Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

fisun gökduman kökcü

http://blog.milliyet.com.tr/kokcuffgk

04 Kasım '17

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
521
 

Zengül Öğretmenim'e Veda

Zengül Öğretmenim'e Veda
 

.    Az önce, bir kaç aydır kötü haber alma korkusuyla ertelediğim bir telefon görüşmesi yaptım sevgili dostlar. Şimdi bu satırları ağlayarak, hatta hıçkırarak yazıyorum. Yazmak zorundayım, çünkü içimdeki acıyı daha az hissetmemin, başka yolu yok.
 
.    Sevgili öğretmenim Zengül hanımın, iki ay kadar önce bu dünyayı bırakıp gittiğini öğrendim eşinden. Konuşamadım, telefonu kapattık. Hıçkırık sesime eşim koşup geldi. Bir müddet ağladım, ağladım... Şimdi, bu muhteşem insanı sizler de tanıyabilin diye, anlatmak, yazmak için bilgisayar başına oturdum. O'nu anlatmaya kelimelerim yeter mi bilmiyorum, ama deneyeceğim.
 
.    On yaşımdaydım. Babamın ve annemin görev değişikliği sebebiyle, Muğla Merkez Cumhuriyet İlkokuluna nakil olduk, kardeşlerimle beraber. Ben, Zengül öğretmenin sınıfına verilmiştim. Yeni bir okul, yeni bir öğretmen ve yeni arkadaşlar... Hatta o zamanın okul müdürü, babama ısrarla, Zengül öğretmenin çok iyi bir öğretmen olduğunu ve benim mutlaka onun sınıfına verilmem gerektiğini söylemiş ve beni de o sınıfa kaydetmiş. İyi ki de öyle olmuş, çünkü benim hayatımdaki en önemli dönemeçlerden biriydi bu durum. Bu gün ben bir şeyler başarabiliyorsam, tamamen öğretmenimin sayesindedir.
 
.    Sınıfa ilk girdiğimde, güzeller güzeli bir kadınla karşılaştım. Ama tamamen doğal bir güzellik, sanki içinde bir ışık varmış ta, dışına vuruyormuş gibi. İlk aklımdan geçen düşünce, "büyüdüğümde ben de böyle olmak istiyorum" olmuştu. Daha hiç bir şey yapmadan, sadece dış görünüşüyle, bana inanılmaz bir örnek olmuştu. Konuşmaya başlayınca ise büyülendim... Nezaketle seçilmiş cümleler, sakince ve içtenlikle dinleyişi, karşısındaki çocuğa, "çok değerli bir bireysin sen" mesajını öyle güzel veriyordu ki, anlatamam. Bu yönünü de ilerde öyle olmak adına, beynime kaydettim.
 
.    Sınıfımız, sosyo-ekonomik açıdan düşük bir sınıf gibiydi, ama öğretmenim her şeyi öyle güzel dengelerdi ki, hepimiz aynıydık. Hepimizi aynı ölçüde sever ve ilgilenirdi. Hiç kimseyi dövdüğünü görmedim mesela. Kabahat işlediğimizde, o tatlı gülümsemesiyle gözümüze bakması, bizi bitirirdi zaten. "Ne yaptığını biliyorum ama aramızda sır kalsın bu, sen de bir daha yapma e mi?" dercesine bir gülümseme... Bu gün bile gözlerimin önünden gitmiyor bu gülümseme...
 
.    Ben, o sınıfa gelene kadar, hep Fahriye ismimle çağrıldım. Babaannemin adıydı ve hep böyle çağrılmıştım on yaşıma kadar. İsimle bir alıp veremediğim yoktu ama ismin asıl sahibi olan babaannemle, çözemediğimiz kişisel çatışmalarımız vardı. Artık bu isimle çağrılmak istemiyordum, ama bir şey de yapamamıştım şimdiye kadar. Ta ki okul değiştirinceye dek. Zengül öğretmenim sınıfa girdi ve arkadaşlarıma, "yeni bir arkadaşınız daha oldu, hadi şimdi kendini tanıtmasını isteyelim ondan" dediğinde, ben hemen, çok ani ve çok radikal bir karar alarak, ikinci adımı söyledim. "Benim adım Fisun" dedim ve kendimi tanıtmaya koyuldum. Öğretmenim kısa bir şaşkınlık anı yaşadı. Besbelli ki, öğretmenler odasında, annem ve babamla görüşmüş (her ikisi de aynı okulda öğretmendi), benim hakkımda ön bilgiler edinmiş, adımı da Fahriye olarak beynine kaydetmişti. Ama o çok akıllı, karşısındakinin duygu ve düşüncelerine çok saygı duyan koca yürekli kadın, canım öğretmenim, beni hiç bir şekilde bozmadı. Benim ismim konusundaki hassasiyetimi anladı ve saygı gösterdi. Ben onun için artık daima Fisun'dum... On yıllık Fahriye, hatta Pisi şivesiyle Vahriye, bir anda Fisun oluverdi. İsmimin anlamını takip eden güzel gelişmeler, hep bundan sonra yaşandı. Zira Fisun, Arapça'da efsun, büyü, sihir demekti...
 
.    Öğretmenimden her gün yeni bir şeyler öğreniyordum. Anne ve babam da öğretmendi ama onların anlattıkları değil, öğretmeniminki doğruydu benim için hep.
 
.    Bir gün hastalandım, okula gidemedim. Akşam olduğunda, öğretmenim bir kitapla çıkageldi evimize, beni öptü ve "hastayken yatağından çıkma, çabuk iyileş, ama beynin de tembelce uyumasın, çalışsın" diyerek kitabı verdi. Ben çok sevindim tabii ki, kitabı okuyup bitirdim. Kendimi o kadar ayrıcalıklı hissetmiştim ki, üzerime bir kibir geldi, anlatamam. İyileşip okula döndüğümde, arkadaşlarıma kendimce hava atmaya başladım, "öğretmenimiz bize geldi" diye. Aldığım cevap, egomun yerlerde sürünmesine neden oldu, hayatımın dersini aldım o gün kibirlenme konusunda. Benim canım öğretmenim, tüm arkadaşlarımın evine gitmiş türlü vesilelerle... Dedim ya, herkes aynıydı onun için diye...
 
.    İlkokul biterken, sınavlar vardı eskiden... Şimdilerde, ortaokul biterken yapılıyor, o zamanlar ilkokul biterken oluyordu. Bizim için bu sınavlar, bizim okul, hele de bizim sınıf, gariban ailelerden oluştuğu için, özel okullar ya da anadolu liseleri filan değil, parasız yatılı okunabilecek ne kadar devlet okulu varsa, onların sınavı konumundaydı. Hayati bir sınavdı açıkçası. Öğretmenimiz de bizi sınava hazırlamaya başladı yavaşça. Ama biz bir sınava hazırlandığımızın farkında bile değildik. Bu durumun bizde yaratabileceği stresi çok iyi bildiği için, olabildiğince neşeli ve güzel bir ortamda hazırladı bizleri öğretmenim. Hatta ders çıkışı bizleri evine çağırır, önümüze sütlerimizi ve kurabiyelerimizi koyar, bizi bizler sıkılana kadar çalıştırırdı. Bu derslere, komşularının çocukları da katılırdı çoğu kez. Hep beraber, hem eğlenirdik, hem çalışırdık. Muğla-Merkez'deki Kırk bir evler denen evlerden birinde oturuyordu. Bahçe içinde, kendisi gibi bin bir çiçek dolu bir ev... En güzel çiçek ise, benim canım öğretmenim... 
 
.    Bu neşeli çalışmalar meyvesini verdi ve hepimiz, hayatımızı kurtaracak şekilde, bir yerleri kazandık. Ben, İstanbul Kandilli Kız Lisesi'ni kazanmıştım. Yaşım küçük diye ailem göndermemişti. Bir de uzak dediler... Ama arkadaşlarımın pek çoğu, öğretmenimizin özverileri sayesinde okudu ve meslek sahibi oldu. Eminin ki kıymetini biliyorlardır. Tersi bir durumda, "vefasızlık ediyorlar" demek gelir içimden...
 
.    İlkokul biterken, öğretmenimden ayrılmak çok zor gelmişti bana. Ama her zaman görebileceğimi düşünerek, kendimi avutmuştum. Öyle de oldu, hep görüştük. Her başarımda, "çocuğum, seninle gurur duyuyorum" derdi. Başarısızlıklarımda ise, "ben senin bunu da aşabileceğine inanıyorum çocuğum, sen bu güce sahipsin" der, beni bir kere daha motive ederdi. Bu "çocuğum" kelimesi de bana öğretmenimden mirastır. Küçük ve ergen hastalarıma, ben hep böyle hitap etmişimdir. Çünkü çok sevecen ve sarmalayıcı bir yanı vardır ve daha ilaç bile vermeden iyileşmeyi başlatır bu kelime, güveni oluşturur.
 
.    Lise sona geldiğimde, üniversite sınavlarına hazırlanmam gerekmişti. İşte benim canım öğretmenim, elinde ne kadar kitap, dergi varsa getirmiş, üstüne bir de dünya kadar para vererek (insanların sineğin bile yağını hesapladığını düşünürsek) Ankara'dan bana, geçmiş tüm sınavların sorularının olduğu kitaplar satın almıştı. Beni bir kez daha düşünmüştü. Ben bu kitaplara çalışarak, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesini kazandım, bir de öğretmenim beni her şeyi yapabileceğime inandırdığı için... 
 
.    Sonraki yıllarda da okulum bitip, evlenip, uzaklarda çalışmaya başladığımda bile, hiç ayrılmadık öğretmenimle, telefonla da olsa hep görüştük. Muğla'ya geldiğim zamanlarda hasret giderdik. Her zaman yanımda gibiydi benim.
 
.    Muğla'ya tayin isteyip geldiğimizde, çok sevindi öğretmenim. Artık daha sık beraber olup, görüşüyorduk. Bir kaç yıl öncesine kadar, her şey yolundaydı. Bir gün, bayramdı sanırım, ziyaretine gittiğimizde, bana öyle bir şey söyledi ki, dondum kaldım. Ne diyeceğimi bilemedim. Öğretmenim bana, "alzheimer oldum ben çocuğum" diyordu... Kütüphaneler dolusu okuyan öğretmenim, bir gün bunların hepsini unutacağını söylüyordu. Bana hastalığıyla ilgili her durumunu anlattı. Şifa olmadığını biliyordu ama hem kendini, hem beni hazırlamaya çalışıyor gibiydi gelecekteki durumlara. O gün, çok konuştuk, hastalığını elden geldiğince durdurmaya çalışmanın en önemli şey olduğunu filan anlattım ona ama, gelin bana sorun, nasıl anlattım... Duygularımı belli edip, onu demoralize etmeyeceğim diye neler yaşadım o bir-iki saatte, bir ben, bir de Allah bilir...
 
.    Alzheimer, çok hızlı ilerleyen bir hastalık, bunu biliyorum ya, unutma sürecini yavaşlatmak için, çok sık telefon etmeye başladım öğretmenime. Neredeyse haftada bir konuşur olduk. Bazen, yeni konuştuğumuzu unutup, tekrar arardı canım öğretmenim. Her telefon konuşmamızda, her ziyaretimizde, adım adım unutmaların çoğaldığını görüp, kahroluyordum ama elimden de başka bir şey gelmiyordu ne yazık ki...
 
.    Bundan iki yıl kadar önceydi sanırım, ziyaretine gittik öğretmenimin. Burada beni kötü bir sürpriz bekliyordu. Artık, sevgili eşinden başka her şeyi unutmuştu, sevgili eşi de güvenli olması açısından, bir bakıcı işe almıştı. Bakıcı olan hanım, iyi bir kadındı ama öğretmenimi diğer insanlar gibi düşünmüştü besbelli, ama yanılmıştı. Öğretmenim asla baş eğmiyordu. Oyalanması için bakıcı kadının eline tutuşturduğu yünden yumağa öfkeyle bakıp, "benden bunu tekrar tekrar dolayıp durmamı istiyor bu hanım, sence de çok anlamsız değil mi bu çocuğum?" dediğinde, bu sinsi hastalığın bile, öğretmenimin zarafetinden, naifliğinden, zekasından ve asil üslubundan hiç bir şey eksiltemediğini anlamıştım. Bizi tertemiz giyinmiş, güler bir yüzle karşılamıştı her zamanki gibi. Her şey aynı gibiydi. Tek fark, beni hatırlayamaması idi. Bunun sıkıntısını yaşıyordu besbelli ki canım benim. Beraberce sarıldık, ve öylece kaldık uzun bir süre... Başını kaldırıp bana baktığında, gözlerindeki ışığı gördüm ve anladım ki biraz hatırladı. Hemen beni bahçeye doğru çekti, en güzel çiçeklerinden birini koparıp uzattı. "Sen çok seversin çiçekleri çocuğum" dedi. Nasıl da hatırlamıştı çiçekleri çok sevdiğimi bilmem. Bahçesinde ders çalışırken, ben hep gidip gidip çiçekleri  koklar dururdum, o da derse beni geri çekebilmek için, bir demet çiçek toplar, suya ıslar, masaya getirirdi. Ben de çiçekleri koklaya koklaya soru çözerdim. Bunu hatırlamıştı işte, ben dayanamadım, ağlamaya başladım. Biliyordum artık, kesin emimdim. Bu beni son kez hatırlayışı idi. Beynini hırpalarcasına hatırlamaya çalışıyor, bu da öğretmenimi pek çok yoruyordu. Son kez vedalaştım öğretmenimle. Bir daha görüşemeyeceğimizi hissediyordum. O'nun arkamdan el sallayışı, hala gözlerimden gitmiyor. Eve geldiğimde, kendimi zorla tutmuş olmanın da stresiyle, saatlerce ağladım, günlerce kendime gelemedim. Bana verdiği son veda hediyesini, çiçeğini, günlerce suda tuttum, çürüdü, atamadım. Sanki onunla aramdaki son bağ gibiydi, o da giderse, kendimi kötü hissedecektim. Ama gitti çiçek, öldü...
 
.    Son ziyaretimden kısa bir süre sonra, öğretmenimin telefonunu aradığımda, numaranın kullanılmıyor olduğunu söyleyen o mekanik ses, beni öldürdü sanki. Hemen eşiyle görüştüm, hayır, ölmemişti ama artık evde de kalamayacak haldeydi. İzmir'de bir bakım evine yerleşmek zorunda kalmışlardı. Artık öğretmenim yerine eşiyle görüşüyordum. Sağ olsun, çok nazik bir insandır kendisi, benimle çok ilgilendi, öğretmenime duyduğum sevgiyi çok iyi algıladı ve hep saygı duydu, müteşekkirim...
 
.    Evimde her yerde, öğretmenimin bana verdiği hediyeler var, bir kitap, bir kase, bir mutfak önlüğü, bir vazo... Ama en önemli hediyesi, beni bana vermesi oldu... 
 
.    Bu gün ben çok sarsıldım, ama eminim ki bana bir yerlerden, "topla kendini çocuğum, sen bunu da aşabilirsin, sana güveniyorum" demekte... Ah öğretmenim, bundan şimdilik pek emin değilim... Gözyaşlarıma söz geçiremiyorum çünkü...
 
.    Veda etme zamanı geldi öğretmenim. Seni hep çok sevdim, daima da seveceğim. Senin bana kattığın şeylerle, senin bir yansıman olarak yoluma devam edeceğim... Işıklar içinde kal öğretmenim...
.
. Dr. F.Fisun Gökduman Kökcü-04.11.2017-Muğla-Menteşe
 
Nur Eşmeli, Abbas Oğuz bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmaktadır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

...Hadi ama artık...bekliyoruz...:)))...saygıyla,her zaman...

nedim üstün 
 26.01.2018 8:36
Cevap :
Ah Nedim üstadım.Çok özür dilerim.Bu aralar o kadar çok depresifim ki, elim bir türlü ne saza, ne yazıya gitti.Ama sizin bu değerli çağrınıza kulak verip,elimden geleni yapmaya çalışacağım.Saygılar ve sevgiler değerli üstadım...  29.01.2018 19:49
 

...Başınız sağ olsun...sabır diliyorum size...saygıyla...

nedim üstün 
 06.12.2017 9:21
Cevap :
Teşekkür ederim üstadım. Hala kendimi yazı yazabilecek kadar iyi hissedemedim. Benim için çok önemli bir insandı. Sevgi, saygı ve selamlarımla efendim...  06.12.2017 13:53
 

Çok üzüldüm. Başınız sağolsun. Keşke bütün çocuklar sizin kadar şanslı olabilse. Ömrünü iyilikle, güzellikle tamamlamış hocanız. Sizin gibi değerli öğrencileri sayesinde güzellikleri yaşamaya devam edecek... Sevgilerimle

SAYHAN 
 05.11.2017 12:19
Cevap :
Teşekkür ederim sevgili Caroline. Umarım, böyle öğretmenler çoğunluktadır. Hassasiyetiniz ve yorumunuz benim için çok değerli, bunun için ayrıca teşekkür ederim. Sizin yazılarınızda da o iyilik ve güzelliği çok derinden hissediyorum. Selam, saygı ve sevgilerimle... Sağlıcakla kalın...  05.11.2017 17:05
 

İşin sırrı insandaki potensiyeli farkedip onun neler yapabileceğini hissedebilmek.Sizi keşfetmiş ve ilgilenmiş sizinle ne güzel...Ruhu şad olsun öğretmeninizin.Başınız sağolsun Fisun hanım.Sabır ve güç diliyorum size.Selam ve saygılarımla sağlık içinde kalınız.

Abbas Oğuz 
 04.11.2017 22:43
Cevap :
Öğretmenim bambaşkaydı Abbas Bey.Şimdi böyle öğretmenler var mı bilmiyorum, umarım vardır.Kıymetli yorumunuz için çok teşekkür ederim.Selam, saygı ve sevgi bizden efendim.Sağlıcakla kalın.  05.11.2017 10:08
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 240
Toplam yorum
: 690
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 280
Kayıt tarihi
: 24.08.11
 
 

Evli ve bir oğul annesi, emekli tıp doktoruyum. Paylaşacağım linkte, halk müziği ile ilgili çalış..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster