Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Ağustos '09

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
370
 

Zamanın ruhumu mu? Ruhsuzluğu mu?

Zamanın ruhumu mu? Ruhsuzluğu mu?
 

Çoğu zaman modern çağın kavramları üzerinden boğuşup dururken dünyadaki değişim akla durgunluk veren bir hızla ve kontrol edilemez bir şekilde ilerliyor.

Buna karşılık bazılarımız, siyasal toplumsal alanda genel kabul görmüş kavramların içeriklerini genişleterek; ona yeni anlamlar ekleyerek, "olması gerektiği" yönünde tasarımlarla kendimizi yeniden ifade etme çabasındayız.

Bu anlamda örnek verebileceğimiz en fazla kullandığımız kavramlardan birisi, demokrasi kavramı.

Bu kavramı kimimiz göklerde arıyor, kimimiz küçümsüyor, kimimiz Cumhuriyete karşı, kimimiz, otoriterliğe karşı güzelleme yapmak için kullanıyoruz.

Bu kavram eski klasik Yunan’da “özgür erkeğin” özgür olmayan kitleler üzerinde tahakkümü anlamına gelmekte idi.

Modern toplumlarda ise liberal ya da sosyalist ön kelimesi ile doğuda ve batıda hakikati, tahakkümü gizlemek için kullanıldı.

Son yıllarda ise bir çok insan demokrasi kavramını “doğrudan kendi geleceğimizi kendimiz belirleme” anlamında işlevler yükleyerek ifade etmeye başladı.
Bu şekliyle demokrasinin henüz dünyada var olmadığını ileri sürer olduk.

Aynı zamanda niteliğine ilişkin de "zihinsel analiz" esas alınmaya başlandı; otoriterliğe ya da demokratlığa yakınlığı ile kıymeti ölçülür oldu.

Artık belgilerimizden birisi “özgürlüğe giden yol demokrasinin içinden geçer” cümlesi oldu.. Beraberinde de yemediğimiz küfür kalmadı.. Ancak giderek ne demek istediğimiz yaşanan somut güncel pratikler beraberinde daha kolay anlaşılmakta…

Demokratikleşme süreci çağın gelişmelerine paralel; modern çağda algılanan ölçütlerin yapıların ötesinde, daha sanal süreçlerde kendini ilerletmekte..

Bilgiye sahip olma tekeli kırılmakta, bilgiye ulaşmak ve bilginin dağılımı engellenemez bir mecrada..

Bu gelişme insanlık üzerinde tahakküm kurmuş kesimlerin geriletilmesine aracılık ediyor.

Politik güç; her alanda olduğu gibi hızla biçimsel politik yapılardan, birbirleri elektronik ortamda, “ağ”da bağlı sivil gruplara, merkezden bağımsız medyaya geçiyor, hatta geçmek üzere denilebilir.

Bir başka dünyanın izleri giderek belirginleşmekte; şimdiye kadar yapılmış tüm öngörülerden farklı, sanal ve gerçek olanın sık sık yer değiştirerek ilerlerken bıraktığı izler daha çabuk algılanıyor...

Bu sürecin belirleyici özelliği hız. İnsanın bu sürecin belirleyicisi olabilmesi, aynı hızda, bilgiye ulaşmasına onu aynı yoğunlukta soğuruyor olmasına bağlı..

Bu çalışma ve tüketim hareketiyle bu sureç her somut insanı nasıl kapsayacak?

İyi de ne zaman, müzik dinleyeceğiz, sinemaya gideceğiz, uyuyacağız, oyun oynayacağız, toprağa basacağız, yeşili ve gökyüzünü seyredeceğiz, birbirimize dokunacağız, göz göze gülümseyeceğiz, ne zaman…

Kendi kendime şu an bu soruları yazarken dahi ekrana gülümsediğimi fark ediyorum; bu ne yahu!!!

Sokratesin zamanlarını özlememek mümkün mü?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 444
Toplam yorum
: 1131
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 1275
Kayıt tarihi
: 13.09.07
 
 

MB zengin kültürel bir eksen; düşüncelerimizin buluştuğu, tartıştığımız, birbirimizi etkilediğimi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster