Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Kasım '07

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
529
 

Zaten yoksunuz

“VAR” OLABİLMİŞ BİR KADININ KALEMİNDEN, KADINLARIN VAROLUŞ YOLCULUKLARINI ANLATAN BİR ROMAN

Müstehcen kavramına hapsolmuş gerçeklerimizi, kadının üzerine yüklenen gereksiz sorumluluklardan arındırarak, erkeklere de bu varoluşta bir pay biçen; göremediklerimizi, sorgusuzca kabul ettiğimiz toplumsal yanlışları kahramanlarının hayatları üzerinden açık seçik anlatan; aşkı yaşamayı ve yaşatmayı bilen ya da isteyen tüm kadınların okuması gereken bir kitap.

Meltem Arıkan’ı Ve…Veya…Belki…, Evet…Ama…Sanki…, Kadın Bedenini Soyarsa ve Yeter Tenimi Acıtmayın kitaplarıyla tanıyoruz. Yazar, son romanı “Zaten Yoksunuz”da yine kadınların varoluş mücadelelerine tanıklık etmemizi sağlıyor ve bu sefer de bunu baş kahramanı Rüya’nın varoluş mücadelesini konu alarak yapıyor.

Hayat, yanlış yaşadıklarımızdan öğrendiğimiz doğrularımızdan ibarettir. Bir hatayı tekrar etmek bazen sadece zaman kaybetmeye sebep olurken; bazen de başka yanlışlar doğurur ve yaşamımızın seyrini değiştirir. Şöyle bir durup bakınca tekrar etmemize rağmen bir türlü ders alamadığımız konulardan birinin de ‘aşk’ olduğunu görüyoruz. Sebepler çok farklılık gösterebiliyor ama genel yargılar da var. Meltem Arıkan bu romanında genel yargılardan yola çıkarak kadınları birbirine yaklaştıran benzer problemleri işlemiş. İlk romanlarında (Ve.Veya.Belki, Evet.Ama.Sanki )arayış içinde olan, kendini bir erkeğin gözüyle tanımlamaya çalışan ve hayal kırıklığına uğrayan kadınların hikayeleri vardı. Üçüncü kitabında (Kadın Bedenini Soyarsa) bir kadının bedeniyle bütünleşmesini ve soyunabilmesini konu alan yazar dördüncü kitabı Yeter Tenimi Acıtmayın’da kadınların korkularıyla yüzleşmesine değiniyor. Birbirinin devamı niteliğindeki bu kitaplara yazar son kitabı Zaten yoksunuzu ekliyor ve konuya kaldığı yerden devam ediyor. Bir kadının varoluş mücadelesinde dönüm noktası olan kendiyle yüzleşmesi, korkularının üzerine gitmesi oldukça gerçekçi bir dille, bazen anların, mekânların kurgulanmasıyla okuyucuya an be an aktarılmaya çalışılıyor. Rüya’nın yaşadığı her anda bir parça bize sesleniyor yazar…

ÇIKMAZLAR

“Bir beklenti olmazsa, ilişki ya da sevgi ya da aşk gerçek olabilir miydi? Peki ama gerçekten sevmek, beklentin olmadan sevebilmek değil miydi?” Romanın başkarakteri Rüya yavaş yavaş aklını ruhunu bedenini esir alan Kaya için hissettiklerine anlam vermeye çalışır. Fakat Kaya olup bitenden habersizdir. Rüya ise Kaya’yı ona anlatmadıklarını anlamadığı için suçlar.

İnsan olmanın en zor taraflarından biridir kendini açıkça(!) ifade etmek. Neden sevgimizi, mutluluğumuzu, öfkemizi, kırgınlığımızı açıklamaktansa hep suskun kalmayı yeğliyoruz. Hisleri dile getirmenin neden kötü sonuçlar doğuracağına inanıyoruz.

Tamamıyla içine kapanarak melankolik bir hayatı alışkanlık haline getiren, kafalarında hep kötü senaryolar yazan kişilikler… İşte Rüya tam da böyle bir karakter. İnsanın çıkmazlara sürüklenmesinin sebebinin, olumsuz duygulara saplanmasında ve çözüm aramak yerine içine kapanmasında olduğunu bu karakter bize çok açık gösteriyor.

KADINLAR VE GÖZYAŞI

“Adamlar ve gözyaşları birbirinden ayrı var olamıyor nedense biz kadınların hayatında. Bir adam varsa bol bol da gözyaşı var demektir.”

Olur olmaz her şeye gözyaşı dökmek biz kadınların doğasında var. Erkeklere nazaran her sorunu daha ayrıntılı inceleyip asla çözülemeyecek hale sokuyoruz. Olumlu yerinden bakmaktansa olumsuzları görüp kendimizi zorla bunalıma sokuyoruz. Erkekler her şeye yüzeysel bakarken bizler kendimize eziyet ediyoruz. Demek istediğim erkeklerin güçlü, kadınların zayıf oldukları değil tabii ki de. Konu aşk olunca her kadın kendi aşkını tek aşkmış gibi algılıyor ve sahipleniyor. O aşkı sıradan yapan ayrıntılarla karşılaşınca da sanki tek aşk acısı çeken oymuş gibi içine kapanıyor. İşte tam da bu noktada yazar çok yaratıcı bir düşünceyle ‘istasyon’ denilen mekanı kurguluyor ve okuyucunun kendine bile itiraf edemediği hatalarını, yanlışlarını Rüya’nın serüveninde açıkça ortaya koyuyor.

“Burası bir istasyon. Bilirsin işte, istasyona trenler gelir ve istasyondan trenler gider. Bizim trenimizin adı aşk…” istasyon diye tabir edilen yer aşk acısı çeken kadınların bir araya geldikleri, kendilerini hayattan soyutladıkları, kendi dünyalarına çekildikleri bir yer. Burada amaç kadınların yalnız olmadıklarını, başka acı çeken, aşık kadınların da olduğunu anlatmak ve eğer akılcı yaklaşımlar sergilenirse bu çıkmazdan çok rahat kurtulabilineceğini göstermek.

Başkalarının da bizim gibi problemler yaşadıklarını bilmek bizi biraz olsun rahatlatır ve benzer hikayeler dinlemek çözüme daha kolay ulaşmamız için bize güç verir. Burada da karakterimiz Rüya, istasyona giriyor, kadınların kendilerine ne yaptıklarını görüyor, yalnız olmadığını anlıyor ve içinde bulunduğu probleme çözüm bulabileceği inancını kazanıyor. Yazar bu yolla okuyucuya “aşk acısı çeken kadınlar, yalnız değilsiniz, güçlü olursanız çözülemeyecek problem yok, problem sandıklarımız aslında önemsiz şeyler!” diyor.

ERKEKLER NE İSTER NE VERİR

“İlgi beklemeyeceksin, güzel bir söz istemeyeceksin, sokak kedisi gibi verilenlerle yetinecek ancak görevlerini de eksiksiz yerine getireceksin”

Diyor karakterlerden biri. Yazar bu şekilde kadınların erkeklerin onlardan neler istediklerini aslında kavrayamamış olmalarının altını çiziyor ya da daha doğrusu kötü yaşam tecrübelerinin, kadınların erkeklere bakışını nasıl olumsuz etkilediğini ve genelleme yaparak aslında nasıl bir hataya düştüklerini ifade ediyor.

Kitabın genelinde önyargıların hayatlarımızı nasıl olumsuz etkilediğine dair okuyucuya göndermeler de yapılıyor. Bir erkek (Kaya) rüya’nın varoluş mücadelesine dahil ediliyor ve ilişkilerindeki gelgitler okuyucuya didaktik bir şekilde aktarılıyor.

Kaya, çocukluğundan kötü izler taşıyan, bu sebeple de kadınlardan uzak durmayı yaşam felsefesi edinmiş bir erkek. Yaşadıklarının kadınlarla ilişkisine yansıması oldukça net bir şekilde okuyucuya anlatılıyor ve erkek okuyuculara da “kadınların sizi anlamasına izin verin!” mesajı veriliyor. Karakterlerin öz eleştirileri okuyucuda oldukça büyük bir etki bırakacak gerçeklikte. Ayrıntılar bir çok ipucunu da yakalamamızı sağlıyor ve her okuyan kişide benzer etkileri bırakıyor.

KENDİSİ (VAR) OLAMAYAN KADINLAR

“Erkeler anneleri tarafından avcı olmak için eğitilirler. Güçlü ve savaşçı… Ve her erkek istediklerini elde etmek için kendine özgü bir avcılık stratejisi geliştirir. Kimisi erkeksi görünürken, kimisi kendini acındırır, kimisi şefkat aradığını dile getirir, kimisi karşısındaki kadını överek, ona iltifat ederek kandırmaya çalışır. Kadınlarsa genellikle erkeğin stratejisine uygun rollere bürünürlerse erkeği tavlayabileceklerini düşünür…”

Romanda bilirkişi karakteri bilgilendirici genel yargılarla kadının erkeğe erkeğin kadına yaklaşım şekillerinden de bahsediyor ve okuyucuya ipuçları veriyor.

Bir erkeği tavlamak için şekilden şekle giren ve bu oyunu devam ettirebilmek için benliğinden bile vazgeçen kadınlar. Bir ilişkide oynanan oyunların ilişkiyi ne kadar çıkmaza soktuğunu, bu tür taktiklerin ancak kısa süreli maceralarda olabileceğini vurguluyor yazar. Bir kadın önce var olmalıdır, bir kadın önce güçlü olmalıdır ki bir şeyleri başarabilsin. Böyle diyor Meltem Arıkan.

“ Var olmak veda edebilmeyi de gerektirir. Var olmak gerçekleri tüm çıplaklığıyla yaşamayı da içerir. Var olunca biriktiremezsin, biriktirince var olamazsın. Yaşamadan, yüzleşmeden, acıları tüketmeden olmaz. Kimi zaman kalbini söküp attığını bilirsin. Öyle ki dayanamayacağını sanırsın ama dayanırsın. Gün gelir fiziksel olarak baş ağrısı çekersin ya da ülserin tutar ya da bir yerin kanar. Ne bileyim mesela ekmek bıçağı elini keser, hem de derinden. Dikiş attırırsın ve tüm bunları yaşarken artık rahatsındır çünkü ondan daha ağır acıları yaşayarak öğrenmişsindir. Aşk trenine binmek ancak var olmakla mümkündür. Var olmayanların bu trende yeri olmaz. Ancak gerçek aşk trenine binmek zor hem de çok zordur. Ama en zor olanı bu trende bir erkekle birlikte yolculuk edebilmektir. İnmeden, indirmeden gidebilmek. Gidebilmek… Trenle yolculuk edebilmek… ama asla unutma senin trenle yolculuk edebilecek gücün olmazsa bir adamı trene bindiremezsin.”

VE AŞK…

“Aşk treninde kalabilmenin en basit kuralı, kendini sevdirmeye çalışmamak ve sevilmeye bırakmaktır.”

İşte kahramanımız en sonunda kendi olmayı kendini aşka bırakmayı deniyor ve zorlama bir aşk yerine kendiliğinden gelişen bir ilişkiye yelken açıyor. Yazar okuyucuya belirli kurallar dizini sunmaktansa, ucu açık anlatımlar kullanıyor ve okuyucuyu düşünmeye, irdelemeye sevk ediyor. Kitap mutlu ya da mutsuz bir sonla bitmiyor. Okuyucuya kendi yolunu çizmesi gerektiği ifadesi veriliyor.

“Mucize yıldızı düşürür. Yıldız düştükten sonra ne olacağı ise sadece kadına ve adama bağlıdır.” Bir şeylere sahip olmak değildir aslında önemli olan, önemli olan onu elinde tutabilmektir…Hem de hiç bozulmadan…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bana öyle geliyor ki, Meltem Arıkan'ın duygularına "tercüman" olmuşsunuz kitabı tanıtırken. Emeğinize sağlık.

Pacman 
 21.11.2007 16:53
 

Bloğunuzda önce başlık dikkatimi çekti..Okumaya başladım,okudukça kendimdeki eksileri artıları gördüm..Anlatımınız da çok güzel..Bu kitabı tanıttığınız için teşekkür ederim..Kitaplar hayatımızın hünerli dokunuşları..Saygılarım ve Sevgilerimle..

ayse_gu 
 07.11.2007 16:43
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 9
Toplam yorum
: 10
Toplam mesaj
: 19
Ort. okunma sayısı
: 538
Kayıt tarihi
: 18.10.07
 
 

Mersin Üniversitesi Mütercim-Tercümanlık (Almanca) Bölümü mezunuyum. Profesyonel olarak fotoğrafl..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster