Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Eylül '07

 
Kategori
Yolculuk
Okunma Sayısı
569
 

Zamansız uyku

Zamansız uyku
 

Yaz mevsimi gelmişti. İşlerini yoluna koyup, kendilerine fırsat yaratanların kimi arabasıyla, kimi uçakla, kimi de otobüsle tatile gidiyordu. Şehir neredeyse boşalmıştı. Trafik rahatlamış, iş merkezleri, sokaklar, parklar, gezinti ve piknik yerleri tenhalaşmıştı.

Akşama kadar çalıştığı işyerini kapatıp, evine doğru yola çıkan Müştak, cirosundaki düşüklüğü, şehirdeki tenhalığı gördükçe; bir taraftan yürüyor, bir taraftan da kendi kendine: "Sanki İstanbul'da deniz yok ! Sırf denize girmek için kilometrelerce uzağa gidiyorlar." diye söyleniyordu.

Eve geldiğinde, kendisini kapıda karşılayan eşiyle, henüz on yaşına yeni girmiş Mercan'ın da metropol gibi durgunlaştıklarını görünce şaşırmıştı. Müştak, bu yabanıl yakınlığın, bu isteksiz karşılamanın ve bu zoraki selamlaşmanın altındaki sırrı çözmeliydi. Gözlerini ikisinin üzerinde şöyle bir gezdirdikten sonra: " Ne oluyoruz bayanlar! Hangi denizde şilebiniz battı da bu moda girdiniz?" diye sordu.

Bu sözden sonra, sanki birbirlerine küsmüş gibi bir süre sustular. Sessizliği fırsat bilen Mercan, hemen atıldı ve olayın sebebini açık eden bir giriş yaptı:

-Annem, "Miyase'ler bile tatile gitti" diyor.

-Eee nolmuş gittilerse...

-Apartmanda tatile gitmeyen sadece biz kalmışız.

-Haaa ! Anladım. Demek sizin derdiniz bu.

-....!

-Tamam ulan! Yarın gidiyoruz.

Müştak'ın bu sözleri, somurtkan yüzlerde, karanlıkta elektirik düğmesine basılmış gibi bir etki yaptı. Yüzler birden aydınlandı. Durgunluk, gülümseme ve neşeye dönüştü. Akşam yemeklerini yediler. Eşyalarını hazırladılar, kalacakları pansiyondan telefonla yer ayırttılar. Gidecekleri yerin, yapacakları tatilin hayalini kurdular. Konu üzerinde o kadar çok konuştular, o kadar heyecanlandılar ki, yaptıkları tatil muhabbeti adeta, yapacakları gerçek tatili gölgede bıraktı. Bu vaziyette yattılar fakat, yataklarında her biri, bir o yana bir bu yana dönüp durdu. Şöyle derin bir uykuya dalamadılar.

Sabahleyin, geç sayılmayacak bir saatte kalkıp arabalarını yüklediler. Acele ve iştahsız bir kahvaltı denemesinden sonra yola çıktılar. Yolculuğun ilk iki saatinin bitiminde, herkes neşesini koruyordu. Mutlu ve mütebessim üç adet çehre; bu duruma eşlik eden kalplerilye birlikte hala, olayın tazeliğini yaşıyordu. Üçüncü saatten itibaren yüzlerdeki gülümseme azalmaya, göz kapakları ağırlaşmaya, omuz üstünde dik durması gereken başlar; ara ara, yanlara doğru düşmeye başladı. Muhabbetin hızı ve canlılığı giderek kayboldu. Sanki kelimeler takside bağlanmıştı.

Mercan, yolculuğun dördüncü saatine uykuda başlamıştı. Anne Selma ise, gözkapaklarıyla mücadeleyi hala sürdürüyordu. Daha doğrusu bir gidip bir geliyordu. Gözlerinin iyice kapanmaya yüz tuttuğu bir anda, sanki bir ses duyar gibi oldu. Birden irkildi ve kısa bir tereddütten sonra sesin, eşine ait olduğunu anladı. İçmek için su istiyordu. Arka koltuğun, orta kısmında duran küçük şişelerden birini uzattı. Görev bitmişti ! Artık tekrar eski pozisyonuna dönebilirdi.

Yolculuğun altıncı saatinde gözleri hala açık olan tek kişi Müştak'tı. Araba kullanmasa, o da çoktan uyumuş olacaktı. Gün öğle vaktini bulmuş, hava iyice ısınmış, vücudunu dayanılmaz bir rehavet sarmıştı. Zaman zaman başını dik, gözlerini açık tutmakta zorlanıyordu. Arada bir, saniyelik kayboluşlar yaşıyordu. Bir an, her şey silinip gidiyor, sonra tekrar geri geliyordu. Bu gidip gelmeler sıklaşmaya ve her tekrar Müştak'a, ayrı bir haz vermeye başladı. Sanki bir şey onu, bu hazzı sürekli yaşamaya çağırıyordu. Beynini tamamen bu çağrışımlar işgal etmiş gibiydi.

Araba, ormanlık bir bölgeden geçiyordu. Hızla senkronize olan ağaçlar, Müştak'ın gözlerinde, bir hipnoz etkisi yaratmaya başladı. Zamanla bu etki çoğaldı, ağaçlar önce iki yandan, sonra da üstten birleşerek, uzun bir tünel oluşturdular. Tünelde tatlı, ılık ve huzur verici bir hava vardı. Yol da araba da artık görünmez olmuştu. Fakat hız ve hareket, belli belirsiz sezilen tünel duvarlarından anlaşılıyordu. Ardından ortalık yavaş yavaş karardı ve sonunda hiç bir şey görünmez oldu...

Derken, "tak" sesiyle birlikte oluşan sarsıntı ve arkadan gelen mıcır hışırtısı Müştak'ı uyandırmıştı. Uyandırmıştı ama o, nerede olduğunun ve ne yaptığının farkında değildi. Sağ tekerlekler banketin dışına çıkmış, çakıl üzerinde sürükleniyordu. Keşke, olaya vakıf olup aracı kontrol edebilseydi. Hem uykudan uyanıp, hem de saniyeden daha kısa bir zamanda durumu kavrayıp, pozisyon almak mümkün müydü? O, ne olduğunu anlamaya çalışırken, dışa doğru kaymaya devam eden otomobil önce, yan yatarak ve tozu dumana katarak bir müddet sürüklenmiş, sonra da taklalar atarak uçurumdan aşağıya doğru inmeye başlamıştı.

Sarsıntıyla beraber anne kız da uyanmıştı. Kendilerini bir çamaşır makinasının içine atılmış ve acı içinde çalkalanıyormuş gibi hissettiler. Dönüş giderek hızlanmış ve her dönüşte büyüyen acı, dayanılmaz hale gelmişti. Izdırap, vücutlarının dayanma eşiğini aştığında, sanki bir güç veya merkezkaç kuvvet, onları dışa doğru fırlatmıştı. Hızla girdikleri zifiri karanlığın içinden, yine aynı hızla çıktılar. Galiba, "bir tünelden geçtik" diye düşündüler. Hala dönüyorlardı ama rahatlamışlardı. Artık hiç bir şey hissetmiyorlardı. Sanki tüy gibi hafiflemişlerdi.

Olay yerini kesif bir toz bulutu kaplamıştı. Yerden ve havadan net bir görüş sağlanamıyordu. Yuvarlanan araba, yirmi metre kadar aşağıdaki bir düzlükte lastikleri üzerinde durmuştu. Kısa süre içinde toz dağılmış ve her şey görünür hale gelmişti. Bütün bunların gerçekleşmesi için sadece bir kaç saniye yetmişti.

Yoldan geçen sürücülerden bazıları durumu görüp, ilgililere haber verdiler ve yardıma koştular. Ve işte o zaman Mercan, ilk defa kendisini kuşbakışı seyretti. Anne ve babası da yanındaydı. Onlar da kendilerini izlediler. Diğer insanlar onları arabalarının dışına çıkarmaya çalışıyorlardı. Buna bir anlam veremedi ama babasına; " Geldik mi? " diye sordu. O, duyduğu utanç ve pişmanlıkla, küçücük kızının masum yüzüne bakamadan cevap verdi; "Hayır ama gerek kalmadı yavrum ! Çünkü bundan sonra hep tatildeyiz... "

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 462
Toplam yorum
: 719
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 685
Kayıt tarihi
: 28.04.07
 
 

Emekliyim. Herkes gibi benim de bir dünya görüşüm var. İnsanların farklı fikir ve inançlara sahip..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster