Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Ağustos '07

 
Kategori
Kültür - Sanat
Okunma Sayısı
275
 

Zamanın durduğu yıllar

Terk edilmiş, eski bir tren istasyonunda tanışmıştık. Kurşuni renkteki bulutların gökyüzünü kapladığı bir gündü. Sürgün yıllarımızdı, kendinden kaçan iki düş kaçağıydık. Heybemizde eski zaman epopeleri, yol yorgunuyduk. Yüzümüz dağlara, sırtımız denizlere dönüktü. Kuşatılmış kentleri yara yara gelmiştik bu bakımsız, izbe terkedilmiş istasyona. Cüzdanlarımızda arananların adları yazılı bir liste vardı, altlarında birer vesikalık flu fotoğrafla süslenmişti. Senin adın da vardı, resminle birlikte. Listeyi yırtmamızın uygun olacağını söylemiştin, öylece de yaptık.

Serin bir mayıs günüydü, ceketlerimizin yakalarını kaldırmıştık, dudaklarımızda iğreti bir sigara, siyah beyaz filmlerin birer gangasteri gibi daldık kentin kalabalığına. Bekâr bir arkadaşın evinde, güvende olmanın verdiği rahatlıkla çay içiyorduk hatırlarsın. Radyodan gece ajanslarında, şimdi emekli olmuş, komik resimler çizen biri, o günlerde her şeye korku salan kudretli bir generaldi. Cızıltılar arasında, diyordu ki “ ütopyaları olanları bize bildirin, bizden habersiz kimsenin düşleri olamaz. Gerekirse, gerekli ütopyaları biz ithal eder size sunarız.” Bizi ihbar etmelerini istiyordu insanlardan.

Korku yıllarıydı, perdeler sıkı sıkıya kapanır. Hayat, dışarıyla izole edilmiş odaların içinde geçen bir zaman kavramından ibaretti sadece. Kuşkular kol geziyordu tüm caddelerde, kaldırımlar dahi paranoyak olmuş bir kuşkuculukla kahkahalar atıyorlardı. Değil geleceğe dair biriyle konuşup dertleşmek, merhaba etmek bile riskti. Dedim ya korku yıllarıydı. Hatta sen başka bir isim koymuştun bu döneme, “Zamanın durduğu yıllar.”

Günlerce bu şehirde bizim gibi olan düş çocuklarını aradık. Modern zaman şövalyeleri yoktu ortalıkta. Umut ve umutsuzluk arasında gidip geliyorduk. Ve öyle bir gün, günlüğüme şu notu düşmüştüm; “zamanın durduğu yılların intikamını, zamanın durmadığı yıllar alır.”

Şimdi diyorlar ya zaman değişti. Sen de biliyorsun değil mi? Aslında kendi düşsüzlüklerinin adıdır zamanın değişimi. En güzel insanlar, en güzel düşleri göğsünde saklayanlardır. Zaten ütopyalar biraz da aklın dışında, yürekle ilgili değil mi sevgili düşdaşım. İşte şimdi anlıyorum bizi neden aradıklarını. Çünkü biz düş biriktiriyorduk, onlar ise düşlerin düşmanıydı.

28.08.2002

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Düş kaçağı olun ne çıkar ama düş satıcısı olmayın ne olur. dostlukla. ezgi umut

Ezgi Umut 
 17.08.2007 0:07
 

Düş çocukları hep vardı sokak aralarında...Sonra gizledikleri düşlerle büyüdüler...Bir kısmı paralı düşlere yenildi zaman içinde bir kısmı da düşlerini anlattı şehrin kıyısındaki derme çatma kondusunda çocuklarına... Düşü olanlar hep yazdı, yazıyor... Kimi şiire astı hayallerini, kimi sarı sayfalara döktü öfkelerini... Biz, Birilerinin değişti diyebilecek kadar değiştikleri zamanda, torbamızda birşeyler olsun ama herkes doysun diyenlerdeniz.... Selam ile...

Çiğdem ALTINÖZ 
 15.08.2007 22:22
Cevap :
hayat öğretiyor işte...  15.08.2007 23:43
 

Yaralarımı depreştirdiniz yine Doğan Bey. Sahi bizim güzel düşlerimiz vardı o zamanlar değil mi? Su katılmamış çelik gibi de yüreklerimiz. Şimdi dönüp baksınlar yarattıkları şu manzaraya ve artık mutlu mu olurlar ne olurlar kendileri karar versinler. “Şu an hala ana sayfada sağ tarafta duran ve Ahmet Seven arkadaşımızın gündeme taşıdığı habere bakarak!” Saygılar Doğan Bey. Tekrar hoş geldiniz aramıza

Ayrıntıda gezinmek 
 13.08.2007 13:04
Cevap :
uzaklara varamamak, imgeli bir eylem olmamak, zamanın terkinine uymak için düşmedik yola....  13.08.2007 20:12
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 67
Toplam yorum
: 533
Toplam mesaj
: 128
Ort. okunma sayısı
: 1633
Kayıt tarihi
: 11.08.07
 
 

Adıyaman'da doğdu. ilk ve ortaöğrenimimi yatılı bölge okullarında okudu. İzmir 9 Eylül İktisat Fa..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster