Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Ekim '12

 
Kategori
Türkiye Ekonomisi
Okunma Sayısı
878
 

Zengin olmak o kadar kolay mı?

Zengin olmak o kadar kolay mı?
 

Ekonomist Dergisi son sayısında Türkiye'nin 100 Zengini araştırmasını yayınladı. Zenginler içerisinde köklü zenginler kadar bugüne kadar adı duyulmamış yeni zenginler de var. 2012 yılı dolmadan yayınlanan bu liste 2011’deki zenginlik sıralamasını da içermekte olduğundan özel bir anlam taşıyor. Böylece bir yıl içerisinde hangi zenginin ya da hangi şirketin daha çok iş yapmış olduğunu da anlıyoruz. Açıklamalara göre söz konusu listeye yeni girenler olduğu gibi, geçen yıllarda zengin olarak ünlenen bazı zenginler de ilk 100 sıralamasından çıkmış bulunuyor.

Ülke gerçeklerimizi anlatmaları bakımından bazı zenginlerin hayat hikayeleri yanında onların devlet ile ilişkilerini irdeleyen bazı eserlerin aşağıda değinmeye çalışacağım çoğu konulara dokunmadığını da üzülerek açıklamak isterim. Öncelikle Cumhuriyetin ilk yıllarındaki bocalama aşaması yanında Planlı Kalkınma Dönemi ile hesaplaşmak isteyen kimi müteşebbisler gerekli teşviklerin savsaklandığı ya da bürokrasi çarkı içerisinde istenilen başarıların sağlanamadığını vurgulamışlardır. Kimi zenginler ise özellikle Kamu İktisadi Teşebbüsleri (KİT) yatırımları ile uzmanlaşmış insan gücü kaynaklarını da kullanarak başarıya ulaştıklarını teslim ederler.

Ülkemizde toplum, devlet, sanayici ve tüccar ilişkileri sağlıklı değildir

1980'lerde ve 1990'larda TRT'de çalışırken Altın Bilezik, Ekonomi ve Ticaretimiz, Osmanlı Sanayileşmesi, İhracaatımızdan Kesitler, Sanayileşmenin Neresindeyiz, Güneydoğu Anadolu Projesi, Diyarbakır, Mardin, Şanlıurfa, Kahramanmaraş, Vatandan Uzakta ile GAP ve Yarınlarımız adlı yayınlarım kapsamında günümüzdeki zenginleşmeler konusuna uzak kalamazdım. Özellikle 24 Ocak Kararları kapsamında genel ahlak anlayışımız yanında ticari ahlak ve üretim ahlakında da meydana gelen kimi değişiklikler çoğu davranışlarımız yanında 'köşeyi dönme' içerikli zenginleşme süreçlerinde de köklü çarpıklıkların doğmasına yol açmıştır.

Osmanlı mirası Yarı Sömürge durumundan kurtulmuş olduğumuzu kim söyleyebilir?

Araştırmalarım doğrultusunda gerçekleştirmiş olduğum bazı belgesellerim ile biliyorum ki ekonomi, ticaret ve sanayi çalışmalarındaki başarılar Devletin yol göstericiliğinde özel kesimde yer alan zenginler olmadan ortaya çıkamaz. Avrupa'nın ham madde deposu Osmanlı Devletinin eğitimi geliştirerek yaygınlaştırmadığı ve sermaye birikimi sağlanarak ticarette ve sanayileşmede çöküşler yaşadığını da vurgulamakta yarar vardır. Bu yüzden kendisine bağlı ulusların Yarı Sömürge durumundaki sermayesiz, sanayisiz ve güçsüz Osmanlı'dan kurtulmak için bağımsızlık mücadelesine girişmek zorunda kaldıklarını da unutmayalım.

Osmanlı Devletinin mirası üzerine kurulan Türkiye Cumhuriyetinin başarıları arasında başta eğitim olmak üzere sanayileşme ve bayındırlaşma çabaları yanında 'enflasyonist' yolları da kullanarak sermaye birikimi sağlamaya çalışılması da vardır, diyebiliriz. Başta ABD ile Çin olmak üzere pek çok devlet ileri eğitim, yeni teknolojiler, yoğun üretim ve yaygın pazarlama alandaki yoğun çalışmaları ile bugün dünyaya meydan okumaktadırlar. Bugün gereken ölçülerde sanayileşememiş ancak alım satımlar ve özelleştirmeler yolu ile ayakta durmaya çalışan (304) milyar ABD Doları dış borcu bulunan Türkiye’nin zenginlerinin sermaye birikimi bakımından dünyada ‘esamesinin okunduğu’ pek söylenemez doğrusu.

Her şeye rağmen ülkemizde ticaret ve sanayi alanlarında çaba harcayan bazı zenginlerin ortaya çıkarak gelişmemize katkıda bulunmalarına sevinmemek elde değil. Ancak Batı'nın gücüne erişebilmek için bağımsızlık içerikli iç ve dış siyaset çabaları yanında güçlü bir savunma sanayi ile yeni teknolojiler yaratabilecek araştırma çabalarına da gerek vardır.  


Liberalizm kimin nasıl zengin olduğunu sorgulayamaz mı?

Ülkemizde 24 Ocak Kararları ile birlikte Karma Ekonomi ve Planlı Kalkınma Modeli bir yana bırakılarak sıkı bir Liberalizm uygulamasına geçilmeye başlanmıştır. Toplum kesimleri kadar müteşebbilser ile zenginleri de zorlayan yeni uygulamalar sevindirici bazı yönlerine rağmen pek çok da olumsuzluklar yaşanmasına sebep olmuştur. Özellikle dış borç (dövize dayalı) alınarak kurulan pek çok teşebbüsün işlemediği biliniyor. Bu süreçte teşviklerin yanlış kullanıldığı, özelleştirmelerin sağlıklı yapılamadığı da bilinen gerçeklerimizdendir.

O yıllarda Türkiye bir 'şantiye' görünümü kazanmıştı. Bir türlü gerçekleştirilemeyen Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) ekonomi ve ticaretteki yeni canlanmalar nedeni ile  yabancı ülkelerin engelleme çabalarına rağmen öz kaynaklarımızla  gerçekleştirilmeye çalışılmıştır. 1980 öncesinde özellikle KİT'lerdeki savurganlıklar ve siyaset erbabının birer çiftliği olmak bakımından % 40'a varan oranlarda 'atıl durumda' bulunan kamu yatırımları çökme aşamasında bulunuyordu. Yeni düzenlemeler ile kamu ve özel sektör alanlarındaki üretimler yıldan yıla dış ülkeler ile rekabete girilebilecek bir başarıya ulaşmış; vergi kaçakları en az oranlara çekilmeye çalışılmıştır. Bu süreçte değişik siyasi, ticari ve teşvik içerikli araçlar yanında Kara Para Aklama yolları da kullanılarak yeni zenginlerin pıtırak gibi dört bir yanımızı sarmaya başladığı yılları da yaşadık.

Durum ne olursa olsun atalarımızca, ‘Zenginin malı züğürdün çenesini yorar’ denilse bile bu tür dökümlerdeki hareketlilik kadar her bir zenginin nereden nereye geldiğini de sorgulamak durumundayız. Bu konuyu burada ben sorgulamasam bile özellikle dar gelirliler ile yeni zenginlerin belirmeye başladığını görmeye başlayan herkes sorguluyordur. Yüz yıllardır söylenegelen ‘yeni zengin’, ‘sonradan görme’, ‘iktidar zengini’, ‘işini bilen’, 'daha dün nan ekmeğe muhtaçtı', ‘ihale vurgunu’ ve ‘ihaleye fesat karıştırmak’ yanında ‘Kayıt Dışı Ekonomi’ ile ‘Kara Para Aklama’ gibi kavramlar ile söylemler boşu boşuna doğar mı bir toplumda?

Ne ki ortaya çıkan zenginlerin de ‘yalansız dolansız’ ve ‘hilesiz’ bir biçimde sermayesini arttırması kadar güzel bir gelişme olamaz. Bu değerlendirmemde kesinlikle ‘zengin düşmanlığı yapmak’ gibi bir amacım yoktur. Amacım yasaların açıkları yanında, yasal olarak yapılması gerekenleri bir yana bırakarak, ‘işi kılıfına uydurarak’, kimi kişilerin emeğini, kimi şirketlerin güçsüzlüğünü de kullanarak ‘vurgun yapmak’ yolu ile zengin olmaya çalışan kimi gözü açıkların engellenmesi gerektiğini anlatmaktır. İstiyorum ki hiç bir şey ‘eskisi gibi’ olmasın! Para kazanmak ve zengin olmak gibi oluşumlar; ‘siyasi gözü açıklık’ ya da ‘bir av kapmak’, ‘bir vurgun vurmak’ ya da ‘bir ihale kotarmak’, 'dolandırılmak' ya da 'emek sömürüsüne uğramak' artık eskisi kadar kolay olmamalıdır. Bu sorunun çözümü de bilindiği gibi güçlü bir 'hukuk düzeni' ile mümkün olabilecektir.  

'Her iktidar kendi zenginini yaratır' tekerlemesi hukuksuzluk demek olamaz

Bu sorgulamada hakkı ile helâlinden kazananlara hiç bir sözümüz olamaz. Ne ki yine de Osmanlı çağlarından bu yana ‘her iktidarın kendi zenginlerini yaratmak’ gibi yoğun bir çabaya giriştiğini bildiğimizden kimi yanlışlar bile 'zengin ol da nasıl olursan ol' türünden alkışlanacak değer yargılarımız arasında yer almaktadır. Oysa 'çalışmadan, alın teri dökmeden kazanmak' ya da bir işe 'hile katmak, sahtekarlık yapmak' kadar çirkin bir durum yoktur köklü değer yargılarımız arasında. Gerçekte bütün ekonomilerde ‘zenginler’ olmadan her şeyin devletten beklenmesi gibi bir saplantı içinde bulunmak da çıkar yol değildir.

Bana göre bu ülkede, 'Nereden buldun, belgelerini göster bakalım yasası'  çıkartılmaz ise kedilerine 'zengin' denilen kişiler de şirketler de her türlü kuşku altında kalmaya mahkumdur toplumun vicdanında. Ödenen kimi 'maaşlar' ile kimi 'ihaleler' ve davet usulü ile yapılan diğer işler  'şeffaf' olmadıkça ortaya çıkan her türlü zenginlik belirtisi sorgulanacaktır. AK Parti iktidarı da diğer iktidarlar gibi kendi zenginlerini oluşturmak için çok çalıştı. Bu gelişmeler ne liberalizm ne demokrasi ne de iş bilirlik ile açıklanabilir. Her dönemde olduğu gibi 'partiye yakın olanlar' ihaleyi de aldı makama da kondu.

Kayıt Dışı Ekonomisinin varlığı ile kavrulmak ne siyasi ahlak ne de ticari ahlak ile bağdaşır

Bana göre yeni zenginlerin oluşumundaki nedenlerin başında iktidara yakınlık yanında kimi ihalelerdeki 'komisyon' içerikli paylaşımları da içeren kabarık faturalardır. Çoğu hizmet sektöründe olduğu gibi özellikle inşaat sektöründeki sözleşmelere dayandırılmayan emek istismarıdır. Öyle ki ilk yıllarda ortaya çıkmayan kimi yeni zenginler son beş yıldan bu yana AKP iktidarının zenginleri olarak artık dayanamamış olmalı ki her yanımızı sarmaya başlamıştır. Bu konuda elimde hiç bir belge olmasa, hiç bir belge yayınlanmasa da bazı ilçeler ile bazı illerdeki gözlemlerim bana bunu göstermektedir.

Hiç bir fatura şişirmesi yapmadan helalinden kazananlar ile çalışanlarına elden değil de banka aracılığı ile ödeme yapanlar ve yaptıkları işler için kimi yetkililere ‘komisyon’ ya da ‘hediye’ adı altında gizli ödemeler yapmamış olanlara karşı söyleyecek sözümüz olamaz. Ödemelerini özellikle İş Sözleşmesi kapsamında gerçekleştiren zenginleri ise kutlamak gerekir. Ne ki böyle bile olsa ülkemizdeki yasaların noksanlıkları ve Kayıt Dışı Ekonomi ile mücadeledeki sorunlar yüzünden; hiç bir sapkın yola girmeyen ve  alın teri göz nuru ile zengin olan yurttaşlarımız bile töhmet altındadır.

Umulur ki yasaların açıklarının giderilmesi ve Kayıt Dışı Ekonomi ile mücadele yanında Kara Para Aklama konularındaki ciddi çalışmalar Devlet Hazinesine daha çok gelir kazandıracaktır. Böylece birileri yok yere, gizli bir biçimde, Kayıt Dışı olarak para kazanamayacaktır. Çok geç de olsa Maliye Bakanı Şimşek’in yirmi gün kadar önce açıklamış olduğu ‘Kayıt Dışı ile mücadele’ yüreklere su serpmiş olsa bile bu konudaki çalışmaların sık sık kamuoyuna duyurulmasında yarar vardır. Bu bağlamda işsizlikle mücadele yanında alanlarında uzman sayılabilecek bazı emekliler için İstisna Sözleşmesi ve ‘part time’ çalışma alanlarının da genişletilmesinde fayda vardır.

İş Sözleşmesi uygulamasını dayatmamak zenginlerin emek sömürüsünü görmezden gelmektir

Sorunun bir başka yönü de birilerinin kendi çıkarına olarak ‘KDV ödeyerek fatura alabilmesi’ yollarının kapatılması gerektiğidir. Bu konuda nice yanlışların yapıldığını sanırım maliye müfettişleri ile şirketlerde çalışanların bir kaçı ile bu tür faturalar kesmek zorunda kalan bazı şirket yetkilileri biliyordur. Sorunun bir başka yönü de bir işe başlarken hiç bir sözleşme yapılmadan, söze dayalı bir anlaşma ile iş görülmesi olayıdır. Oysa ‘söz senettir’ anlayışı ne yazık ki kimi şirket yetkilileri için eski bir türkü gibi görüldüğünden ‘senetsiz sepetsiz’ iş görmek ve ‘elden ödemeler’ yapılmak yolu ile nice istismarlar yapıldığı da bilinen gerçeklerdir. Özellikle hizmet ve inşaat sektöründeki ödemeler ile bazı düzmece senetler Hukuk Devleti olmak iddiasındaki Türkiye'ye hiç de yakışmıyor.

Eğer ihaleler, ödemeler, şirket harcamaları kayıtlara düşülerek şeffaflaştırılır ve adil bir gelir dağılımına doğru adımlar atılmaya çalışılır ise özellikle yeni zenginler konusundaki homurdanmalar en aza indirilebilir. Bu gibi gerçekler kamuoyunda bilindiği için olsa gerek gençler daha çok bir okul ya da kurs bitirerek Devlet memuru olmak gibi bir eğilim içerisindedirler. Bu tür konular sanırım genel anlamda bir türlü resmiyet kazandırılamayan ‘Mali Disiplin’ açısından ve özel olarak da ‘maliyet muhasebesi’ bakımından büyük önem taşımaktadır.

Siyaset hiç bir biçimde ticaret için bir basamak olmamalıdır

24 Ocak Kararlarından sonra ‘para kazanmak için her yol mübahtır’ anlayışının egemen olduğu bir toplum olmaya başlanıldığı için toplumsal barışın sağlanmasının çok güç olduğu süreç uzadıkça uzayacaktır. Biliniyor ki ‘işini bilen’ herkes zengin olabilir. Yeter ki ‘siyasi destek’ ve ‘yürü kulum’ diyebilecek birileri olsun arkanızda. Bu açıdan bakıldığında ne çok zeki olmak, ne iyi bir eğitim almış olmak ne de çok güzel tasarılara sahip olmak gerekiyor. Gereken ‘siyasi destek’ yanında ‘evet efendimcilik’, ‘partizanlık’, ‘yalakalık’ ve son yıllarda dillere dolanan ‘yandaşlık’ gibi kimi özelliklerin de para kazanmak başarısını elde etmek gibi ağırlıkları olduğunu biliyoruz.

Toplumdaki köklü değerlerin aşındırılmasının bir başka yönü de sanırım para kazanmak yolunda onur kırıcı kimi açmazların içine düşmeyi gerektiriyor olmasıdır. Bu tür yollara girmeden kendi eğitimi, tasarısı, efendiliği ve alın teri göz nuru ile çalışarak başarıya koşanlara ne kadar övgü söylesek azdır. Bana göre zengin olmak artık önceki yıllara göre o kadar da kolay olmamalı. Her bir müteşebbis 'işi kılıfına uydurmak', 'vergi kaçırmak', 'aklanmak' ve 'emek istismarı' gibi yollara tevessül etmeyecek bir kişilikte olmak yanında yeni yasalar ile onlara bağlı yönetmelikler de hiç bir açığa meydan vermeyecek tutarlılıkta olmalıdır. Bu da siyasetin ticaret ve sanayi işlerdeki etkinliğinin sadece bürokratik engelleri azaltmak ve gerekli teşvik tedbirlerini sağlaması ile mümkündür.

Adında ‘adalet’ ve ‘kalkınma’ gibi özlemi çekilen iki kavram da bulunan Adalet ve Kalkınma Partisi Hükümeti ticaret, hizmet ve sanayi üretimi alanlarındaki emek ve para açmazlarını bakalım nasıl çözebilecektir. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 570
Toplam yorum
: 661
Toplam mesaj
: 131
Ort. okunma sayısı
: 980
Kayıt tarihi
: 14.09.08
 
 

1974'te H.Ü. Sosyoloji ve İdare Bölümü'nü yüksek lisans tezi ile bitirdim. 1976 yılında yapımcı y..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster