Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Mart '11

 
Kategori
Ankara
Okunma Sayısı
3527
 

Zamanın içinde, Bahçelievler Yedinci Cadde

Zamanın içinde, Bahçelievler Yedinci Cadde
 

www. ankararesimleri.com


Bilindiği üzere Bahçelievler, başkent Ankara'mızın Çankaya ilçesinde bulunan bir semtidir. Ankara'da sosyal yaşamın önemli merkezlerinden biri olan bu semtte, birçok mağaza, restoran, kafe ve bar özellikle gençler tarafından ilgi görmektedir. Semt sakinleri genellikle emekli insanlardan oluşmakta, özellikle yaz aylarında semt Ankara'nın en önemli eğlence merkezlerinden biri konumuna gelmektedir. Bahçelievler, başkentin batı kesimine doğru planlı yayılmasını öngören bir yapılaşma sonucu (1945’lerde) ortaya çıkmıştır. Daha sonra çevreye üniversite fakültelerinin gelmesiyle, ekonomik canlanma yaşanmış ve semt meskenlerden oluşurken 1990'lı yıllardan itibaren mağazalar ve çeşitli işletmelerin açılmasıyla zamanla ekonomik ve sosyal bir merkez haline gelmiştir.

Yedinci cadde,

Bu semtin en popüler caddesinin bilinen adı Yedinci cadde'dir. Yeni ve senelerdir öğrenil(e)meyen, aslında kabul görmeyen adı ise 'Aşkabat caddesi' dir. Yaz aylarında büyük ölçüde gençlerden oluşan kalabalığın bir aşağı, bir yukarı sürekli aktığı bir cadde… Bir de arabalarını göstermeye meraklı gençlerin! Bu yüzden caddede daima yoğun, çok ağır ilerleyen bir taşıt trafiği hâkimdir. Burada yazın üç gün gezmeniz dördüncü gün oradaki insanlara göz aşinalığı sağlamanız için yeterlidir.

Görünüyorum o halde varım!

Delikanlılarımız caddede göz alıcı arabalarıyla 'hit' parçalardan oluşan müzikçalarlarını açıp ben buradayım mesajı vermeye çalışırlarken, genç kızlarımız da çoğunlukla röfleli saçları, pembe parlatıcılarla ışıltılı dudakları, inceltilmiş kaşları ile arz-ı endam eylerler... Bol rimelli gözleri, parlak pantolon ve çantaları, topuklu pabuçlarıyla adeta aynı moda dergisinin sayfalarından çıkmışçasına benzer görüntüler sergileyenleri de oldukça fazladır. Fonda, sağlı sollu marka olmuş kafelerin, marka mağazaların kenarından insan seli, ortasından da araçlarla hiç durmayan bir akış halinde….Bu durum karşısında bazıları caddeye adımlarını atar atmaz kendilerini garip ve bu dünyadan değilmiş gibi hissedebilirler. Bu bir tür kolektif 'görsel var oluş' ve 'ego şımartma' hali olsa gerek!

Neyse ki gençlerimizin orada, mekânın verdiği havayla bu türden bir kolektif 'var oluş' ve 'şımar(t)ma' halini ön plana aldıklarını, yoksa çoğunun pırıl pırıl özelliklere ve yeteneklere sahip olduklarını sezinlemek gelecek adına bizleri bir ölçüde rahatlatıyor. Bu duruma (Cem Yılmaz'a sevgilerle) bir tür "mekân oynatıyor abi" durumu demek sanırım daha yerinde olacak!

Her türlü insanla o cadde de tanışabilirsiniz. Orada, bir yabancı etrafa şöyle bir baktığında kendini rahatlıkla yabancı bir ülkede gibi hissedebilir. Maalesef hemen hemen tamamına yakını yabancı isimlerden oluşan birçok dükkân, mağaza uzanır gözünüzün önünde. Fatih Terim Parkında tüm evcil köpek çeşitlerini birarada bulabilir, cadde başlangıcının karşısındaki Adnan Ötüken Parkında ise alacakaranlıkta -kaçamak da olsa- sevişmeye çalışan insanlarla karşılaşabilirsiniz. Genç bir söylemle başkentte 'piyasa yapmak' isteyenler için bu caddeden daha iyisini bulmak zordur. Belki biraz Tunalı Hilmi caddesi... Bu yüzden olsa gerek caddeye 'Yeni Tunalı' da denilmekte.(*)

Önceleri ,

Tertemiz, pırıl pırıl bir caddeydi yedinci cadde. Pastaneleri, lokantaları, mağazaları, kuru temizlemecisi, ayakkabıcısı, parkları, sokak araları, her şeyiyle muhteşem bir caddeydi Bahçeli yedi. O civarda doğup, orada büyümüş, orada okumuş, orada ilk kavgayı öğrenmiş, orada düşmüş, orada kalkmış kişiler için zamanında herkesin birbirini tanıdığı bir muhitti. Okula giderken sabahları tüm esnafa günaydın diyerek yürür, o esnaf tarafından bazen size zorla verilen poğaçanızı, meyve suyunuzu, dondurma ve çikolatanızı alarak okulda arkadaşlarınızla paylaşırdınız.

Gece’nin köründe genç kızlarımızın tek başlarına güvenle yürüyebildikleri zamanlardı o günler… Sadece cadde de değil, o caddenin bulunduğu semtte özgürce, istediğiniz gibi dolaşabilirdiniz. Pijamalarınız ya da geceliklerinizle akşamın bir körü sigara almaya, yemek almaya, kahve almaya çıksanız kimse tarafından yadırganmazdınız.

Ama yine de cadde sabahları erken saatlerde eski günlerini anımsatırcasına güzeldir, özellikle de bu caddeye çıkan ağaçlı sokaklar...

Mekânlar ve insanlar,

Bilindiği üzere bir kentin kimliği o kentin topografyası, iklimi, bitki örtüsü gibi doğal-çevresel öğelerle insan yapısı, mimari yapısal öğelerden oluşur. Bu mimari, yapısal unsurlar arasında anıtsal yapıların yanı sıra konaklar, evler, caddeler, sokaklar ve daha mütevazı ölçeklerde bir doku oluşturan sivil mimarlık örnekleri de büyük önem taşırlar.

Bu sivil mimarlık örneği mekânlara hayat veren en temel unsur ise, o mekânlara girip çıkan, içini dolduran, anılarıyla orayı canlı tutan insan yaşantılarıdır. İster bir konak, ister bir meydan, cadde ya da sokak olsun her yapı, kuşaktan kuşağa aktarılan anılarla, öykülerle hayat bulur, anlam kazanır. İyi bilinir ki; anıları temsil eden eski yapılardan yoksun bir kent, tekdüze, kültürel ve tarihsel kimliği silik, sıradan bir yerleşim alanıdır. O kent, bir anlamda özürlü bir kenttir! Sizinle diyaloga giremez, size bir şey anımsatamaz, dile getiremez ve size dokunamaz! Oysaki kentler insanlar yaşadıkça var olur, kimlikleri tarihsel yapılarla, binalarla belirginleşir. Böylelikle de o toplumun kültürel mirasının önemli bir parçasını oluşturur.

Günümüzde genç kuşaktan (1980 sonrası doğumlu) kaç kişi bilebilir ki Kızılay Meydanı'nın adının, bugünkü hilkat garibesi, mermer-cam yığını, o boş, dev binanın yerindeki, çatısında dev, kırmızı Kızılay amblemi ve bahçesindeki sıralı büstleriyle küçük ve zarif Kızılay binasından geldiğini? Ve Yedinci Caddenin tek katlı, bahçeli evleriyle o sakin, huzurlu dönemini de bilen kaç kişidir şimdilerde acaba?

Aslında,

Genel olarak; tarihsel anlamıyla metropol lüksün üretildiği ve tüketildiği uzamdır. Zamanımızda ise lüksün artık çoğullaşması, seyyar tezgahlara inerek demokratikleşmesi olgusuyla karşı karşıyayız. Kültürün ise o derin, anlamlı ve meşakkatli katmanlarından soyutlanarak eğlence ile bitişikleştirilmesi de başka bir gelişme olarak karşımıza çıkmakta... Bu bağlamda da popüler kent bulvarları her türlü lüksün eğlence ile sarmallanarak bir tür eşitlenmişlik kisvesi altında pazarlandığı ve görüntüsel tüketimin sağlandığı yerler konumuna gelmektedir.

Özel olarak ise; mevcut sivil mimari yapıları iyice eskimeye yüz tutarken -hemen yanıbaşındaki muhteşem Anıt-Kabir dışında- anıtsal değeri olan yapıların bulunmayışı hem Caddenin hem de Bahçelievlerin dramıdır. Çoğunluğu emeklilerden oluşan bölge sakinleri ise yenilemeye kolay kolay gidememekteler. Bir de kat kısıtı mevcut. Bu da yenilenmede iktisadi diğer bir kısıtı oluşturmakta. Bu nedenle semt ve özellikle cadde ticaret erbabının yeğlediği eğlence ve alışveriş mekânları ve (merkezi konumuyla üniversiteler bölgesinde olmanın getirdiği) hareketlilikle günümüze tutunmaya çalışan bir merkez konumundadır. Bu sosyo-ekonomik yapı semtin ve Cadde’nin geçmiş yıllardaki nezih halinden uzaklaşmasındaki doğal gerçekliğin arka planını yansıtmaktadır.

Ama yine de Ankara’nın en gözde caddelerinden biridir Yedinci cadde. Arjantin, Güvenlik ve Maltepe caddeleri gibi yıldızı parlayıp bir süre sonra sönmeye yüz tutmamıştır. Ayrıca son yıllarda Büyük Şehir Belediyesi tarafından kendisiyle sıkça uğraşılsa da, trafiğe kapatılma oylamalarına maruz kalsa da yine de kendinden çok da fazla ödün vermemiştir. Cadde başlangıcındaki ölü doğan, hayata geçme şansı bulamayan Büyükşehir'in 'Gökkuşağı Eğlence Merkezi' projesi de bunun bir kanıtıdır.

Yeniden daha nezih, daha düzeyli bir Bahçeli Yedi’ye doğru özlemle, sabırla ve gayretle ele ele…

İ.Ersin KABAOĞLU,

1 Mart 2011, Ankara

Not:

(*) Tunalı Hilmi Caddesi bloğum için bkz. http://blog.milliyet.com.tr/Tunali_Hilmi_Caddesi__Kent_kulturu__ask__sevgi_ve_nostalji/Blog/?BlogNo=291694

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

yosunla ağacın tutunması gibi,insanın yıllarını birlikte biriktirdiği şehirler.ne güzel okurken imrendim doğrusu.Çünkü yaşam beni hiç otuzüç yıl gibi uzun süre aynı yerde tutmadı sevgideğer,hep değiştirdim yaşadığım yerleri en uzun on yıldır,on yılı aştıysa savrulma zamanım gelmiştir adeta....:).Çok özendim doğrusu size...Yaşanan kent ve uzun bir tanıklık güzel bir duygu olduğu anlatımınızdan anlaşılıyor,yine harikaydı...yüreğinize sağlık,sevgi ve içtenliklerimle,teşekkürler Ersin bey..:)

Şerife Mutlu 
 06.03.2011 19:35
Cevap :
Ankara, taşra ağırlıklı çocukluğumun büyülü, ışıltılı, hayal kentiydi sevgideğer Şerife hanım. Oralardan her fırsatta anneane, dede ziyaretlerinde gelinen... Ve hiç dönülmek istenilmeyen! Üniversite eğitimi iş yaşamına aynı mekanda eklemlenince bu çocukluk hayali gerçek oldu. Evet, sadece bir kez, bir yılı aşkın yurtdışı staj için ve yurtiçi de en uzun 40 günlük ayrılıklar dışında kesintisiz 33 yıl. Bir de o hayaller mekan olarak gerçekleşti ama yaşamın doğal aşamaları açısından kesintisizce -ve bir arada- maalesef gerçekleşmedi. Bu durum da kalış süresini -kör bir inatla- uzatmış olabilir :-) Ben de makul süreçlerde mekan değiştirenlere gıpta etmişimdir. Samimi yorumunuza bu yanıtım yanısıra içtenlikli, gönül dolusu saygı, sevgi ve daimi esenlik dileklerimi iletirim. Sonsuz teşekkürlerimle.  06.03.2011 23:56
 

değişmiş çok yer...çok şey...Emek 8. caddeye paralel 75.sokak...79-80 oralardaydım...uzun bir süre gelmedim Ankara'ya...yazıyı önceden okudum ama yorum yazamadım..neler hatırladım neler gerçi hiç unutmadım ama...Tandoğan Meydanı boş şimdi...eyvallah...

nedim üstün 
 05.03.2011 11:59
Cevap :
Değişim kaçınılmaz ama amaç bunu olabildiğince nitelikli ve hem insani hem de toplumsal açıdan yararlı düzeyde tutabilmek olmalı değil mi saygıdeğer Üstün? Evet meydanlar da birer ikişer boşalıyor! Sadece meydanlar mı? Beraberinde ruhlar ve yüreklerde... Asıl hüzün veren de bu! İçtenlikli saygı, sevgiler ve dost selamlarımla...  06.03.2011 13:07
 

arada bir görünüyorum. Sağol Bahçeli için. Aydın Tiryaki arkadaşımız da zamanın yemyeşil Bahçelievleri için az nefes tüketmemişti birkaç yıl önce. Yeşil Bahçeli... Seksenli yılların başında Avrupa'dan gelen, yirmi yıl kadar benimle yakın markaj yaşayan bir dostum, Ankara için (Ankara'nın bahar aylarını kastederek) "ben Avrupa'da bu kadar yeşil bir kent görmedim" demişti. Bir zamanlar gerçekten böyleydi Ankara kavaklarıyla, mis kokulu iğde ağaçları ve akasyalarıyla. Sahi nerede Atatürk Bulvarı'nın akasyaları bugün? Ya Atatürk Orman Çiftliği?.. Ankara'nın Keçibaşı kemirdi, yedi bitirdi hepsini son on beş yirmi yıl içinde! Selam ola, geri gele. Kalemine sağlık.

pirmete 
 05.03.2011 10:13
Cevap :
Sizin görünmeniz bizler için onur, şevk ve gurur verici bir olaydır üstat. Hele de bu görünüş benim sahnemde olunca daha da bir gurur verici! Ama sizi aramızda hep görmek isteriz. Diğer konulara geçersek, 20 yıl bizlerle Ankaralı günleri paylaşan dostunuz haklı: başkentimizin üst üste Türkiye'nin en yeşil kenti seçildiği yıllardı o yıllar. Bilmem şimdi durum nasıldır? Kent merkezlerinde trotuvar yeşillikleriyle idare hale geldik neredeyse. Tiryaki blogdaşımızın o bahsettiğiniz yazıları da hafızamda. Buradan kendisine saygı ve sevgilerimi iletmek isterim. "Sahi nerede...?" diye başlayan ve aslında yürek burkan anlamlı sorunuzun izindeyim. Satırlar ve dizeler boyunca... İçtenlikli saygı, sevgi ve dostça selamlarımla...  06.03.2011 13:03
 

Benim muhayyilemde hep sınavlar şehri olmuştur Ankara. Ya günübirlik gelinip dönülmüş yahut da en fazla bir hafta kalınmış seminerler şehri... O dönemlerde de bildiğim tek yeri Kızılay olmuştur. Çünkü kitapçılar oralardadır :) Bu arada "Görsel var oluş" benzetmenizi uzunca bir süre unutabileceğimi sanmıyorum. Tıpkı Yedinci Caddeyi de görmek istediğim gibi. Ankara'nın bendeki bir diğer özelliği, diğer büyük şehirlere göre çok daha planlı ve çok daha karmaşadan uzak oluşudur. Yani, öyle kalmış aklımda. (Blog habercimin azizliği üstümde, Geciktim. Affola) Kaleminize sağlık.

Emine Supçin 
 03.03.2011 12:22
Cevap :
Aman Emine hanım. 'Sınav' hoş bir şey değil! Dünyanın en güzel kenti de olsa zihinde 'sınav'la ortak anılan bir yer hoş bir çağrışım yap(a)maz gerçekten. Napolyon bile " Topu topu bir savaş, sınav değil ya!" diyerek bu konudaki uç yaklaşımı belirtmiş zamanında :-) Ankara'nın sizdeki o diğer özelliği, "diğer büyük şehirlere göre çok daha planlı ve çok daha karmaşadan uzak oluşu" bir gerçek ve bizler bu güzel gerçeği hiç kaybetmek istemeyiz. O yüzden de hep burada -düzenli, düzenli- çakılı kalırız :-). Diğer konuya gelince;'Af'lık bir durum da yok! Ben yazılarımı önce taslağa atar, yeri ve zamanı -ya da keyfim- gelince yollarım. Yayına çıkış tarihi de yayına verdiğim tarih olur, anasayfa ekranda çıkar ve blog habercilerine de düşerdi. Ama bu sefer öyle olmadı. Son iki yazım yayına taslağa atış tarihiyle çıktı. O yüzden de ne anasayfa ekranda çıktılar, ne de blog habercilerine düştüler. İnce, ince ve güzelce yorumlayan zihninize ve yüreğinize sağlık.  03.03.2011 16:34
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 351
Toplam yorum
: 3309
Toplam mesaj
: 251
Ort. okunma sayısı
: 2368
Kayıt tarihi
: 05.10.07
 
 

Samsun/Ladik doğumluyum. Çocukluğum ve ilk gençlik yıllarım babamın görevi gereği ülkemizin Orta ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster