03.2007 20:36
 

Şu an planınıza katılıyorum, Ama inanki şu ana da geçmiş yaşantıların tecrübeleri ile karar veriliyor.Cesaretse yapılması gereken ,cesur olnuyor, rehavet insanların ilk tercihleri genellikle yaşamlarında, düzğün giden bir şeyi değiştirme eziyetine girilmemekte.Bu nedenle de Goethe'nin sözündeki cesareti az görüyoruz.. O söze yürekten katılıyorum, Cesaret;deha,güç ve büyüyü de içinde saklar.Elinize sağlık.. Şu anın önemini hatırlattığınız için.Hoşçakalın.

Nuray Yetkin 
 04.03.2007 20:24
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 28
Toplam yorum
: 66
Toplam mesaj
: 18
Ort. okunma sayısı
: 963
Kayıt tarihi
: 07.01.07
 
 

Hayatı her sorguladığımda karşıma çıkan sonuçlara analitik yaklaşımlar sergilemeye devam ediyorum el..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster