Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Ocak '09

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
814
 

Zengin olmanın sırrı

Zengin olmanın sırrı
 

Belki de Sıra Sizde


Nihayet beklenen gün geldi çattı… Nefeslerimizi tuttuk, önümüzde serili duran sofra beziyle arada bir alnımızdan akan terleri silerek heyecanla beklemeye koyulduk… O sırada kabak çekirdeği kasesiyle vedalaştım, helalleştim diğer elimdeki çay bardağını da “ne olur ne olmaz, ani bir harekette bulunurum da halıya çay dökerim” korkusuyla tepsiye bıraktım…

Nihayet beklentilerimize kavuşacak, canımızın istediğini alacak, yediğimizi önümüze koyacak yemediğimizi de sırası gelsin diye kuyruğa ekleyecektik… “Aman Allah’ım, sanki kalbim duracak”.

Fark ettiyseniz anlatmakta olduğum manzara evde; pijama, terlik, televizyon eskortluğunda ev halkı kombinasyonuyla geçirilen bir yılbaşı akşamına ait… Bu defa “eskiyen yılı” hızla akıp giden bir insan kalabalığında el yordamıyla bulduğumuz sıradan bir çöp sepetine atmak yerine, evimizdeki tertemiz, her bulaşık yıkama eyleminde elden geçirilen, içine temiz poşet konulmuş, arada sırada bir çürük meyve artıklarıyla kötü koksa da genelde güzel kokan mutfak çöpümüze attık… Sahiden…

Dedik ki, eski TRT illüstrasyonlarında gördüğümüz yaşlanmış, pörsümüş, beli bükülmüş “eski yıl” giderken, onun yerine gelen tıfıl/minik/çaylak “yeni yıl” kardeşimiz bu karda kışta dışarılarda üşümesin, evimizde sıcacık bir ortamda karşılayalım… Hem o daha tazecik, karnı da acıkmıştır, e bu yaşta içkiye alışması da pek hayırlı olmayacaktır, o halde önce bir çorbayla içini ısıtalım…

“Kaç yıl oldu saymadım köyden göçeli” diyen Barış Manço şarkısındaki gibi, kaç yıl oldu saymadım, yeni yıla evde girmeyeli diyorum… Minik ve tazecik “yeni yıl” kardeş bu defa bizi evimizde, doğal halimizle tanısın, araya mesafe koymuş olmayalım… Sonra birbirimize alışmak zaman alıyor, alıştık/alışıyoruz derken bir bakmışız gitme vakti gelmiş… Haliyle içimiz acıyor o zaman… İşte bu yıl bu dezavantajdan kurtulduk, yaşasın…

Hoş bizim hanım önceden patik ve hırka örmemiş ama olsun, bir koşu gidip yakındaki mağazadan da alabiliriz… Hazır almışken atkı, bere, eldiven de alırız, böylece nurtopu gibi “yeni yılımız” asla ve kat’a zemheriye teslim olmaz, içi-dışı sıcak durur… Zaten abur cubur desen evde bir depo dolusu var nerdeyse, hani kıtlık olsa bizi bir yıl idare edecek… Mebzul miktarda oyuncak filan da bulunduruyoruz, canı da sıkılmaz…

Gerçi bu “yeni yıl” karşılama âdetini kendilerince aşağılamaya çalışan, yeni yıl kutlaması yapanlara bir dolu hakareti kendine hak belleyen, güya Hakk’ın sözcülüğünü yapanlar varmış… Karakoç derlermiş onun şanına vay vay… (Alternatif yılbaşı partilerine katılanlara da aynı hakareti etmiş oluyor sanırım…) Yahu sana ne… İsteyen istediğini yapmakta özgür değil mi? Kimseye bir zararı yoksa bırak insanlar istedikleri gibi eğlensinler… İsteyen içer eğlenir, isteyen eğlenmez… Bak doğru mu yanlış mı diye tartışmıyoruz, doğru da olabilir yanlış da olabilir… Eleştirdiğim düşünce ya da inanış değildir, üslup yanlışlığıdır… Üslup yanlışsa söylediğin doğru da olsa fayda etmez…

Gelelim esas meselemize… İşte yeni yılı evde karşılamak için hazırlamış olduğumuz “ev ahalisi mızıka bandosu” tam gaz çekirdek çıtlatmaya devam ederken, beklenen o an geldiğinde nefesler tutuldu… Milli Piyango Genel Müdürlüğü ve noter erkânı arz-ı endam ettiler ve koca koca tel küreler dönmeye başladı… O anda telepatik ve parapsikolojik güçlerimi kullanarak üzerinde rakamlar bulunan, bilardo toplarının kuzeni olduğunu düşündüğüm “piyango topları” ile irtibata geçmeye çalıştım…

İyice konsantre olmalıydım ki toplarla iletişime geçebileyim, meramımı anlatabileyim ve onlardan medet ummanın temelini haklı bir gerekçeye oturtabileyim… Yoksa yol boyunca ayakta gitmeye devam edeceğim ve elimde nasırlar peydah olacak… Fakat bir türlü konsantre olamıyorum ki… Dişimi sıkıyorum, ıkınıyorum, etrafta konsantrasyonumu (futbolcu tabiriyle konsantremi) bozacak her türlü çıtırtıyı (kabak çekirdeği çıtlatma sesi, bardak sesi, parmak kütletme sesi) kestiğimden emin olduktan sonra yeniden ve daha yoğun bir şekilde odaklanıyorum…

Hayır, olmuyor… Sanırım oradaki kızlar engel oluyor iletişime… Altı üstü bir top tutacaklar fingir fingir kıpırdanıp duruyorlar ya, ondan zahir… Kadir Çöpdemir ağabeyimdeki fiziksel değişimin gözümde yarattığı beklenmedik durum psikolojisi de buna katkıda bulunuyor olabilir… Malum göbekten hallice bir durumdaydı evvelce… Diyet yapasıymış… Hâlbuki biz onu “göbek abi” olarak benimsemiştik, hem de yaldır yaldır…

Derken yeniden denedim, konsantre olmaya çalıştım, en nihayetinde baştan üçüncü sıradaki kızın durgunluğundan faydalanarak onun ardındaki küre ile irtibata geçebildim… Biletime göz attım, üçüncü hanede “4” rakamı vardı ve iletişime geçtiğim “tel küre”den söz aldım, yemin verdirdim, işi “sözünden dönen ne olsun”culuğa vardırdım… Sıra diğerlerine gelmişti, daha işim çoktu çünkü kafaya alınacak altı küre daha vardı…

Böyle böyle konsantre olmuş ve kürelerle irtibata geçmeye çalışırken telefon konuşmaları duyar gibi oldum, “herhalde Önder Sav’ın telefonu” diyerek aldırış etmedim, zira çekilişe az kalmıştı…

İşte ben böyle uğraşıp dururken ve geleceğimi çizerken pattadanak reklam girmesin mi? Eurovizyon reklamı… Eurovizyon Şarkı Yarışmasında bizi temsil edecek olan Hadise’nin şuh ve alımlı bakışlarını ekranda görünce hepten su koyverdim… Yahu zaten “Piyango Kızları”ndan yakayı kurtaramazken bir de bu çıktı, iyi mi?... Hele bir de aylardan Temmuz ise, (özür hatlar karıştı) hele bir de ardından şarkıyı dinleyince eklemlerim çözüldü, bir anda kendimi göbek atarken buldum… Transa geçip kürelerle irtibata geçmesi gereken beynim piyango işini transit geçmişti bile… Kuklaya dönmüş halimle şarkının bitmesini bekledim ama nafile…

Bunca çalkalamadan sonra artık nasıl konsantre olacaktım ki?… Normal şartlarda iki yönlü oynayabilen eklemlerim dört tarafa hareket edebilir hale gelmişti bile… Boynumu saymıyorum daha, o tam bir fırdöndü gibi olmuş, en kısa zamanda çimento döktürmem gerekecek… Bu durumda hayallerimi ertelemekten başka çarem de kalmamıştı hani… Başlığa bakınca büyük ikramiyenin bana çıktığını düşünmediniz umarım… Ben eklem zengini oldum çünkü… Teşekkürler Hadise…

Murat HACIOĞLU
2 Ocak 2009 Cuma

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 660
Toplam yorum
: 3284
Toplam mesaj
: 140
Ort. okunma sayısı
: 1611
Kayıt tarihi
: 08.12.08
 
 

Allah kimisine “Yürü ya kulum” demiş. Ben onu “Yürü, yaz kulum” anladım. Yürü anca gidersin manas..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster